İşler ciddileşmeye başlayınca grup kurma ihtiyacı doğuyor. Belçika’da bir yarışmada tanıştığı Les Mistigris (Francis Lonneux-davul, Jean-Paul Van Der Bossche-bass, Christian Lacombes-gitar) adlı grupla anlaşıyor. Onlarla 1966 yazında Türkiye’ye geliyor ve bu birliktelik 1967’ye kadar sürüyor. Les Mistigris’le, Aman Avcı Vurma Beni, Bizim Gibi (Kol Düğmeleri), Seher Vakti, Big Boss Man, Good Golly Miss Molly parçalarını plak yapıyor, konserler veriyor. Kol Düğmeleri’nin plak olan ilk versiyonu bu.
Village People üyelerinden kovboy Dave Forrest ile Kızılderili Felipe Robe eşcinsel, diğerleri hetero. Sahnede rollerini başarıyla becererek özellikle LGBT camiasının derin teveccüğünü kazanıyorlar. 1978’de grup üçüncü albüm Cruisin’in kayıtlarına başlıyor. Ancak, albümü sattıracak flaş parça yok henüz. Jacques Morali’nin aklına Randy Jones’la (kovboy) ilk karşılaştığı mekan geliyor: Y.M.C.A. Burayı anlatmaya karar veriyor ve 20 dakikada şarkının sözlerini, melodisini çıkarıyor. Son dokunuşları ise Victor Willis’e (polis) bırakıyor.
Ebcioğlu şarkıyı kendisi için hazırlıyor. Sonra aklına Ajda Pekkan geliyor. Onun sesine çok yakışacağını düşünüyor. Şarkı, Regal etiketiyle Kasım 1967’de satışa çıkıyor. Pekkan’ın daha önce de plakları olmasına karşın, İki Yabancı ‘Ajda Pekkan’ın ilk plağı’ olarak tanıtılıyor… Eleştirmenler, Pekkan yorumunu çok beğeniyor ve iyi şarkıcı olduğunu yazıyor. İki Yabancı çok satıyor…
Besteci ve düzenlemeci Horace Ott, kız arkadaşı Gloria Caldwell ile ayrı kaldığında Don't Let Me Be Misunderstood’un bir bölümünü notalara döküyor. O günlerde Bennie Benjamin ile Sol Marcus, caz şarkıcısı Nina Simone’nin Broadway-Blues-Ballads albümünü hazırlıyor. Yıl 1964; Horace Ott’un yarım bestesini de alıp bitiriyorlar ve Simone’nun yorumuyla albüme koyuyorlar. Ott aynı zamanda şarkının düzenlemelerini yazıyor ve kayıtlarda orkestrayı yönetiyor.
Televizyon dizileriyle geçmişin hit şarkılarını keşfetme ya da anımsama keyfimiz sürüyor. Son olarak Exxen’in favori dizisi Gibi’de kullanılan Of Deli Gönül’le müziksever zaman tünelinde şöyle bir 20 yıl öncesine giderken bestecisi ve yorumcusu Tarık da medyaya bir süreliğine misafir oldu… Mayıs 2001; dönemin gözde yarışması Bizi Biri Gözetliyor’un ilk sezonuna gitarıyla katılmış Tarık, beyazcamın sunduğu şöhreti sonuna dek kullanmak amacıyla ilk solo albümü Of Deli Gönül’ü piyasaya sürüyor.
Şarkıların hepsi çok iyi; ama The 5th Dimension grubunun seslendirdiği Let The Sunshine in ile Aquarius'un yeri ayrı. ABDli grup The 5th Dimension müzikali ve müzikleri sahnede keşfediyor. 1969’da bir araya getirip bir medley esprisinde 45’lik olarak yorumladığı müzikalin parçaları Aquiarius ile Let The Sunshine in ie grup büyük başarı kazanıyor ve platin plakla ödüllendirilen yapıt Billboard listelerinde ilk sıraya yükselirken, 1970’de yılın kaydı ve en iyi vokal performansı dallarında Grammy alıyor.
Listelerin en üstlerinde gezerken Zerrin’e starlık yolunda bir başka güçlü şarkı daha lazım. Önce volümlü sesini kontrolü öğreniyor ve sonra işe koyuluyor. Beklediği şarkı, 1980 tarihli ikinci uzunçaları Sevgiler’in repertuvarında saklı. Yapıtın üçüncü parçası Her Şey Seninle Güzel, arabeskin piyasayı ele geçirdiği dönemde yerli pop için adeta bir vaha oluyor. Sözleri Çiğdem Talu, bestesi Melih Kibar’a ait Her Şey Seninle Güzel, 1977’de hazır olmasına rağmen, önemli bir rötarla Zerrin’in albümünde kendine yer buluyor. Böylelikle Zerrin de Talu-Kibar ikilisinin sihirli değneğinin dokunduğu isimler arasına giriyor.
