HAYAT PODYUMUNDA YÜRÜMEK DAHA ZORDUR
Amerikalı bağımsız sinema temsilcisi, korku filmi yönetmeni Maxine Walker, anlaştığı ajans için Paris Moda Haftası’nda, bir markanın açılış defilesinde gösterilecek -yangın, kurtlar ve vampir temalarını işleyen- kısa filmi çekmek üzere şehre gelmiştir. Eczacılık okuyan ve bölümünü seven ama ailesini maddi açıdan kurtarmak için modelliği denemeye karar veren Ada’ysa bu filmin başrolünde oynayacak kişidir. Güney Sudan doğumlu 18 yaşındaki bu genç kadın Nairobi’den gelmiştir ve yapacağı işi babasından saklayarak Paris’in yolunu tutmuştur. Makyöz Angèle’se sektörün kahrını çekerken bir yandan da yaşadıklarını kaleme almak ister; çünkü asıl hedefi yazar olmaktır. Genç terzi Christine’e gelince; o da sessiz, sakin işine odaklanmıştır ve Ada’nın defilede giyeceği elbiseyi dikmekle meşguldür...
Alice Winocour bizde daha çok erkek kardeşinin de mağdurlarından olduğu 2015’teki Bataclan saldırısından esinlenerek çektiği ‘Paris Hatıraları’yla (Paris Revoir) tanınıyor. Girişte konusunu özetlediğim son çalışması ‘Moda’daysa (Coutures) ışıltılı bir dünyanın arka planında, ayakta durmaya çalışan bir grup kadının öykülerini son derece yalın, gerçekçi ve yer yer de hüzünlü tonlarla perdeye taşıyor. Winocour senaryosunu da kendisinin kaleme aldığı yapıtında terzi Christine’e el emeği göz nuru eseriyle uğrarken Ada ve Angèle’e daha kapsamlı bir bakış atıyor ama anlatının asıl odak noktası Maxine oluyor. Bu tercihte karakteri Angelina Jolie’nin canlandırması ve yıldız oyuncunun aynı zamanda filmin ana yapımcılarından olması en büyük etken elbette.
Filmin doruk noktası
Maxine’in öyküsüne gelince; çekimler sırasında, gelmeden önce tetkik için gittiği Amerika’daki sağlık merkezinden aldığı telefonla bir an önce kendisine önerilen Fransız doktora başvuruyor ve biyopsi sonuçları doğrultusunda meme kanseri teşhisi alıyor. Bu her açıdan onun için zorlu bir yol ayrımı oluyor. Çünkü vücudunu agresif bir tür sarmıştır, büyük bir umut bağladığı bir sonraki filminden önce sağlığıyla ilgilenmek zorundadır ve en önemlisi boşanma aşamasına gelen evliliğinde kendisine mesafeli davranan kızına durumu nasıl anlatacaktır?
İşte bu bölümlerde kimi yaşanmışlıklar devreye giriyor. Annesi ve büyükannesi kanserden vefat eden Angelina Jolie kendi risk durumunu anlamak için genetik test yaptırmıştı. Testlerde genlerinde kanser riskini ciddi oranda taşıdığı saptanmıştı. Oyuncu 2013’te ‘mastektomi operasyonu’ (meme kanserini tedavi etmek ya da önlemek için meme dokusunun tamamının veya bir kısmının cerrahi yöntemle alınması) geçirerek riski yüzde 87’den yüzde 5’e düşürmüştü.
Filme dönersek; Maxine’le ona kötü haberi veren Fransız doktor Hansen (Vincent Lindon canlandırıyor) arasındaki duygu yüklü anlar filmin bence doruk noktasıydı. Evet, Amerikalı korku yönetmeninin hayatındaki iniş çıkışlar ‘Moda’nın baskın unsuru ama hakkını vermek lazım, Angelina Jolie bu karakteri bir önceki adımı ‘Maria’daki Maria Callas biyografisinden daha etkileyici bir performansla ete kemiğe büründürmüş. Keza Anyier Anei’ın canlandırdığı Ada da izleyicinin zihninde iz bırakan bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Bazı yabancı eleştirmenler senaryonun Angèle’e ve diğerlerine yeterince şans tanımadığını, derinlik kazandırılamadığını yazmış ama ben bu görüşte değilim. Bazen kimi kilit sahneler çok uzun betimlemelerden daha fazla söz ve görüş sunar. Mesela Angèle yazdıkları hakkında ona yol göstermesi için profesyonel bir uzmandan (editör) ücret karşılığı yardım alıyor. Bu kişi ona “Bir şeyin gerçek olması onu ilginç kılmaz” türünden ‘moral bozucu’ tavsiyeler (!) veriyor. Sonrasında Angèle’i telefonundan 1996’da aramızdan ayrılan yazar Marguerite Duras’nın eski bir söyleşisini izlerken görüyoruz. Burada Duras “Üslup, tarz değil, yazdıklarım ve içtenliği önemliydi” türünden görüş bildirirken aslında bu genç yazar adayına gerçek bir rehberlik görevi üstleniyor. ‘Moda’da beğendiğim bir başka sahne buydu.
Ve Ada’ya göre tecrübeli modellerin bir otelin koridorlarında defile yürüyüşü için provaya soyundukları bölüm de filmin özgün bakışının kıyıya vurduğu bir sekanstı. Doğrusu burada yönetmen Winocour nasıl bir mesaj aktarmak istiyordu bilemiyorum ama sektörün ışıltılı dünyasında genç mankenlerin bazı açılardan halen saflıklarını kaybetmediklerini ve gelişimlerini henüz tamamlamamalarına rağmen bir cinsellik objesi olarak kullanıldıklarını hatırlatmak istemiş gibi geldi bana.
Moda dünyası hakkında elbette birçok film çekildi; bazıları parlak sahne ışıklarının üzerinde gezinen öykülere sahipti, bazıları da sahne arkasına ve yaşanan dramlara dikkat çekmeye çalıştı. ‘Moda’ ikinci seçeneğin izini sürenlerden. Mesela iki hafta önce gösterime giren ve sözde basının dijitalleşmesini tartışma masasına taşığıdını iddia eden ama bu konuda pek dişe dokunur bir şey söylemeyen ‘Şeytan Marka Giyer 2’ye göre moda dünyasına bakış açısından bence daha tutarlı ve içten bir yapım. Karakterlerini birbirine bağlama konusunu tanımlamada da eski bir terzilik deyimine başvurayım: ‘Teyellemesi’ gayet başarılı olmuş. Bu arada Fransızların son dönemde dikkat çeken aktörlerinden Louis Garrel filmde Maxine’in yanında görüntü yönetmeni olarak çalışan ve onunla ilişki yaşayan Anton’u canlandırıyor.
Sırf Angelina Jolie’nin performansı için bile salonun yolu tutulur diyorum.
UĞUR VARDAN (HÜRRİYET/16.05.2026)

.jpg?width=500&height=300)
.jpg?width=500&height=300)
.jpg?width=500&height=300)
.jpg?width=500&height=300)
.jpg?width=500&height=300)
.jpg?width=500&height=300)
.jpg?width=500&height=300)
.jpg?width=500&height=300)
.jpg?width=500&height=300)
.jpg?width=500&height=300)
.jpg?width=500&height=300)
.jpg?width=500&height=300)
.jpg?width=500&height=300)
.jpg?width=500&height=300)
.jpg?width=500&height=300)


.jpg)


.jpg)
(5).jpg)
.jpg)






