ELEŞTİRMENLER NE DEDİ?

HAFTANIN FİLMLERİYLE İLGİLİ ELEŞTİRMENLER NE DEDİ?

04 Temmuz 2021 Pazar 16:56

GEZGİNLER

UĞUR VARDAN (HÜRRİYET): '...‘Gezginler’ seyircisinin ilgisini ayakta tutacak fırça darbeleriyle başlıyor. Ama bir noktadan sonra iki eski arkadaş, Christopher ve Zac arasındaki iktidar savaşı, diğerlerinin zaman içinde onlardan birini seçme durumunda kalması, Burger’ın filmini William Golding’in ünlü eseri ‘Sineklerin Tanrısı’ (Lord of the Flies) sınırlarına taşıyor. Öykünün bu yakaya ulaşmasıyla birlikte de perdeye aksiyon hâkim oluyor. Dolayısıyla ‘Gezginler’ tanıdık bir hal alıyor ve büyüsü sanki bozuluyor. Öykü bir noktadan sonra cazibesini kaybetse de bilimkurgu hayranlarını belli noktalarda tatmin edecek bir yapım ‘Gezginler’...'

 

OLKAN ÖZYURT (SABAH): '... Aslında filmin ilk bölümünde yönetmen Neil Burger, Gezginler'i bir noktaya kadar olgunlaştırmayı başarıyor. Ama sonrasında filmi derinleştirmek yerine aksiyona teslim olmayı tercih ediyor. Aslında bu teslimiyetin sebebi, filmin ele aldığı, sorgulamaya giriştiği konularla ilgili biraz çekingen davranmaya başlaması. Yani geldiğimiz noktada insanlığın önünde duran sorunlarla ilgili, ki bu gemi mürettebatının da yaşadığı sorunlar, çözüm önerilerini bir bir ortaya koyamıyor. Bu çekingenlik ve aksiyona teslim olma hali de bir noktadan sonra, filmin ilginçliğini kaybetmesine, enerjisinin düşmesine neden oluyor. Benzer bir durum uzayda yolculuk temasının arkasındaki insanın özüne yolculuk fikrinin işlenmesinde de gözlemleniyor. Gezginler'de insanın özüne dair söylenen söz, insanın içinde iyilik ve kötülük bir arada yer alıyor şeklinde. Ama bu zaten bilinen bir şey... Peki bir insanı iyi ya da kötü yapan nedir? Bu noktada da film bir açılım getiremiyor.'

 

ŞENAY AYDEMİR (gazetedevar.com.tr): '... İnsan soyunun yürüyüp yürümemesinin neden bu kadar önemli olduğu, dünyayı yok etmek üzere olan bir türün başka bir gezegeni de mahvetmesinin gerekli olup olmadığı soruları bir yana, bütün bu yapımların (ve aslında uzay filmlerinin çoğunun) fetihçi bir bakışla inşa edildiğini biliyoruz. Burjuvazinin sömürge zamanlarının bilinçaltının dışa vurumu gibi adeta. Başka dünyaları kolonize etmek, sömürmek ‘gelişim’ olarak sunulur türün filmlerinin çoğunda. Malum emperyalist ülkeler sömürgeleştirmeyi de benzer bir tezle meşrulaştırmaya çalıştılar on yıllar boyunca. Neyse diyeceğim o ki, film olarak vasatın sınırlarına ulaşamasa bile, söylem olarak bütün bunları barındıran bir film giriyor bu hafta vizyona: “Gezginler” (Voyagers)...'

 

 

 

SESSİZ BİR YER 2

ŞENAY AYDEMİR (EVRENSEL): '...  İkinci filmin temel sıkıntısı bir sonraki sahnenin, gelişmenin kolayca tahmin edilebilir olması. Bu da korku gelirim türündeki sürpriz ögesini tamamen ortadan kaldıran, işin heyecanını azaltan bir hale büründürüyor filmi. Hikayede sürpriz unsuru ortadan kalkınca bütün gerilim yükü, zaman zaman istismara varan “Yaratığa kurban gidecekler mi” sorusunun üzerine yıkılıyor. Küçük bebeğin hayatının film boyunca hem canavarlar hem Marcus’un dikkatsizlikleri nedeniyle risk altında tutulması, bir noktadan sonra seyircinin hislerini istismara geriyor kanımca. Onun dışında ilk filmde yaratıklar üzerinden inşa edilen gerilimin, burada da işe yaradığını ve türün sevenlerini tatmin edeceğini belirtelim. Ama kanımca, ilk filmin yarattığı etkinin ardından üzerine fazla düşünülmemiş bir devam filmi var karşımızda. İlkinin hikaye döngüsünü tekrar eden, görsel dünyasının üzerine fazla bir şey koymayan bir yapı söz konusu...'

 

UĞUR VARDAN (HÜRRİYET): '... Pandemi öncesi vizyona çıkan ilk film, gerçek dünyada yaşadığımız virütik problemlerin adeta önceden görülmüş bir tür metaforik yansıması gibiydi. İkinci filmde bu duygu daha fazla hissediliyor. Yalnızlaşma, kuşku, dayanışma ruhu derken ‘Sessiz Bir Yer 2’, hem güncel duruyor hem de ‘distopya filmleri’nin bilindik unsurlarından yararlanıyor. Bu filmde, devreye Abbott’ların eski komşuları Emmett giriyor. Ailenin duyma engelli kızı Regan ise cesur, çözüm üreten yapısıyla öykünün umut noktası. Ben bu filmde gerilim sahnelerini daha çok beğendim. Performanslara gelince; Regan’da Millicent Simmonds bence filmin en iyisiydi. Emily Blunt da Evelyn Abbott da zaman zaman bir annenin çaresizliğini ve cesaretini iyi aktarıyordu. Emmett’ı da Cillian Murphy’nin canlandırdığını belirtelim.'

 

SPACE JAM: YENİ EFSANE

UĞUR VARDAN (HÜRRİYET): '...  LeBron’un oyunculuğuyla sürüklenen yapımda Don Cheadle, abartılı fakat etkileyici bir performansla, kötülük dolu yapay zekâya hayat veriyor. Belli bir kuşak izleyicinin Lola Bunny, Sylvester ve Tweety, Daffy Duck gibi karakterlerle nostaljik tatlar alacağı yapımda ben sadece sinemasal değil, ‘Kral’ James’in oyunculuk kariyerine ilişkin iğnelemeleri de (mesela babasını soran Dom’a Al G Rhythm, “Seni bırakıp gitti, o zaman herkesi bırakır, Cleveland’ı iki kez bırakmıştı” türü bir cevap veriyor) beğendim... Sonuç? İzlenmesi keyifli bir çalışma olmuş ‘Space Jam Yeni Efsane’. Ama filmin miniklerden ziyade göndermelere vâkıf olacak kuşağa sesleneceği kanısındayım...'

 

SÜPERNOVA

UĞUR VARDAN (HÜRRİYET): '... Harry Macqueen imzalı ‘Supernova’, uzun süren bir birlikteliğin açmaz noktalarında gezinen, yaşanan dramın hüznünü, duygusunu seyircisine geçiren bir film olmuş. Colin Firth ve Stanley Tucci’nin üstün performansları da bütün bu etkileyici atmosferin yaratılmasındaki en önemli unsurlardan biri. İlişkiler, sanat (müzik ve edebiyat), çaresizlik, umut, dayanışma gibi meselelerde de gezinen ‘Supernova’yı gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.'

 

 

BLACK WIDOW

ŞENAY AYDEMİR (gazeteduvar.com.tr): '...  "Tepetaklak", "Savaşın Gölgesinde" ve "Berlin Sendromu" filmleriyle tanıdığımız Avustralya doğumlu yönetmen Cate Shortland, karakterlerini birer ‘kahraman’ olmaktan sıyırıp normalleştiriyor. Evet, büyük bütçeli bir Hollywood filminden bekleneceği üzere aile vurgusu öne çıkarılıyor ama birçoğunda olduğu gibi vıcık vıcık bir anlatıya mahal vermiyor yönetmen. Üstelik aile olmak için kan bağının gerekli olmadığına vurgu yapıyor bir kez daha. Ve son olarak karakter odaklı anlatısına rağmen aksiyon açısından da ilgilisini tatmin edecek gibi görsel atmosfer inşa etmeyi başarıyor. Bütün bunlara rağmen, filmin kötü karakterinin motivasyonu konusunda sıkıntılı olduğunu söylemeden geçmeyelim. “Avengers”ta Thanos’un bile evrenin yarısını yok etmeye kalkışırken kendince bir motivasyonu vardı. Kalanları kurtarmak! Ancak Dreykov’un bu kadar kötü olmaktaki muradının ne olduğu konusunda filmin yeterince net olduğunu söylemek zor...'

 

 

KORKU SEANS 3: KATİL ŞEYTAN

OLKAN ÖZYURT (SABAH): '... Lanetli Gözyaşı filmiyle tanıdığımız yönetmen Michael Chaves, korku sinemasına yabancı biri değil. Lakin anladığımız suç filmlerinin kodlarına da vakıf. 'Hayalet avcıları'mızı dedektif gibi kullanırken kamerası da açıları da filmin renkleri de suç filmi ayarlarına dönüyor. Korku seansları başlayınca ise ayarlar değişiyor. Bu anlamda Chaves iki tür arasında görsel bir estetik harman yaratıyor. Ama yazdığım gibi genel hikaye korku türünü seven ve türün geçmişine vakıf olanlar için fazlasıyla bildik. Hikayenin finali itibariyle de tüm olup biteni bir yere bağlama noktasında pek de yaratıcı değil. Hani iblisi bu dünyaya davet eden kişinin neden böyle bir şey yaptığına dair etkili bir argüman sunmuyor. Ha mahkeme şeytanın varlığını kabul ediyor mu derseniz, orası da filme kalsın...'

