Murat Erşahin Sinemadan Çıkmış İnsan

07 NİSAN 2017

06 Nisan 2017 Perşembe 21:26
Murat Erşahin Sinemadan Çıkmış İnsan

Üçü yerli, toplam yedi yeni film merhaba diyor bu hafta. İçinizde yaşayan sinemadan çıkmış insanın elini sakın ha bırakmayın! Herkese iyi seyirler.


KOCA DÜNYA

-Gam yükü koca dünya, zalim dünya, yalan dünya-

‘A Ay’, ‘Kaç Para Kaç’, ‘Korkuyorum Anne’, ‘Beş Vakit’, ‘Hayat Var’, ‘Kosmos’, ‘Jin’ ve ‘Şarkı Söyleyen Kadınlar’ın ardından sinemamızın ‘auteur’ isimlerinden Reha Erdem’in yazıp yönettiği dokuzuncu uzun metrajı, dokunaklı, umutsuz, karanlık bir dram. İlk gösterimi Venedik Film Festivali ‘Ufuklar’ bölümünde gerçekleşen yapım; buradan Jüri Özel Ödülü ile ayrıldıktan sonra, 23. Adana Film Festivali’nde en iyi film dahil toplam dört ödülün sahibi olmayı başarmıştı. Başrollerini Ecem Uzun ve Berke Karaer’in üstlendikleri yapımın enfes görüntülerinin ardındaki isimse, Reha Erdem sinemasından alışık olduğumuz üzere yine, Florent Herry.

Kardeş oldukları söylenen ve yetimhanede birlikte büyümüş Ali ile Zuhal, koparılmışlardır. Yetimhane dışındaki koca dünyada bir başınadırlar ve üşümektedirler kimsesizlikten! Bir tamircide çalışan Ali’nin, bir ailenin yanında kalan Zuhal’i görmesine izin yoktur. Bir tek birbirleri vardır halbuki. Sadece birbirleri! Bu durum canına tak diyen Ali, motosikletine atladığı gibi Zuhal’i, İstanbul’dan uzağa kaçırır. Ormanın içinde yaşamaya başlayan iki kardeş, vahşi doğayla ve kocaman dünyayla baş etmek zorundadırlar. Sorumluluktan kaçan ailelerin terk ettikleri çocuklar, büyümenin netameli halleri, medeniyet denen aldatmaca, varlık, yokluk, masumiyeti hayatın soğuk, kötücül, acımasız, gerçek, zalim ve kapkara yüzü… Reha Erdem’in yeni filmi, ‘Kosmos’ ve ‘Hayat Var’ ile yakın akraba. Erdem, çok sevdiği Bresson sinemasına saygı sunmuş bir kez daha. Deneyüstücü, minimalist, hafif tinsel, parametrik, içli. İnsan ruhuna bakmaya çalışan titizlikte.

Öte yandan gerçek bir Reha Erdem ve yönetmen dokunuşu duruyor perdede. Yaşadığımız dünyanın duyarsızlığı, soğukluğu ve sığlığı ile tezat bir film ‘Koca Dünya’, her şeyden önce. Gezegenin ve teneffüs ettiğimiz coğrafyanın çok ötesinde, başka bir duyarlılığı, inceliği var Erdem’in. Meseleleri ve dokunuşları, bildik olanlar ve ezber edilenlerle mesafeli elbette. Başka bir yerden, başka bir bakıştan damıtılan hassaslıklar ilgilendiriyor onu her şeyden evvel. Yönetmen var diyorsunuz karşınızda! Perdedeki öykü ve biçim, sizi, Reha Erdem’in yarattığı dünyanın içine çekiveriyor. Üşüyorsunuz, çaresizliği hissediyorsunuz, sarsılıyorsunuz, şiir okuyup, şarkı söylüyorsunuz. Korkunç bir yerde yaşadığınızı yeni baştan algılıyorsunuz, Bir sürü yere gidiyorsunuz. Ağlıyorsunuz sonra. Yönetmen, atmosfer ve sinema buluyorsunuz. (4 / 5)


AŞKIN KRALLIĞI

-Bir aşka krallığım!-

İngiliz aktris-yönetmen Amma Asante’nin yönettiği, Susan Williams’ın ‘Colour Bar’ adlı kitabından uyarlanan biyografik dram, tamamen tarihsel ve gerçek olaylara dayanıyor. Geleceğe umutla bakan, parlak ve zeki hukuk öğrencisi Afrikalı Seretse Khama, 1947 yılında Londra’da bir partide İngiliz Ruth Williams ile tanışır. İkisi de caz müziğinden, dans etmekten hoşlanmaktadırlar ve ortak bir mizah anlayışları vardır. İlk görüşte birbirlerine aşık olan iki genç, kısa süre içinde; evlenmeye karar verirler.

Bechuanaland’ın, bugünkü adıyla Bostwana’nın yeni kral adayıdır Seretse Khama! Prensin, beyaz bir kadını eşi olarak halkına, en çok da tahtta oturan amcasına kabul ettirmesi ise kolay olmayacaktır. Bu esnada, Ruth’un da ailesini ve çevresini, bu evliliğe ikna etmesi de çok zor gözükmektedir. İlişkileri, dünyanın politik gündemine oturan ikili, aşkları uğruna, siyasi çıkarları için bu evliliğe karşı olan İngiliz hükümetinin politik manevralarıyla daha da zoru, parçalanması mümkün gözükmeyen ‘kemikleşmiş önyargılarla’ mücadele etmek zorunda kalacaklardır.

David Oyelowo ve Rosemund Pike’ın başrolleri üstlendikleri romantik biyografi, dönemin politik ve sosyo ekonomik tablosunu barındırıyor fonda. Tom Felton ve Jack Davenport, oyuncu kadrosunun öne çıkan diğer isimleri. Klasik bir aşk hikayesini, ayrımcılık gerçeği, öteki olmak ve emperyalist beyaz adam kavramlarının yanı sıra, otantik ve dönemsel ayrıntılarla süsleyen öykü, maalesef son derece ‘yavan ve düz’ olmaktan kurtulamamış. Eli ayağı düzgün fakat lezzetsiz bir TV filmi desek daha doğru belki de. (2,5 / 5)



ŞİRİNLER: KAYIP KÖY

-Her yaştaki çocuğa ve gerçek insana sesleniyor-

‘Peyo’ olarak tanınan Belçikalı ünlü karikatürist Pierre Culliford’un (1928-1992) yarattığı Şirinler, üçüncü beyazperde macerası ile karşımızdalar! Kelly Asbury imzalı animasyon, sevimli kahramanlarımızı, ‘Yasak Orman’da bulunan gizemli bir kayıp köyün yollarına düşürüyor. Şirine, Gözlüklü, Sakar ve Güçlü Şirin, kayıp köyü, kötü büyücü Gargamel’den önce bulmak için tehlike dolu bir yolculuğa çıkıyorlar.

Bu kez tamamı animasyon olan yapım, yine fedakarlık, dostluk, iyilik, vicdan, ötekini sevip, anlamak gibi içi dolu ve hayati kavramlar etrafında dönüyor. Hasbelkader birlikte olmanın değil salt; birlikte kalmanın önemi, dayanışma, kahramanlık ve karşılıksız vermek; her yaştaki çocuğa çok önemli mesajlar olarak ulaşıyor. Sevimli, sıcak, bir o kadar da eğitici öykü, dört bir yanımızı savaşların, oluşturulan Voltranların, Power Rangers’ların sardığı günümüzde ilaç gibi geliyor bünyeye… Son jeneriklerde karşımıza çıkan bilgi, çaresiz ayrı hüzünlere sevk ediyor yüreği. Filmin, Peyo’nun vefat etmiş eşine adanması dokunaklı bir jest olarak takılıp kalıyor zihne. O kadın ki, ‘Şirinler’in kendine has özel mavi tonunu belirlemiş meğerse.

Sosyalist bilince sahip Şirinler, köyleri, dostluk ve dayanışmanın canlıyı ayakta tutan gücü ile sevginin kudreti, efsane çizgi roman kahramanlarının asla unutulmayacak olduğu gerçeğini pekiştirirken, beyazperde uyarlamalarının kendine yeni bir mecra bulup birbiri ardına sinemalara uğraması, Şirinlerin’de kapitalist eğlence sürecinin yeni bir parçası olduğunu gösteriyor; o ayrı! Her ne olursa olsun şu gerçek ki, sevimli ufaklıklar, ruha iyi geliyor. Soundtrack ayrıca güzel! (3,5 / 5)




BARAKA

-Ismarlama bir inanç meditasyonu-

William P. Young, Wayne Jacobsen ve Brad Cummings’in çok satan aynı adlı kitaplarından perdeye uyarlanan fantastik dram, affetmek ve acıyı dindirmek üzerine ‘ısmarlama’ bir inanç meditasyonu! İngiliz yönetmen Stuart Hazeldine imzalı filmde, Sam Worthington, Octavia Spencer, Radha Mitchell, Graham Greene, Alice Braga, oyuncu kadrosunun yıldız isimlerini oluşturuyorlar.

Çocuğunu yitirmiş bir babanın, Tanrı ile karşılaşması ve affetmeyi öğrendiği manevi yolculuğu var, öykünün odağında. Yaşadığı acı trajedi sonrası, gizemli bir mektup alan Mac Phillips, Oregon’un vahşi ve ıssız doğasında bulunan terk edilmiş bir barakaya gider. Burada aklının ucundan geçmeyen bir buluşma yaşayacak, gerçekle yüzleşme ve iyileşme imkanı bulacaktır.

Bir Hristiyan tarikatı için yazılıp çekildiğini düşündürten yapım, biçimi ve anlatımı düzgün ama son derece yavan bir Hristiyan tarikatı spotu gibi. TV’den yayın yapan ABD’li özel kiliselerin inanç saati programını andıran içeriğin sürpriz ismi, filmde referans isim olarak da yer alan ünlü müzisyen Neil Young. (1,5 / 5)



Popüler TV dizisi ‘The Walking Dead’in yapımcılarının imzasını taşıyan korku denemesi ‘Satanic / Şeytani’ ile birlikte iki yerli yapım; Erhan Baytimur imzalı aksiyon ‘Bordo Bereliler Suriye’ ve bir dizi halini almış komedi türündeki ‘Sümela’nın Şifresi 3: Cünyor Temel’, haftanın notlarımız arasında yer alamayan diğer yenileri. Tekrar iyi seyirler herkese. MURAT ERŞAHİN
MURAT ERŞAHİN´İN BİSİKLET HIRSIZLARI PROGRAMINI İZLEYİN



Diğer Yazılar