Hürriyet Gazetesi’nin 60’larda düzenlediği Altın Mikrofon Yarışması, aranjman anlayışına karşı kazanılmış büyük bir zaferdir. Bu umut verici gelişme karşısında, dönemin diğer önemli yayın organı Milliyet Gazetesi de boş durmaz ve kurumun halkla ilişkiler müdürü Necdet Günkut önderliğinde 1967 yılında, ülke çapında, Milliyet Liseler Arası Hafif Müzik Yarışması’nı başlatır. Amaç, gençlere hafif müziği sevdirmek, besteye yazmaya teşvik etmektir. Ayrıca Sayan Plak da dereceye girenlerin plaklarını basacaktır.
Yeşilçam’ın ‘dört büyüğü’nün öncüsü Fatma Girik; yarışma desteği olmadan işe figüranlıkla başlayan, gönül koyduğu sinemaya yarım yüzyıldır aynı aşkla hizmet etmiş bir yıldız O. Köylü kadın da O, kırsaldan kente göç eden kadın da; güzelliğinin getirdiği avantajların bir adım önüne geçip oyun gücüyle de kabul gören, bir dolu sıradan filmi sırtlayıp götüren, dramlar kadar güldürülerde de başarılı olan, kısa sürede milyonların sevgilisi haline gelen bacı da, sevgili de, ulaşılmaz kadın da, ‘Erkek Fatma’ da, rolü için dekolteden kaçmayan da O…
Türkiye’de radyolu günler… Dönemin gözde müzik ve gençlik dergisi HEY 15 Eylül 1971 tarihli sayısında, Türkiye’deki tek yayıncı TRT’nin en sevilen programlarından olan, bugünün sitcomlarına benzer ve 17 yıl kesintisiz yayınlanmış (Farklı kadroyla TV’de de devam etti) Uğurlugil Ailesi’ne sayfa ayırmış. Şöyle akıyor haber:
Sekseninci yaşını kutlayan Şener Şen’in radyoda şov menlik yaptığını bilen kaç kişi var acaba. Elimize Zahir Güvenli’nin 70’lerde Şener Şen’le yaptığı bir söyleşi geçti:
Batı için Compay Segundo’nun doğum günü 16 Eylül 1997’ydi. Bu tarihte piyasaya çıkan albüm ile Wenders’in filmi, Kübalı yaşlı müzisyenlerden oluşan grubu kısa sürede müzik listelerinin zirvesine taşımıştı. O günden sonra Segundo Batı pazarı için dört solo albüm yayımladı (Son albüm Duets). Uluslararası müzik şirketiyle yaptığı bol sıfırlı anlaşma sonucu, Segundo yaşamının geri kalan bölümünü refah içinde geçirebilecekti.
David Carradine ismi yeni kuşaklara çok bildik gelmese de, siyah beyaz TRT ekranında yabancı dizilerle tanışmaya başlayanlar için tam anlamıyla benzersiz bir yıldızdı. Hem sinemada, hem televizyonda parlak işler çıkarmış David Carradine (asıl adı John Arthur Carradine) ömrünü Uzakdoğu felsefelerine adamış, Kung Fu’nun ‘çekirge’si, iki Kill Bill’in meşhur Bill’iydi. İlerlemiş yaşına karşın her dem delikanlıydı.
Tünay Süer 24 Haziran 1946 İstanbul Kadıköy doğumluydu. 1964 yılında Kırk Küçük Kadın filmiyle Yeşilçam’a adım attı. Birkaç filmde rol aldıktan sonra sahnelere geçti ve orkestrasını kurdu. Tünay Süer Türkiye’nin ilk kadın orkestra şefi olarak yerli müzik tarihine geçti. Sümer Özyalçın, Can Okan Soner, Kenan Soner, Donat Daburi, Enver Acar, Yüksel Süer, Muhabbet Kurtar’dan oluşan orkestra İspanyolca ağırlıklı repertuvara sahipti.
‘Nerede doğduğu önemli değil; her müzikçiye yapıtını dinletme ve yayımlama hakkı sağlanmalıdır’. World music, dilimize çevrilmiş adıyla ‘dünya müziği’ hareketinin öncüleri çeyrek yüzyıl önce bu hedefi gerçekleştirmek amacıyla dünyanın dört bir yanında çaba sarf etmeye başlamıştı. Akım, insanları melodiler yardımıyla müziğin geniş dünyasında yolculuğa çıkartan, uzak kültürleri birbirine yaklaştıran pasaport işlevi de görecekti.