 

UĞUR VARDAN (HÜRRİYET): '... ‘Korku Seansı 3’te ise film ‘Lanetli Gözyaşları’nı da yöneten Michael Chaves’e teslim edilmiş. Bu kez daha çok atmosfere ağırlık verilmiş, su yatağından çıkan, banyo perdesi üzerinden korkutan ‘iblis’, morglarda ayaklanan ölüler (zombi demek lazım mı, bilmiyorum ama) istenen gerilim etkisini sağlıyor. Her zaman olduğu gibi Vera Farmiga ve Patrick Wilson’ın sürüklediği yapımda, ben ‘iblis’i canlandıran Eugenie Bondurant’ı (karizmatik geldi bana) ve emekli rahip Kastner rolündeki John Noble’ı bir hayli beğendim. Sonuç olarak serinin çıtasını aşağı düşürmeyen, istediği etkiyi yer yer yaratan bir film olmuş...

 

 

SALINGER YILIM

OLKAN ÖZYURT SABAH): ' Yönetmen Philippe Falardeau, Salinger'ın tercihlerine saygı duyduğunu gösterip yazarın hiç yüzünü göstermiyor filmde. Ama onun gölgesinin bile insanlar üzerinde ne kadar etkili olduğunu Joanna'nın hikayesiyle bize anlatmayı başarıyor. Joanna, sonuçta New York gibi kurtlar sofrasının kurulduğu bir şehre gelip savrulmadan ve kendi istekleri doğrultusunda ayakta kalarak kendi yolunu çizmeyi başarıyor. Sıkıntı çekmiyor mu? Çekiyor. Yaşadığı sıkışmışlığı film 'sessiz duygusallık' olarak tanımlanıyor... Ama Joanna, Salinger'ın dünyasından, sesinden ve tavsiyelerinden güç alıp bir yetişkin olarak yoluna devam ediyor. Pandemi nedeniyle kapalı kalan sinemaların açıldığı ilk haftanın öne çıkan yapımlarından olan Salinger Yılım, biraz uzun olmakla birlikte sinema salonlarında, gerçekçi insan hikayelerini izlemeyi özleyenleri tatmin edecek türden...'

 

 

CRUELLA

ŞENAY AYDEMİR (gazeteduvar.com.tr): '...  “Cruella”, şirin kız olmaktansa, hak edene karşı biraz ‘kötü’ olmayı o kadar da problem etmiyor. Hatta Estella’nın bir kaybeden olarak geçmişte kalmasında ve Cruella’nın ipleri ele alıp hayatını inşa etmesinde övünülerek birçok yan görebiliyoruz. Ancak bunun rasyonel ve anlaşılır olabilmesi için, Estella’nın karşısına, çok geçmişte kalan bir tanıdık çıkarılıyor: Nedensizce kötü! Cruella’nın kötülükle kurduğu ilişkinin sempatik gösterilmesinin altında yatan kimi tarihsel nedenler var kanımca. İlki, pür bir kötüyle savaşıyor olması. Barones, biraz da sınıfının verdiği kibirle gücünü korumak için sınırsızca kötülük peşinde koşarken masal kahramanına daha çok yaklaşıyor. Onun bu halleri seyir zevki açısından sıkıntı yaratmasa da, arada karikatürize bir tipe dönüşmesinin önüne geçemiyor. Arada bir, çünkü Emma Thompson kelimenin gerçek anlamıyla her anına ruh üflüyor Barones karakterinin. Keza aynı şekilde Cruella ve Estella’da Emma Stone da öyle...'

 

UĞUR VARDAN (HÜRRİYET): '...  Filmi iki Emma sürüklüyor. Genç yetenek Emma Stone, Estella-Cruella karakterinde karşımıza gelirken Barones’i de Emma Thompson oynuyor. Emma Stone, giderek karanlık tarafa kayan bir karakteri başarıyla canlandırıyor. Emma Thompson ise kibirli, hırslı ve Makyavelist Barones’i abartılı, yer yer karikatürize ama istenen etkiyi veren bir performansla inşa ediyor.

Cruella’nın kötülüğünü daha makul ölçülerde sunan bu yapım, salonlara geri dönme yolunda fena bir seçenek gibi durmuyor. Renkli, esprili, oyunculukları kayda değer bir yapımsa aradığınız, ‘Cruella’ sizin için uygun bir randevu diyebiliriz. Ayrıca filmin soundtrack’i çok iyi...