Konuk Yazar

HER DEVİR KENDİ 'RASPUTİN'İNİ YARATIR!

10 Mayıs 2026 Pazar 07:23
HER DEVİR KENDİ 'RASPUTİN'İNİ YARATIR!

Amerikalı yazar ve akademisyen Rowland, kimi araştırmalar için gittiği Moskova’da bir zamanlar Vladimir Putin’in gözdesi olan Vadim Baranov tarafından yaşadığı ormanın derinliklerindeki kır evine davet edilir. Rowland bir süre önce ‘Putin’in Rasputin’i’ olarak da nitelenen Baranov hakkında bir yazı kaleme almıştır. İkiliyi aynı parantezde buluşturan mihenk noktasıysa ‘Biz’ romanıyla tanınan distopik yazar Yevgeni Zamyatin’e ilgileridir. Muhabbetleri esnasında ev sahibi eski yıllara uzanarak hayat hikâyesini yazara aktarmaya başlar ve biz de Baranov’un yaşadıklarına, 90’lardan itibaren Sovyetler Birliği’nden Rusya’ya evrilen tarihsel sürece ve Putin’in nasıl iktidara geldiğine kulak (ve göz) misafiri oluruz.
90’lı yıllar... Hali vakti yerinde bir ailenin çocuğu olan Baranov entelektüel yanı gelişkin bir gençtir ve tiyatroda aykırı işlere imza atmak isteyen bir yönetmen kimliğini üzerine geçirmiştir. Gösteriler, partiler, sanatsal tartışmalar derken bu genç, yaratıcı, gizemli bir portre çizen Ksenia adlı kadına âşık olur. İkisi de kendilerini genelin dışında bir noktada görüyorlardır. Sonra aralarına kapitalistleşme evresindeki ülkenin dinamik oligarklarından Dmitri Sidorov girer. Genç işinsanı Ksenia’yı etkilemiştir ve ikili ayrılır, Sidorov tercih edilen kişi olur. Vadim’in sonraki durağı televizyon dünyasıdır ve sektörün güçlü simalarından Boris Berezovsky’nin yanında çalışmaya başlar. İktidarda Boris Yeltsin vardır ama artık fiziken başkanlığı sürdürmesi zordur. Berezovsky yeni aday bulma arayışına girer ve Sidorov’la birlikte iç istihbarat kurumu FSB’nin başındaki Vladimir Putin’i gözlerine kestirirler. Medya patronuna göre bu genç bürokratı koltuğa oturtacaklar ve onu piyon olarak kullanacaklardır. Lakin süreç bekledikleri gibi gelişmez; Yeltsin’in kanatları altında iktidarı ele geçiren Putin yolunu çizecek, oligarkları ve konumu için tehlike arz eden kişi ve kurumları etkisiz hale getirecek, diktatörlüğünü meşrulaştıracak ve güçlendirecektir. Yanında da en önemli müttefik olarak Vadim Baranov vardır.