1970'lerin gözde gençlik dergisi HEY'in 11 Ağustos 1971 tarihli yazısında Altan Demirkol'un hazırladığı sinema sayfasında dönemin Yeşilçam kraliçeleri ve krallarıyla ilgili şöyle bir yazı yayınlanmış. İşte tam 50 yıl öncesinde sinemamızın zirvesindekiler:
Bülent Ortaçgil, o zamanki adıyla sadece ‘Bülent’ 1970’lerin başında ufak ufak ünlenirken kendisiyle yapılan şöyleşide şunları anlatmış:
Eva Bender; yolu Yeşilçam'a düşmüş nadir yabancı oyunculardan biri. Kısa süre önce yitirdiğimiz Kartal Tibet'in başrolündeki Tarkan serisinde kötü kadın rolleriyle ünlenen Bender, uzun bir dönem Türkiye'de yaşamış, payvonlarda striptiz yaptığı günlerde yönetmen Halit Refiğ'le tanışıp 1968'de evlenmiş, bir kaç küçük filmin ardından Bir Türk'e Gönül Verdim filmiyle Yeşilçam'da aranan isimlerden olmuş, o dönem için sıra dışı sayılabilecek ölçüde çıplak kamera karsısına geçerek magazin basınının gözdesi haline gelmişti.
Babasının Toprak Mahsulleri Ofisinde Tekel baş memuru olarak görev yaptığı Şarkışla Sivas'ta doğan, 13 yaşında Arif Sami Toker'den müzik dersleri almaya başlayan, üç yıl süresince İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Beşiktaş Şan Bölümü'nde eğitim gören, bir ara yabancı hafif müzik söyleyen ve devamında sanat müziğini seçerek şöhret merdivenlerini hızla tırmanan Emel Sayın, 70'li yılların başında dönemin ünlü dergisi HEY'de yayınlanan söyleşide özelliklerini şöyle sıralamıştı:
Filmin özgün müziği de tam anlamıyla bir muammaydı. Müziklerin önemli bölümünü Zülfü Livaneli’nin yazdığı biliniyordu ama ortada besteci olarak Sebastian Argol adı dolaşıyordu. O dönem Türkiye’ye az sayıda ulaşan Yol’un uzunçalarında Sebastian Argol’un adı vardı ve parçaların telifi de Argol’un hesabına gidiyordu. Ancak, böyle birini tanıyan yoktu.
Yetmişlerin, Seksenlerin önemli gençlik, müzik, sinema dergisi Hey, 1971’de okurları arasında ‘Beyazperdede Sevdikleriniz’ anketi yapmış, yıl sonunda bu oyları toplayarak en sevilen oyuncuları ve filmleri seçmişti. Buna göre yılın yerli filmi Kezban Roma’da (Erman Film) olmuş, onu Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler (Hisar Film) izlemişti. İşte sonuçlar:
Türkiye’nin bilinen üç kadın “Ramazan Davulcusu”ndan biri Özlem İsar … Datça'da yaşayan Özlem İsar “Bugüne kadar Ramazan davulcuları hep erkekti. ‘Neden bir kadın olmasın?’ dedim ve geleneğimizi yaşatmak, hem de Datça turizminin tanıtımına doğal katkı sağlamak için yola çıktım. Ritmik, akustik, Datça’ya özel yazdığım manilerimle süsleyerek, kimseleri rahatsız etmeden, geçmişten günümüze gelen geleneğimizi sürdürerek bu işi yapmaktayım” diyor.
Türkiye televizyonculuk tarihindeki ilk naklen spor yayını 3 Ekim 1971 Pazar günü yapıldı. TRT, İzmir Alsancak Stadı'nda Karşıyaka ile İstanbulspor arasında oynanan 1. Lig futbol maçını 16.00'daki başlama vuruşundan itibaren sadece İzmir ve çevresine canlı yayınladı. 1971-72 sezonun beşinci haftasında oynanan ve Cemil Turan'ın iki golüyle İstanbulspor'un galip bitirdiği maçın yayınında, teknik müdür Fahrettin Meriç'in başkanlığında...
Unkapanı’ndan Saraçhane'ye çıkarken sağda kocaman tabela ve bir dönem ülkenin çalgı gereksinimini karşılayan en önemli mağaza Zeynel Abidin Cümbüş. 1881’de Üsküp’te dünyaya geliyor Zeynel Abidin. Çocuk yaşta ailesiyle Türkiye’ye göç ederek İstanbul’a yerleşiyor. Askeri Rüştiye’de okuyor. 1918’de ordudan ayrılıyor ve müzikle uğraşmaya başlıyor. Beşiktaş’ta açtığı dükkanda ut, tanbur, telli çalgılar imal ediyor.
