NAİM DİLMENER'LE GEÇMİŞ ZAMANIN İZİNDE

O GÜN GELDİ, ÖDE FİRUZE

11 Ağustos 2026 Salı 17:36
NAİM DİLMENER'LE GEÇMİŞ ZAMANIN İZİNDE

2000’lerin hemen başında, Selmi Andak albümü “Bir Sevgi Yeter: 60. Sanat Yılı” ile açılan “tribute” sezonumuz, aralıklı da olsa sürmüş ama bir türlü yaygın bir hale gelememişti. Ama geçen yıl Orhan Gencebay için yapılan “Bir Ömür”, kriz(ler)e rağmen çok satıp/çok kazandırınca, hemen hemen her firma ve her stüdyoda tribute rüyası görülmeye başlanmış, plan ve programlar arka arkaya duyulur olmuştu.

Bu planlama harekatının sonuçlarından iki albüm, birbirine yakın tarihlerde yayınlandı: Aysel Gürel’in şarkılarını ihtiva eden “Aysel’in” (albümün dijital künyesinde adı “Aysel’im”) ve Müslüm Gürses şarkılarını üç diske yaymış “Baba Şarkılar”.

Bu tür albümler zor bir iştir, haddinden fazla zor. Çünkü hem şarkılar orijinal versiyonları ile kıyaslanmaktan kurtulamaz hem de birbirinden tamamen farklı stüdyolarda, birbirine benzemez aranjörlerin ellerinden geçtiği için, “birlik” ya da “bütünlük” kolay kolay becerilir ya da tutturulur değildir.

Ama yeni yayınlanmış her iki albüm, bu işin yapısal zorluklarını da aşan ya da bir tek bununla izah edilemeyecek kadar kötü. “Yapılsın da nasıl yapılırsa yapılsın” demiş gibi birileri ve ortaya çıkan da (birkaç istisna hariç) görüldükleri yerde kaçılacak şarkılar olmuş. 

 

Kana Kana Ağla Firuze

Popüler müziğimin en ayrıksı, en aykırı isimlerinden Aysel Gürel, aynı zamanda en iyi şarkı sözü yazarlarımızdan da. Onun her şarkısında yalnızca “şarkı sözü” yoktur; bazen şiirlere bedel bir yapı, bazen de romanlara sığmaz hikayeler mevcuttur şarkılarında.

“Aysel’in”, Gürel için yapılmış ikinci tribute albüm. İlki (“Çınar Vol. 1”) de kötüydü ama bu ikincisi kadar değil; bu ikincisi, hesaplara/kitaplara sığmaz bir kötülükte.

Aysel Gürel’in sesinden bir intro (“J’attendrai”) ile açılan albüm, çok ama çok kısa bazı anlar hariç (Ayşegül Aldinç’in “Yolun Başında”, Yaşar’ın “Yine Yeniden” ve kısmen de Sezen Aksu’nun “Sır” ile Mabel Matiz’in “Sultan Süleyman”ı) ağır bir kötülüğün içinde bata çıka ilerliyor. Ata Demirer’in “Sitem” (şarkının feciliği, “şarkıcı değil oyuncu” olması nedeniyle dahi görmezden gelinemiyor), Levent Yüksel’in “Ben Her Bahar Aşık Olurum” (inanılmaz kötülükte bir vokali var Yüksel’in burada, nedense ıkına ıkına söylemiş; tuhaflığa bakın ki kendisinin vokal koçluğu iddiası da var) ve Eda ile Metin Özülkü’nün “1945”i, albümün en kötü şarkıları. Özellikle de bu sonuncusu; o kalpler paralayan şarkının bu hale gelmesinde payı olan herkes, kendisini bu kötülük ötesi kötülükten mesul tutmalı.

Radyoların çok ilgi gösterdiği Tarkan’ın “Firuze”si de iyi değil; yukardakiler kadar kötü değil ama iyi de değil. Düzenlemenin basitliği Tarkan’ın vokalini de aşağılara çekmiş. Tarabya’da bir piyanist şantör söyle(r)miş gibi; kendinizi biraz zorlarsanız, şarkının bir yerlerinde “Hoş geldiniz sayın bilmem kim ve kıymetli eşleri” anonsunu da duyabilirsiniz. Geris kalan şarkılar da vasatın altında; her durumda, emsalsiz yaratıcı Aysel Gürel’i an(la)makta yetersiz kalıyor.

 

Kaybolan Şarkılar

Müslüm Gürses için yapılan albüm ise daha da tuhaf, hatta komik. Gürses’in  yalnızca bir yorumcu olması (yani kendi elinden çıkmış hiç şarkısı olmaması), yapımcıya daha repertuvar aşamasında rahat sularda kulaç atma imkanını vermiş. Ama bu kolaylık aynı zamanda, başı/sonu olmayan karmaşanın da sebebi. 

Ne şarkılar ne de seslendirenlerin arasında (herhangi bir biçim ya da miktarda bağ mevcut. Üstelik üç diske doldurulmuş tam 48 şarkı, birbirine benzemez 48 şarkı! Yok, bir albüm bu kadar ağır yükü kaldıramaz! Hatta, bir dinleyiciye bu kadar ağır yüklenildiği de pek görülmüş şey değildir. Yapımcı ve firma “Sürümden kazanalım,” demiş olabilirler (ve belki de umdukları olur, kazanabilirler) ama ortaya çıkan “ağır bir dayak” olmuş.

Kendi içinde mantığın zorlanmış, can çekildiği gibi eğilip bükülmüş olması da ayrı konu. Mesela Sezen Aksu’nun “Kaybolan Yıllar”ı; bununla Müslüm Gürses arasında kurulmuş zayıfça bağ bir yana, şarkı orijinal versiyonu ile dahil edilmiş albüme. İyi ama “tribute” dediğimiz albümlerde bunu yapamazsınız ki? Böyle albümler, daha evvel kaydedilmiş şarkılardan da oluşturulabilir ama aslolan, bütün şarkıların yeniden/yeni baştan çalınıp söylenmesidir. Yepyeni şarkıların arasına, 35 yıl kadar önce kaydedilmiş bir şarkıyı koymanın neresi Müslüm Gürses’e sevgi ya da saygı?

Her iki albümde de “Kısa yoldan kolay para kazanalım” niyetinin izleri var. Müzik piyasamız neden mi battı diyorduk; böyle şeyler, böyle kafalar yüzünden.

 

Karma, Aysel’in (Aysel Gürel şarkıları), DMC

Karma, Baba Şarkılar (Müslüm Gürses şarkıları), Eflatun

 

NAİM DİLMENER



Diğer Yazılar