Adeta günah çıkarıyor
Giuliano da Empoli’nin kendisine 2022 yılında Fransız Akademisi Büyük Roman Ödülü’nü kazandıran çalışması ‘Kremlin’in Büyücüsü’ (‘Le Mage du Kremlin’, bizde Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı), Olivier Assayas tarafından sinemaya uyarlandı. Yapımın senaryosunu Assayas, gazeteci-yazar Emmanuel Carrère’yla birlikte kaleme almış.
Kurgusal bir karakter olarak karşımıza çıkan Baranov’un esin kaynağının Putin’in bir zamanlar danışmanlığını üstlenen ve sonradan sahneden çekilen Vladislav Surkov olduğu yazılıp çizildi. Başlarda avangart bir sanatçı, sonradan televizyon yapımcısı kimliğiyle yürüyen Baranov odağında ‘Kremlin’in Büyücüsü’ tüm donanımına, ahlaki açıdan doğru noktalar eşliğinde büyütülen bir değer olmasına karşın Putin’in iktidarını sağlamlaştırma yolunda attığı adımları yer yer seyreden, yer yer de yanında pozisyon alan bir ‘Makyavelist’in hikâyesini aktarıyor. ‘Kursk denizaltı faciası’yla başlayan akışta Çeçenya’ya yönelik operasyonlar için gerekçe gösterilen Moskova’daki bombalama eylemleri, Ukrayna’da Maidan Meydanı’ndaki gösterilerde Rus keskin nişancılar tarafından öldürülen masum insanlar, Kırım’ın işgali vs. süreçlerinde Baranov bizatihi tüm eylemlerin ve uygulamaların içinde var. Her kesimden temsilcilerle buluşup onları provoke ediyor, ‘Gece Kurtları’ çetesini Ukrayna’daki şiddet olaylarında kullanıyor, Putin’in maşası olarak her siyasi ve toplumsal faaliyetin içinde boy gösteriyor. Gözden düştüğü dönemde de evinde ağırladığı Rowland’a yaşadıklarını aktarırken bir anlamda günah çıkarıyor.
Olivier Assayas’ın yapıtı, politik olarak Batılı liberal bir görüşün peşine düşüyor; Baranov anlatıcı olarak elbette Sovyetler Birliği’ndeki yapıyı kötülüyor, bu açıdan filmin antikomünist bir yaklaşımı var. Ama hikâye ‘Putin döneminde eski zamanlar bile aranıyor’ demeye getiriyor. Putin’in gizli yüzü, Amerikalı Rowland’a içini ve geçmişini dökerken “Sovyetler döneminde kimse güvende değildi, şimdi Rusya’da da öyle”, “Batılılar için para önemlidir, Rusya’daysa iktidara yakınlığınız, güç tamamen farklı bir şeydir” türünden tespitlerde bulunuyor. Gorbaçov ve Yeltsin’den sonra çığırtkanlarla dolu bir ortama sert, az konuşan, mesafeli bir liderin hâkim olmasının halk açısından önemli olduğuna vurgu yapıyor ve Putin’in bu durumu şöyle ifade ettiğini aktarıyor: “Nobel Barış Ödülü’nü değil, Rusya’da düzeni yeniden sağlamak istiyorum.”
‘Kremlin’in Büyücüsü’nün en önemli avantajlarından biri kadrosu. Vadim Baranov’da -Tarantino’nun beğenmediği aktör- Paul Dano’yu izliyoruz, bence gayet iyi bir performans ortaya koymuş.  Putin’e Jude Law hayat vermiş; hınzırca bakışlarla Rus lideri yer yer sempatik kıldığı söylenebilir. Rowland’da Jeffrey Wright var. Hikâyenin vicdani merkezi konumundaki, politik ve insani yanlışları açıkça ifade eden Ksenia’da Alicia Vikander’i izliyoruz. Kariyerinin büyük bölümü Türkiye’de geçen, Efes, Fenerbahçe ve Telekom’da forma giyen Letonyalı eski basketbolcu Kaspars Kambala da motosiklet çetesinin lideri Alexander Saldostanov’u oynuyor. Putin’i iktidara taşıyan ama sonradan sürgünde yaşamak durumunda kalan Boris Berezovsky’yi Will Keen canlandırmış.
‘Kremlin’in Büyücüsü’ yer yer klasik bir anlatımın peşine düşüyor ama kameranın gezindiği tüm mekânlar, yapılar, sokaklar, caddeler parti devletinden çok herkesin önünde eğildiği bir liderin yarattığı klostrofobinin izlerini yansıtıyor
Film boyunca Putin, yandaşları tarafından ‘Çar’ olarak nitelendiriliyor. Sovyetler sonrasının ve Putin döneminin sinemadaki sosyolojik bakışlar eşliğinde en derin ifadelerini, yaşanan toplumsal çürümeyi Andrey Zvyagintsev’in yapıtlarında fazlasıyla görmüştük. ‘Kremlin’in Büyücüsü’ aynı siyasi coğrafyaya Batı’dan bakıyor ve ister istemez yüzeysel yaklaşıyor. Ama elbette kimi doğru tespitleri var. Filmi izlerken şu soru da zihinlerde iyice beliriyor: Tamam, Putin’i sürekli liderlere ihtiyaç duyan bir toplum yarattı, başa geçirdi; peki, ya Trump gibi akıldan yoksun bir faşisti liberal olduğunu iddia eden bir toplum, hem de ikinci kez nasıl baş tacı yaptı? UĞUR VARDAN (HÜRRİYET/09/05.2026) 

 



Diğer Yazılar