1963’te Salacak’ta Athar Beşpınar’a tekne ısmarlıyor. Kötü hava şartlarına dayanıklı, makineleri güçlü bir yelkenli tasarlanıyor. Boyu on bir metre ve Marmara için arananlardan çok daha sağlam… Hedef, dünya turu çünkü. Sadun Boro ile eşi Oda, Kısmet adını verdikleri tekne ile yola koyuluyor. Fırtınalarla, dev dalgalarla savaştıktan sonra vardıkları Kanarya Adaları’nda mürettabata kedileri Miço da katılıyor. Borolar ile Miço, 1965’te başlayan ve iki yıl 10 ay 6 gün süren yolculuktan sonra 15 Haziran 1968’de vatana ulaşıyor.
1973 tarihli şarkı aslında Bob Marley ile grubu The Wailers'ın. Eric Clapton 1974'te I Shot The Sheriff'in coverını yapıyor, 461 Ocean Boulevard albümüne koyarak İngiliz listelerinde kendine yer buluyor ve o dönem Marley'den daha tanınır olduğu için parçanın ekmeğini yiyor. Clapton uyuşturucu sorunu nedeniyle yaklaşık üç yıldır sahnelerden uzak. İnsanlardan uzak bir yerde yaşarken bol müzik dileme olanağı buluyor, özellikle de reggae gruplarını. Yapımcı Tom Dowd da, listelere güçlü dönebilmesi için elinden geleni yaparak Clapton'la çok ilgileniyor, cesaretlendiriyor.
Haziran 1977; Bodrum. Ali Kocatepe bir arkadaşından Sabahattin Ali'nin Değirmen, Dağlar ve Rüzgar adlı kitabında yer alan Melankoli şiirini dinliyor, çok etkileniyor. İstanbul'a gidince kitabı satın alıyor. İki günde şiiri besteliyor. Kocatepe'nin 'Nereden Geldi Bu İlham Perileri' kitabında anlattığına göre, Sabahattin Ali'nin yeğeni Reşit Ertüzün, şiirle ilgili anısını şöyle aktarıyor:
Guns N' Roses'ın en bilinen şarkısı; hüzünlü, melankolik. Adı da öyle. Elektro gitarın başrole soyunduğu en güzel aşk şarkılarından. Ayrıca, rock tarihinin en ilginç finallerinden birine sahip. Parça boyunca sakinliğini koruyan Slash'in gitarı sona doğru hard rock sularına girip coştukça coşuyor. Grunge modasının bütün mevzileri ele geçirdiği dönemde 'hard' aleminin sıkı bir cevabı gibi...
Türkiye’de aranjmanın hakim olduğu günler. Seyyal Taner için, bizim popun ‘cici babası’ Enrico Macias’dan Je Suis Content Pour Toi seçiliyor. Ülkü Aker sözleri yazıyor. Düzenlemelerin emanet edildiği Norayr Demirci vasat parçaya öyle canlı hava veriyor ki, şarkı çok kısa sürede Seyyal Taner’i Türkiye’nin dört bir yanına tanıtıyor.
Reggae deyince akla gelen ilk isim Bob Marley’nin en çok bilinen şarkısı No Woman No Cry seneye 50. yaşını kutlayacak. Marley’nin sevdiği kadına söylediği şarkı mesaj dolu. Sevgilisiyle yaşadığı iyi, kötü bir dolu anıyı dillendirirken ona güçlü olmasını, ağlamamasını, başını dik tutarak ilerlemesini ve her şeyin güzel olacağını söylüyor. Bir grup eleştirmene göre, ortada sevgili filan yok; Marley, ezilmiş kıta Afrika’ya hitap ediyor…
Sonra sıra Bu Son Olsun’a geliyor. Müthiş bir balad bu. Karaca’nın benzersiz yorumu, Soyarslan’ın enfes gitar solosu ve duygusal sözlerle ‘umudun şarkısı’ oluyor Bu Son Olsun. Sıra dışı konserler, stüdyo çalışmaları devam ederken Apaşlar bir ‘türkü grup’ ruhuna kavuşamamanın sancılarını çekiyor, Mehmet Soyarslan’la Cem Karaca arasındaki fikir ayrılıkları gün geçtikçe su yüzüne çıkıyor.
