HİLAL ÇETİNDER

ÜÇ FARKLI GERÇEK YAŞAM HİKAYESİ

12 Eylül 2021 Pazar 19:28
HİLAL ÇETİNDER

2000'ler sinemasının ilginç yelpazesinden üç çarpıcı. sıra dışı, altı çizilmesi gereken sivri film var bu kez köşemizde:

LONGFORD
60’lı yılların çocuk katilleri, çok sayıda çocuğa tecavüz, işkence ve cinayet suçlarının failleri Ian Brady ile suç ortağı/sevgilisi Myra Hindley’le ilgili bir habere denk geldim. Özellikle Myra Hindley davası, İngiltere tarihinde bir kadının ilk kez seks cinayetine karıştığı dava olması açısından önemli.

Haberde adı geçmiyor, ancak ceza sisteminde kadın suçluların erkeklerle aynı haklara sahip olması adına çaba sarf eden Frank Longford, halkın tepki ve nefretine rağmen Myra Hindley lehine kampanya yürütüyor.
2006 yapımı Longford (yönetmen: Tom Hooper, senaryo: Peter Morgan), dava detaylarından çok Frang Longford’a ve Myra Hindley ile arasındaki -anlaşılması güç- iletişime odaklanıyor. ‘Herkes bağışlanabilir’ felsefesini benimseyen dindar, aristokrat, İşçi Partili politikacı Lord Longford, bile isteye manipüle ediliyor örneğin...
Filmin dinin yüceliği ve affediciliğine yaslanması eleştirilebilir elbette; öte yandan karakterin özü de bundan ibaret zaten. Hikaye, Hindley davası ve şartlı tahliye süreci vesilesiyle, kadınla erkek mahkumlar arasındaki ayrımcılığa değiniyor ama ayrımcılık mevzuu o karmaşada biraz kayboluyor...
Jim Broadbent tarafından canlandırılan Longford hayli ilginç biri… Kartvizite yazılamayacak karşıtlıklara sahip. Aristokrat aileden geliyor, öte yandan İşçi Partisi üyesi. Sonradan katolik. Uzun yıllar politikada görev almış. Yetenekli bir politikacı da değil üstelik, oradan oraya kısa sürelerle savrulmuş hep...

Ölümüne dek, gerçekleştirdiği hapishane ziyaretleri ile ünlenmiş. Ceza reformunun, rehabilitasyon programlarının, dışlanmışların savunucularından. En kötü suçluların dahi topluma kazandırılması, şartlı tahliye sisteminin oluşturulması gibi kritik meselelerde aktif rol üstlenmiş. Myre Hindley'nin şartlı tahliyesi ile ilgili yürüttüğü kampanya örneğin...

Seks ve şiddetin sömürülmesine, pornografiye karşı çıkmış. Evsiz gençler için hayır kurumu açmış. Eşcinselliği (dini gerekçelerle) onaylamamış ama eşcinselliğin suç olmaktan çıkarılmasında önemli rol oynamış. Muhafazakar ama öncü... Almanlara, savaşta yaşananlardan dolayı İngiliz halkının onları affettiğini söyleyerek manşetlere de çıkmış.
Yaptıkları ve savundukları nedeniyle politika çevresinde ‘zeka yaşı çocuğunki kadar’ imalarıyla etiketlenmiş. Karısı Elizabeth Longford ise Kraliçe Victoria, Churchill üzerine kitaplarıyla ünlenmiş biyografi yazarı.

Bu kadar enteresan kişiliği merak ediyor insan doğrusu. Film Myra Hindley davası etrafında, Longford'un hayatından kesit sunuyor sadece; merakımızın giderilmesi de biraz eksik kalıyor haliyle… Yine de yakın geçmişe dair bir figürle tanışmak adına ilgi çekici…

IMDB: 7.6

 

BULLY

1993’de yaşanmış, gerçek olaylara dayanan Bully (2001), sevmedikleri, sorunlu arkadaşlarını ortadan kaldırma planı yapan gençlerin trajik hikayesini anlatıyor.
'Sevmedikleri' için çok da haksız sayılmazlar aslında. Bobby, üst-orta sınıf bir ailenin ergen çocuğu. En yakın dostuna dahi fiziksel ve psikolojik şiddet uygulamaktan çekinmiyor. Sapkın, zorba... Nihayetinde, Bobby yaşamasa ne kadar mutlu olacaklarını fark ediyorlar…Manipülasyonla alınan kararların nasıl trajediye dönüştüğünü örnekleyen filmlerden biri Bully. Lise çağındaki çocukların karar mekanizmasını, bakış açısını, düşünme biçimini görmek kan donduruyor gerçekten. Öte yandan, kayıp bir nesil var karşımızda. Bu kayıp nesil, öylesine dejenere ki, karikatürize bile gelebilir diyaloglar, yaşananlar...
IDx kanallarında bolca rastlayabileceğimiz kriminal bir vaka gibi görünse de, gençlerin psikolojisini, menfaat-çıkar söz konusu olduğunda hele, sınırların nereye varabileceğini, sanki 'akşam sinemaya gidelim' der gibi, hiç düşünmeden, öylesine, kolayca suça yönelmelerini gözlemlemek adına da çarpıcı bir film. En kötüsü ve aynı zamanda çekici yanı ise yaşanmış olması elbette.
Ebeveyn tarafı ise ayrı dert; ya dünyadan haberleri yok, ya önemsemiyorlar. Sarsıcı, acı olaylar zinciri tam anlamıyla... Ahlaki boşluklar öylesine büyük ki, sanki hayatlarını sadece uyuşturucu, seks ve aptallıkla geçiren, kimin elinin kimin cebinde olduğu bile belli olmayan, amaçsız insanların yaşadığı paralel bir evren var.

Özellikle genç oyunculara şapka çıkarmak gerek. Film çekildiğinde en fazla 20'lerinde olmalarına rağmen son derece usta her biri. Yönetmen Larry Clark'a da ayrı parantez açmadan olmaz. Bazı sahnelerde neredeyse röntgenciliğe varan kamera kullanımı var ki eleştiriye de, tartışmaya da açık her haliyle...
Bu kolektif suç hikayesini gönül rahatlığıyla önermek zor. Herkesin sevebileceği film olmayabilir. Ama beni etkiledi doğrusu. Ayrıca, baştan belirteyim, çıplaklık bolca mevcut.

IMDb: 6.9

 

ETHEL & ERNEST

İllüstratör, çizgi romancı Raymond Briggs, anne ile babasını unutulmaz kılmak istemiş olmalı ki hayat hikayesini çizgi romanla anlatmış. 2016 yılında da bu ödüllü, çok satan, aynı adlı çizgi romandan uyarlanan şahane bir animasyon çıkmış ortaya.
“Ethel & Ernest”, 1928-1971 arasındaki toplumsal, siyasal, kültürel değişimi, teknolojik gelişimi, akıp giden zamanı Briggs’in anne babası Ethel ile Ernest perspektifiyle anlatıyor.
İngiliz bir ailenin özelinde, büyük buhrandan savaşa, sonrasındaki ekonomik gidişata, meşhur kültürel aydınlanmaya kadar, film şeridi gibi geçiyor her şey gözümüzün önünden.
Sade, hatta sıradan bir çiftin hayatı ancak bu kadar özel anlatılırdı sanırım. Bitiminde, Briggs’in çizgi romanlarını (Ethel & Ernest dahil) okumak isteği uyandı ister istemez.
İki usta İngiliz oyuncu Jim Broadbent ile Brenda Bletyn’in seslendirmeleri de ayrı lezzet katıyor tabii karakterlere, haliyle filme de.

Animasyon deyip geçmeyin. Gönül rahatlığıyla tavsiye ederim herkese. Keyifle, biraz da hüzünle seyredeceksiniz eminim.
Kuyruk jenerikte gerçek görsellerden oluşan aile arşivi yer alıyor. Yazılar akarken aileyle -çizginin dışında da- tanışıyoruz böylece...

IMDb: 7.7

HİLAL ÇETİNDER

 



Diğer Yazılar