Bilgi yarışmalarının ‘şans yarışması’na dönüşmediği günler. Dört şık yok, seyirciye sormak yok, eve bağlanmak yok, jokerler yok. ‘Türkiye’nin pişmaniyesiyle ünlü şehri’ne ‘Konya’ cevabının verilmediği günler. ‘Şansımı denemek istiyorum’ diye katılanların sosyal medyanın diline düşmediği zamanlar. TRT Televizyonunun ilk yılları. Ekran yarışmalarını Halit Kıvanç sunuyor. ‘Bildiklerimiz-Gördüklerimiz-Duyduklarımız’ yarışmasını bitirip yenisine başlamış. Adı ‘Yarış 73’. En aşağı ’lise’ diploması olan yarışmacıların katılabildiği programda sekiz soru yöneltiliyor. Halk itiraz ediyor...
Daha önce Özdemir Erdoğan’ın, şimdi de Alpay’ın eleştirileriyle yeniden gündem olan Zeki Müren’le sanat yaşamının başında yapılmış, Zeki Tükel imzalı bir söyleşi bulduk. Elliler’in en popüler dergilerinden Radyo Haftası’nın 26 Mayıs 1951 tarihli sayısında, Zeki Müren’le şunlar konuşulmuş:
Prenses Banu; 1970’lerin efsane oryantali. Hayat öyküsü ilginç mi ilginç. Özetle; bir memur ailesinin çocuğu olarak İzmir’de dünyaya geliyor. Sinemaya ve dansa büyük merakı sonucu İstanbul’a gidiyor ve bir anda kendini dansöz olarak sahnelerde buluyor. Yurt dışına açılıyor ve bir Arap prensiyle evlenip prenses oluyor. Ancak masal uzun sürmüyor ve “Prenses Banu” olarak Türkiye’ye dönüyor.
Ali Ulvi ile Sinema adlı YouTube kanalımda, hem gösterime giren filmler ile ilgili film eleştirileri bölümünü, hem de mutlaka izlenmesi gereken filmler hakkındaki önerilerimi sizlerle paylaşıyorum. Film analizleri kapsamında, unutulmaz filmler ve haftanın filmlerine ek olarak, Altın Küre - Golden Globe ve Oscar başta olmak üzere, uluslararası film festivalleri bünyesinde yer alan filmlere ait yorum ve tavsiyelerimi bu kanalda bulacaksınız. Kısaca, vizyondaki filmler ile ilgili, hangi filme gidilir ya da hangi filmler izlenmeli gibi sorularınızın cevapları bu kanalda olacak. Kanalıma abone olmayı unutmayın. ALİ ULVİ UYANIK
Çeyrek yüzyılı aşkın, başta pop olmak üzere müziğin tarihini tutan, radyo programları üreten, kitaplar, eleştiriler yazan, plaklar çalan Naim Dilmener bu uzun yürüyüşün Gazete Pazar ile Radikal adımlarında kaleme aldığı yazılarıyla, müzik serüvenimizden önemli ve değerli isimleri bizlerle paylaşıyor.
Yeniden sahnelere dönmeden önce eski dostu ve kostüm tasarımcısından kendisi için yeni bir elbise tasarlamasını isteyen bir pop ikonu... David Lowery imzalı ‘Mother Mary’ sanatçılığın iç dünyasında gezinirken mistik alanlara da uğrayan, yer yer teatral ama görsel açıdan güçlü bir çalışma olmuş. Filmi iki isim, Anne Hathaway ve Michaela Coel sürüklüyor. UĞUR VARDAN (HÜRRİYET/18.04.2026)
23 Şubat 1966 Adapazarı doğumlu Murat Özer, ilk ve orta öğrenimini bu kentte tamamladıktan sonra Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu, Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü ve İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nde toplam 11 yıl öğrenim gördü; ancak üçünü de bitirmedi. 1990’da 2000’e Doğru dergisinde sinema yazılarına başladı...
Gündemdekilere ve vitrindekilere aldırmadan upuzun sinema tarihinden cımbızla seçilen hoş filmler, insan kokan öyküler, gözden kaçanlar, ıskalananlar, pamuklara sarılması gereken mütevazı başyapıtlar ve diğerleri Hilal Çetinder’in kaleminden Film Makarası’nda…
Bu hafta, seyirci tarafından olumlu karşılanmış iki filme bakalım. Öncelikle, İlker Çatak’ın Berlin’den Altın Ayı ile dönmüş filmi Sarı Zarflar’ı inceleyelim. Sonra son dönemin en popüler filmlerinden biri olan Kurtuluş Projesi’ne bir göz atalım. Ve yazımızı, birbirine çok benzeyen iki aksiyon-korku filmi ile bitirelim.