Hollanda'da Relight Studios’ta kaydedilen parçaya Follow Me, Follow You adı veriliyor ve albümün ilk 45’liği (B yüzü Ballad of Big) olarak Mart 1978’de çıkıyor. Buram buram pop kokan Follow You, Follow Me, parçaya fazla bel bağlamayan grup üyeleri dahil, herkesi şaşırtarak İngiltere listelerinde ilk 10’da dolaşıyor, ABD’de ilk 40’a giriyor, kadın dinleyiciyi konserlere çekiyor ve Genesis’i uluslararası pazarla tanıştıran ilk parça oluyor.
Doksanlar’da poptaki patlama çatlamanın devamında en üretken isimlerinden biri oluyor Candan Erçetin. Şarkıları bizim tadımıza uygun her şeyi barındırıyor: altyapıda modern soundlu vurmalılarla ziller bir arada. Balkanlar, Türk Musikisi, Anadolu, Akdeniz adlı sınırları pek belli olmayan meşhur tat ve tango iç içe, tam bir harman. Hiçbiri diğerine galip değil; hepsinden bir tutam. Remixler de işin bonusu…
Tom’s Dinner’ın biraz gölgesinde kalan Luka, aynı adlı gerçek bir çocuğun öyküsü. Parkta diğer çocuklardan farklı bir yerde durup oynayan Luka’yı izledikten sonra yazıyor şarkıyı Suzanne Vega. Luka’nın ailesinden şiddet gördüğünü de biliyor. Anlattıkları kalplere çok dokunuyor ve Luka yılın en özel şarkısı olarak kabul görüyor. ABD Bilboard listelerinde üçüncü, İsveç’te de ikinci oluyor Luka.
Türk çocuklarının yardımıyla altı parasını stüdyoda kaydediyor ve bantları kaptığı gibi Unkapanı’na geliyor. Tamamen amatör kamerayla çektiği görüntülerden oluşan Yat Geliyorum şarkısının klibini de TV kanallarına dağıtıyor önce. ‘Erotik bu, ne biçim ismi var’ yorumlarına kurban giden klip fazla yayınlamıyor ve ‘Yat Geliyorum’daki ‘kara mizah’ı anlamak istemiyor televizyoncular.
Benny Andersson, Björn Ulvaeus ile Stig Andersson’un bestesi Mamma Mia, ABBA’nın üçüncü albümünün açılış parçası olarak seçiliyor. Eylül 1975’te 45’lik olarak da yayınlanan Mamma Mia, Waterloo’dan sonra İngiltere’de liste başı olabilen ilk ABBA parçası olarak müzik tarihindeki yerini alıyor. Aynı başarıyı Avustralya, İrlanda, İsviçre, İngiltere, Türkiye, Federal Almanya listelerinde de tekrarlıyor. Bugüne kadar yapılan ‘en iyi ABBA şarkısı’ anketlerinde sürekli ilk beşte. Marimbanın büyüleyici ritmiyle açılan parça o kadar seviliyor ki, adına yazılan müzikali Broadway’de 5700 kez sahneleniyor, Hollywood filmlerini yapıyor.
Mayıs 1995; müzik kanallarında arada sırada yayınlanan siyah-beyaz bir videoklipte çiçek pantalonlu Mikelam adında genç şarkıcı gecekondu mahallesinde koşuyor, alaturkayla rock arası ritmik bir şarkı söylüyor. Önce pek dikkat çekmeyen, sonra sonra beğenilmeye başlanan Her Gece adlı şarkının klibi, Bruce Springteen’in Streets of Philadelphia klibinin yerli versiyonu gibi.
Müzik listelerinde Göksel ‘Pekiyi Öyle Olsun’la birinci, Cem Adrian ile Teoman ‘İstanbul’da Sonbahar’la ikinci, M Lise ile Sefo ‘O Bi’ Tane ile üçüncü oldu.
Türkiye´nin büyük kentlerinde yayında olan radyo kanallarının geniş listesi
Sıla, yeni şarkısı “Kötü Kötü” ile müzikseverlerin karşısına çıktı. Nisan ayında yayımlanacak yeni albümü “Kafa Yüksek Kalp Kırık”ın ikinci teklisi olan “Kötü Kötü”, söz ve müziğiyle yine Sıla imzası taşıyor. Şarkının düzenlemesi Tolga Şanlı’ya ait.
ABD'li şarkıcı-söz yazarı Tori Amos bu baharda yayınlanacak ve Amerikan demokrasisini ele alacak, özgün ve politik şarkılardan oluşan yeni albümüyle ilgili konuştu. 1 Mayıs'ta çıkacak "In Times of Dragons", Tori Amos Amos'un kendi sözleriyle, 'tiranlığa karşı demokrasi mücadelesi hakkında metaforik bir hikaye'.
Post Truth filminin müzikleri, tarihte ilk kez yapay zekâ destekli bir üretim sürecinden doğan soundtrack albüm olarak müzik ve sinema tarihinde yeni bir eşiğe işaret ediyor. Alkan Avcıoğlu'nun, yurtdışında da ses getiren uzun metraj belgeseli Post Truth için bestelenen bu albüm, filmin kavramsal omurgasını müzik diliyle genişleten bağımsız bir eser olarak konumlanıyor. İki yılı aşan bir üretim sürecinde, binin üzerinde yapay zekâ destekli kompozisyondan süzülen soundtrack, gitgide dijitalleşen hayatlarımızın parçalanmış gerçeklik algısını doğrudan sesin yapısıyla kuruyor. Albüm, yalnızca bir film müziği olarak değil; çağdaş dünyanın işleyişini, ritmini ve gerilimini kaydeden işitsel bir harita olarak konumlanıyor.
O dönem, Liverpool takımının stadı Anfield Road’daki maçların devre arasında, haftanın en dikkat çekmiş 10 şarkısı futbolseverlere dinletiliyor. Bunların arasında yer alan You’ll Never Walk Alone çok dikkat çekiyor ve şarkı zamanla ilk 10 listesinden düşse de tribünler tarafından söylenmeye devam ediyor. Devamında, Gerry and The Peacemakers grubu Liverpoollu futbolcularla TV’de şarkıyı canlı söylüyor ve takımın marşı haline gelen You’ll Never Walk Alone bir ay boyunca İngiliz müzik listelerinde zirvede kalmayı başarıyor.
Yerli müzikte Eypio, Yeraltı’yla birinci, Semicenk 'Çıkmaz Bir Sokakta' ile ikinci, Manifest grubu Başrol Sensin’le üçüncü oldu.
Rock ve müzik tarihinde bugün neler yaşandı? İşte tarihin sayfalarından birkaç önemli not:
Genç yaşına karşın uzun yıllardır rap müzikle uğraşan ´sinemamuzik.com´ okuru Emre Onaran sitemiz için rap şarkı yazdı. Yapıtını arkadaşı Uygar´la (Ragyu) birlikte seslendiren Emre Onaran´ın (Sürgün) videosu fotoğrafı tıklayınca:
Sevilen şarkılar, Baki Kemancı’nın orkestra şefliğinde, Seda Gökkadar’ın yorumu ve sunumuyla bugün 20.45'te TRT Müzik'le yayınlanacak Bir Hoş Seda programında ekrana geliyor.
Ersen’in yoldaşı olacak Dadaşlar grubunun kuruluşuna daha iki yıl vardır ve bu parçaların kayıtlarında Kardaşlar’dan Seyhan Karabay akustik gitar ile ıklığı, Taner Öngür bas, gitar ve kaşığı, Hüseyin Sultanoğlu davul ile bongoyu çalar; gitar ve bağlama bölümleri de Zafer Dilek’in elinden çıkar. Derli Kaval ve Kozan Dağı ile Ersen, Anadolu Pop’ta ağırlığı hissedilen bir isimdir artık. Kozan Dağı’na Ersen’in bestesi Anadolu ozanlarını aratmayacak derecede başarılıdır; Zafer Dilek’in düzenlemesi de.
İsmi Açık Hava Tiyatrosu; halkın ağzında Harbiye Açıkhava; kartvizitinde ise ‘Türkiye’nin Müzik Mabedi’ yazılı. Hem ülke, hem dünya kültür tarihinde bir Royal Albert Hall, Madison Square Garden, Olympia kadar önemli ve değerli bir amfitiyatro. Kent mimarisi için de önemli merkez. Batılı örneklerine benzer şekilde bir eğlence vadisinin ortasında bulunuyor. En üstte Hilton, biraz altında, günümüzde adı İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı olmuş meşhur Spor ve Sergi Sarayı, Açıkhava Tiyatrosu, Küçük Çiftlik Park lunaparkı ve ismi sürekli değişen stadyum…
Paste dergisi, post punk, synth-pop, hip-hop gibi akımların kendini iyice gösterdiği 1985 yılının en iyi albümlerini incelemeye alıp, 30 yapıtlık liste hazırladı: