NAİM DİLMENER'LE GEÇMİŞ ZAMANIN İZİNDE

HER DEM YENİ TÜRKÜ

26 Eylül 2020 Cumartesi 20:34
NAİM DİLMENER'LE GEÇMİŞ ZAMANIN İZİNDE

DMC, çok güzel, çok şık, çok önemli, çok kıymetli bir kutu daha yayınladı: “Yeni Türkü Koleksiyon 2”. “Günebakan / Dünyanın Kapıları”, “Vira Vira” ve “Her Dem...”den oluşan ilk “Koleksiyon” paketinden sonra bu ikincisinin de yayınlanmış olması, 80 ve 90’lı yıllara damgasını vurmuş bu efsane grubun neredeyse bütün şarkılarının ‘ulaşılabilir’ olmasını sağladı. Bir kısım insanın çok sevdiği ilk albüm “Buğdayın Türküsü”, farklı bir kadro ile yapılmış olmasına rağmen grubun bütün varoluş nedenlerini, ruhunu aynen muhafaza eden “Yeni” ve arada bir yerde başvurulmuş bazı mix ile (bir kısmı canlı) versiyonlar hariç, altı disklik bir toplama ulaşan bu “Koleksiyon...” serisi, 12 Eylül günlerinin akışına kendisini bırakmayan – teslim etmeyen Yeni Türkü’nün gücünü yeniden gözler önüne serecek. İlk albümünü 1979 yılında yayınlayan bu grup, kısa bir zaman sonra ortalığı inleten çizme seslerine (çoğu meslekdaşının aksine) kapılıp gitmemiş ve ağır – imha edici şartlara rağmen ‘yeni bir yol’ bulmayı başarmıştı. “Firuze”lerin bedel ödemekten söz edip ağladığı – sızladığı, Ankara’dan yola çıkan (sonraları kendilerine ‘Büyük Usta’ ünvanını uygun görecek) pop – arabeskçilerin istila ettiği, herkesin (bol merdivenli – çok kostümlü) ‘Dormen Müzikalleri’ni görmek için kuyruğa girdiği o (artık bize çok saçma ve bir o kadar da anlaşılmaz görünen) günlerde; Yeni Türkü, belki artık “Buğdayın Türküsü”nü seslendiremeyeceğini ama hem ‘söz’ hem de ‘müzikal’ açıdan daha kapalı, daha örtük bir ‘dil’ geliştirebileceğini ve ruhunu satmadan var olmayı sürdürebileceğini düşünmüş, düşünmekle kalmayıp çalışmalara başlamış ve bunu başarmıştı. Bütün bu hazırlıkların – çabaların manifestosu da (“Koleksiyon 2” içinde yer alan) “Akdeniz Akdeniz” albümü olmuştu. Grubun, son derece yerinde bir kararla Murathan Mungan ile çalışmaya başlaması, kendi yazdıkları şarkıların yanına Yunanlıların en radikal yaratıcılarından olan Manos Loizos’un şarkılarını eklemesi; bir tek aykırı ‘hareket’ ya da farklı ‘söz’ün bile ‘hapishane’ demek olduğu o günlerde gruba çok rahat bir nefes aldırmış ve bütün söylemek isteyip de söyleyemediklerini ‘birey’in arkasında kalarak söylemiş – haykırmışlardı.