Bizans notalama sistemi, Hamparsum sistemi ve Osmanlı usulü Meşk ile derlenen ancak herhangi bir icrası bulunmayan kadim eserlerin, günümüze kazandırılması amacıyla, alanında yetkin sanatçılarca seslendirildiği Osmanlı'nın Kayıp Şarkıları programı bugün 13.20'de TRT Müzik'te.
Yeni fotoğrafı görmek, müzikseverlerin beğenisinin ne kadar değiştiğini öğrenmek için yerli rockta ‘bütün zamanların en iyileri’ni sinemamuzik.com okurlarına ve müzik eleştirmenlerine sorduk. İlginç liste çıktı ortaya:
Her biri meslekte en az 20 yılı devirmiş müzik yazarlarımızın saptadığı yerli grupların ‘şeref tablosu’nda Moğollar, Bulutsuzluk Özlemi ile ‘orta yaş’a dayanmış akranlar mor ve ötesi ile Duman gözüküyor. Hemen enselerinde Kurtalan Ekspres ile Dervişan yer alıyor. Bir alt basamakta ise, az zamanda çok iş yapmış Hardal ve Mazhar Fuat Özkan bulunuyor. Aslında gözler Mazharlar’ı daha üstte arıyor da, ‘ticaret’in dozunu kaçırmak bazen böyle sonuçlara neden oluyor.
Sinemamuzik.com, bir çoğu Altın Portakal’da jürilik de yapmış sinema yazarlarına sordu: ‘Antalya Altın Portakallı en iyi film hangisi’?... Birinciler listesinde ‘kortej’e çıkan ve bütün zamanların Altın Portakal birincilerini değerlendiren 31 sinema yazarının katıldığı araştırmada, Zeki Ökten’in 1980 tarihli Sürü filmi 213 puan toplayarak birinciliği kazandı. Sürü’yü 204 puanla Muhsin Bey (Yavuz Turgul) ve 192 puanla Uzak (Nuri Bilge Ceylan) izledi.
Sinemamuzik.com sinema yazarlarına sordu: ‘İlk uzun filmini 21. yüzyılda çeken en iyi 10 yerli yönetmen kim?... 30 sinema yazarının katıldığı araştırmada bol ödüllü Emin Alper 195 puan toplayarak birinciliği kazandı. Alper’i 145 puanla Pelin Esmer ve 136 puanla Özcan Alper izledi. Emin Alper'i 27 sinema yazarı listesine alırken, Pelin Esmer’e 25, Özcan Alper’e 20 listede yer verildi. Bazı popüler isimler ön sıralarda yer alamadı.
Gazeteci Mansur Forutan, Doğan Kitap etiketiyle yayınlanan ‘Riff: 20. Yüzyılda Popüler Müzik’ kitabında 1950’lerin o ilk asi tınılarından 90’ların dijital devrimine popun tarihini, 'rock’n roll’ ruhuyla anlatıyor. 90’larda medya sektöründe dergiler yayımlayan, yazılar yazan Mansur Forutan, “Riff: 20. Yüzyılda Popüler Müzik” kitabında, 50’lerin o ilk asi tınılarından 90’ların dijital devrimine kadar uzanan gürültülü yüzyılın; tasarım, teknik ve ruh arasındaki o görünmez bağlarını inceliyor.
Popüler orkestralar ile grupların Türkiye serüvenini ‘Günlerin İçinden Canım’ / 100 Yıllık Türkiye Popüler Orkestralar ve Gruplar Tarihi (1923-2022) adlı internet sitesinde anlattım.
Türkiye´nin büyük kentlerinde yayında olan radyo kanallarının geniş listesi
Genç yaşına karşın uzun yıllardır rap müzikle uğraşan ´sinemamuzik.com´ okuru Emre Onaran sitemiz için şarkı yazdı. Yapıtını arkadaşı Uygar´la (Ragyu) birlikte seslendiren Emre Onaran´ın (Sürgün) videosu içeride:
Hemen her öğretmenin, okul müdürünün maratona benzettiği hayatın henüz başında biri Lezzet. Başka bir deyişle; böğürtlenli, limonlu, çilekli, çikolatalı, vişneli, karamelli, karadutlu dondurmalardan henüz tatmadı, sadece vanilyalının tadını biliyor. Onunla tanışmak için sayfaları çevirmen yeterli. Çelişki Bilmez Lezzet’in Geçmiş Zaman Maceraları Uğur Vardan’ın çocukluk anılarından yola çıkarak yazdığı öykülerden oluşuyor.
Ünlü grupların kuruluş öyküleri, müzik serüvenleri yakından takip edilse de isimlerinin nasıl doğduğu ve koyulduğu pek bilinmez. Meraklısı için ilginç bir liste hazırladık: