Paylaş   
16.01.2012

YEŞİLÇAM´DAN TV DİZİLERİNE TECAVÜZÜN KRONOLOJİSİ

/

Rahmetli babam anlatmıştı bir keresinde. Sinemalarda gösterilen bir Türk filminde kadın oyuncunun eteğini dizinin üstüne kıvırdığı kulaktan kulağa yayılmış da, bütün genç erkekler akın etmişler filme. Babamın 1938 doğumlu olduğunu düşünürsek 1950'li yılların başında geçmiş olmalı bu olay. Bu filmin Acı Pirinç (Riso Amaro -1949) olduğunu tahmin ediyorum ben. Hatun kişi de Silvana Mangano bu takdirde. (Silvana Mangano çoktan toprak oldu ama güzelliğinin hala polemikler yaratabildiğine şahit olmuştuk 2011 Nisan'ında. Hatırlarsanız yatakta otururken görünen çıplak bacaklarına 24 adlı kanal buzlama metoduyla sansür uygulamıştı. Rastlantıya bakın ki film, kanı kaynayan gençlerin 1950'lerde akın ettiği Acı Pirinç'ti.)

Cinsellik geçmişte olduğu gibi bugün de kayda değer bir PR malzemesi. Yerli sinema filmleri içindeki açık seçik sahnelerin magazincilere servis edilmesiyle, TV dizileri içerdikleri tecavüz sahneleriyle pazarlanıyor. Cinsellik hala satıyor.

Cinselliğin konuşulamadığı, çoğu zaman ayıp sayıldığı bizimki gibi bir toplumda sinema daha bir önem kazanır. Çoğu şeyi sinemada (artık televizyonda) görüp, öğreniriz. Bu yüzden Yeşilçam'ın büyük "emeği" vardır üzerimizde. Aşkı, öpüşmeyi, delikanlılığı, kimi zaman kahpeliği, kimi zaman haksızlıklara karşı durmayı öğrenmişizdir Yeşilçam'dan. Bugünün dizileri bile, tecavüzün para ettiğini Yeşilçam'dan öğrenmişlerdir aslında.

Yeşilçam'da dikkate değer ilk tecavüzler Türk sinemasının çınarı Metin Erksan'ın filmlerinde karşımıza çıkar. 1962 tarihli Acı Hayat'ta ilk kurban varoş kızı Nermin'dir.(Türkan Şoray) Mehmet (Ayhan Işık) ile evlilik hazırlıkları içinde olan Nermin'i sarhoş edip namusunu kirleten ise zengin çocuğu Ender'dir. (Ekrem Bora). Mehmet de yıllar sonra intikam için Ender'in kardeşi Filiz'e tecavüz edecek ve bu sınıfsal çekişmede düşmanının düzeyine inecektir.

1964'de Berlin Film Festivali'nde Altın Ayı kazanan Susuz Yaz'da Kocabaş Osman'ın (Erol Taş) kendi yerine hapis yatan kardeşinin, karısına (Hülya Koçyiğit) tecavüz edişine tanık oluruz. 1968 tarihli Kuyu filminde ise bu kez bir başka Osman (Hayati Hamzaoğlu) aşık olup kaçırdığı Fatma'yı (Nil Göncü) ağaca bağlayarak tecavüz eder. Erksan bir üçüncü sayfa haberinden esinlenerek yapmıştır bu filmi. Erksan, bu filmlerinde "tecavüz" konusunu suistimal etmemiş, onu bir pazarlama amacıyla değil, sosyal bir yaraya parmak basmak, bozulmaya yüz tutan ya da baştan bozuk olan bazı normları ifşa etmek adına kullanmıştır.

Yeşilçam melodramlarında "tecavüz"ün görevi genellikle filmin baş kadın oyuncusunu "düşük kadın" durumuna düşürüp sevenleri ayırmaktır. Kadının iftiraya uğradığı, olayların kendi isteği dışında gerçekleştiği filmin sonunda anlaşılacaktır elbette ama mutlu sona kadar çok acılar çekilecek, çok gözyaşı dökülecektir.



70'lerin başında seks furyasına karşı ayakta durmaya çalışan vurdulu kırdılı B-film örmeklerinde ise yüksele şiddet dozu erkeklerin kadınlara muamelesine sirayet ediyor ve karşımıza sadizme ve psikopatlığa varan tecavüz ya da cinayet sahneleri çıkabiliyordu.

60'larda Yılmaz Atadeniz'in Kilink filmlerinde baş gösteren bu eğilime maço B-filmlerinde giderek daha sık rastlanır olmuştu. Bu durumu en iyi yansıtan sahne Şerif Gören'in yönettiği Yılmaz Güney filmi Canlı Hedef'te karşımıza çıkar. Kızını kurtarmaya çalışan namlı bir kabadayıyı canlandıran Güney bu filmde konuşturmaya çalıştığı kadına bir yılanla tecavüz eder. Kaptan Amerika ve Örümcek Adam'ı dünyada ilk kez bir araya getiren film olan 1973 yapımı 3 Dev Adam'ın açılış sahnesinde bir tecavüze şahit olmak için geç kalmışızdır belki ama yönetmen kadın kurbanın filmin kötü adamı Örümcek Adam ve çetesi tarafından öldürülüşünü kaçırmamızı istemez. Kumsalda boynuna kadar gömülen kadının yüzü bir sandal motorunun pervanesiyle parçalanacaktır.

70'lerin ikinci yarısında arabesk filmlerinde karşımıza çıkan tecavüz vakalarında ise amaç filmin kötülerini daha kötü göstermek ve filmin sonunda alınacak intikamı haklı çıkarıp, seyirciye beklediği doyumu yaşatmaktır. Misal, Osman F. Seden'in çektiği 1975 tarihli Orhan Gencebay filmi Batsın Bu Dünya'nın sonunda tecavüzcüyü gemi direğinde asılı görürüz. Gencebay'ın izinden giden Ferdi Tayfur, 1981 yapımı Olmaz Olsun'da eşine (Necla Nazır) tecavüz edenlerden birini kasaba meydanında satırla infaz edecektir.



1980'lerde tecavüzün bir pazarlama aracı olarak değerlendirildiği, hatta bir rutine dönüştürüldüğü bir dönem başlıyor. Dizi sektörünün İffet (1982) ve Fatmagül'ün Suçu Ne? (1986) filmlerini seçmesi bir rastlantı değil. İffet'in meşhur tecavüz sahnesiyle gişede iyi iş yapmasından olsa gerek, yönetmen Kartal Tibet Müjde Ar ile ertesi sene tecavüzlü bir film daha çekiyordu: Aile Kadını (1983). Müjde Ar, 1982 tarihli Ömer Kavur filmi Göl'de de tecavüzden kurtulamıyordu.

Temel Gürsu'nun yönettiği Banu Alkan ve Ferdi Özbeğen'in başrolünde oynadığı 1984 tarihli Kadınca'da Fatmagül'ün Suçu Ne?'de olduğu gibi bir toplu tecavüz söz konusudur. Arda Uskan senaryoyu belli ki Sam Peckinpah'ın 1971 tarihli The Straw Dogs filminden fazlaca esinlenerek yazmıştır. Müjde Ar'a rakip çıkarılmaya çalışılan Alkan'ın başından birkaç tecavüz daha geçecektir. (1985 tarihli Arzu'da Tolga Savacı'nın gerçekleştirdiği gibi.)

1992 tarihli Yavuz Özkan filmi İki Kadın'da bir hayat kadınına (Zuhal Olcay) tecavüz eden bir milletvekili (Haluk Bilginer) söz konusudur. Tecavüzden toplumsal ve ahlaki bir argümana gidilmeye çalışılır ki, bu Türk sinemasında Erksan'nın Kuyu'sundan sonra tecavüz eyleminin entellektüel temelli olarak ilk kullanılışıdır.

TV dizilerinde karşımıza çıkan 70'lerdeki seks filmleri furyasının ardından, 80'lerde sinemamıza sızan pazarlama amaçlı tecavüz furyasının günümüzde yeniden nüksetmesinden başka bir şey değildir. Sosyal içerikli bir mesaja sahip olmayan, melodram ve arabesk filmlerinde olduğu gibi karakter inşasına ya da izleyiciyi tatmin etme amacı gütmeyen tecavüz malzemesinin kullanılması, 80'lerden sonra iyice medyada kendini iyice gösteren her şeyden olduğu gibi cinsellikten rant elde etmeyi de mübah gören tüccar zihniyetinin bir sonucundan başka bir şey değildir. İzleyenlerin bu durumdan etkilenip etkilenmediği tartışması bile bu amaca hizmet etmektedir biraz. Perdede, ya da ekranda ne gösterildiğinden çok, bunun nasıl gösterildiği önemlidir. Eğitimli biri medyanın manipulasyonlarına gelmemekle mükelleftir. Ancak bazıları da bir filmin/dizinin eğitimi yetersiz bireyler tarafından da izlenebileceği gerçeğini gözden kaçırmayacak kadar duyarlı olmak zorundadırlar. Bu bazıları da sansürcüler değil, o dizileri ve filmleri üreten yapımcı, yönetmen ve oyunculardır. Para, size her şeyi suistimal edebileceğinizi düşündürmeye başladığında artık en büyük toplum düşmanı olmuş demektir. Sizi de kendine benzetmek için elinden geleni yapacaktır.
EGE GÖRGÜN (tersninja.com) ÖZGÜN HABERE GİDİN

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
128
0
164
0