Marmarisli (artık Bodrumluymuş) Ressam ve şürekası da, bu dünya üzerinde görülmüş tüm diğer cuntacılar gibi zekadan yana nasibini alamamışlardan olduğu için bu ‘üstü kapalı’lığı anlamamış, hatta belki; daha bir – iki yıl evvel “bıyıklı, esmer yüzlü, fidan boylu bir genç”ten, “Beyazıt Meydanı’da” ölü yatan “on dokuz yaşında bir delikanlı”dan söz eden, “adı özgürlük olan bir ülke”ye özlemini dile getiren böyle bir gruba ‘aşk şarkıları’ söyletebiliyor olmayı, sahip oldukları gücün bir başarısı olarak kabul etmiş, rahat koltuklarında memnun ve mesut bir şekilde gerinip durmuşlardı. Ne büyük yanılgı! Korkunun bir arada tuttuğu sürünün bir neferi olmak istemeyen herkes işareti almıştı: “Telli, telli, bu telli turna, sanma ki yaralı uçmaz bir daha”, “Ya dışındasındır bu çemberin, ya içinde yer alacaksın”, “Niçin solmayan bir sarı güldün, nasıl oldu bilmem ne çabuk öldün”, “Ansızın sormaksızın, neler kalır geriye, gurbete kaçacağım, o kimsesiz ülkeye” ve benzeri (birkaç biçimde okunabilecek – anlaşılabilecek) dizelerle örülü şarkılar; şiddet ve işkencenin yerle bir ettiği kafalara – vücutlara yeni bir ruh aşılamış, (“nasıl ve nereden gelirse gelsin”) her türden acıyı – felaketi göğüsleyebilme gücü vermişti.

 

DENİZLERE ÇIKACAK SOKAKLAR

Yeni Türkü, işin sonrasını da doğru bildiği – kendisinden beklendiği gibi getirdi. Ağır bir dönem sonrası belirmiş sözde ‘ferahlık’ı ciddiye almadı, her yeni şarkısıyla bu ‘yeni çağ’ın ipliğini pazara çıkarmaya çalıştı. “Değermi hiç?” diyenlere aldırmadı, memleketi saran karanlıktan söz edecek yerde “Odalarda ışıksızım” diye bağırarak işi kişiselleştirenleri bencillikleriyle baş başa bırakıp mücadelesine devam etti: “Fırtına”nın yaklaştığını, çıkmaz sandığımız sokakların “Denizlere” açılacağını söyledi, büyük bir inanç ve gururla... Henüz yayınlanan üç disklik “Koleksiyon 2”, birincisiyle birlikte, bu memleketin en karanlık yılları olan 80’ler ve en ‘saçma’ dönemi olan 90’lar hakkında çok şey söylüyor. Bize neler olduğunu, ciltler dolusu kitaptan daha anlaşılır bir şekilde anlatıyor. “Fırtına” ve “Denizlere” çıkacak sokaklar konusunda umudumuzu diri tutmaya yardım ediyor bir yandan da. Kimilerinin “Boş bir hayal” dedikleri bu ‘umut’, sayısı epeyce fazla insanın hala yaşama tutunabiliyor olmalarının baş sebebidir. “Şarkılar vardır, söylendiği yerde kalır”... Şarkılar vardır, bizim şarkılarımızdır. Yeni Türkü’nün her şarkısı ‘bizim’dir.

 

BULURSANIZ KAÇIRMAYIN

(Buğdayın) ‘Türkü’sünden (Derya Köroğlu’nun yeniden oluşturduğu kadroyla yapılan) ‘Yeni’ye kadar bütün Yeni Türkü albümleri

“Telli Telli”nin remixleri

Derya Köroğlu ve Selim Atakan imzalı her şey

Manos Loizos’un “20 Hronia Meta” albümü

Haris Alexiou’nun “Anthologio” albümü başta olmak üzere her şeyi

 

SAKIN YAKLAŞMAYIN

Akdeniz’in Ata’sı

Akdeniz’in Yaşar (ne yaşar ne yaşamaz)’ı

Akdeniz’in Ege istikametinden gelen yolcuları

 

KEŞKE OLSA

Bir Yeni Türkü – Haris Alexiou düeti

“Günebakan”a Can Erdoğan’ın yapacağı bir remix

“Gurbete Kaçacağım”ın Selda’ın sesinden yeni bir versiyonu

 

NAİM DİLMENER

naimdilmener@gmail.com



Diğer Yazılar