Paylaş   
22.10.2011

NASIL BİR FESTİVAL İSTİYORUZ

/

Antalya festivali bin bir tartışma dalgasını arkada bırakarak sona erdi. Öncelikle jüri kararları tartışıldı. Jüri kararları her daim tartışılacaktır ancak jüri kararlarından ziyade önemli olan nokta, festival sorunlarıdır. Festival sorunlarının dile getirilmesinin, jüriye duyulan tepkilerin gölgesinde kalması halinde, 50. yılda da gıdım yol kat etmemiş olabiliriz.

SİYAD üyelerine, nasıl bir festival görmek istediklerini, Antalya ve Adana festivallerinin en sorunlu yanlarını ve yurt dışı festivallerinden farklarını sorduk.
Çoğunlukla vurgulanan en önemli nokta bir festivalin "bağımsız" olması koşuluydu. Yerel yönetimlerin, siyasi iradelerin yönlendirmesiyle, baskısıyla bir festivalin kimlik kazanamayacağı üzerine çok konuştuk, yazdık ama halen yazmaya devam ediyoruz. Festivallerin tutarlı, sürdürülebilir kimliklerinin oluşması, ön jürinin otoritesine ve seçtiği film sayısına güvenilmesi, jürideki isimlerin daha özenle seçilmesi, gösteriş yerine sinemaya odaklanılması ve teknik imkanların düzeltilmesi şart!
Bu anlamda bağımsız olan ve nasıl bir festival istiyoruz kıstaslarının ideal özelliklerini taşıyan festival elbette İstanbul Film Festivali'ydi. Ancak onun yanı sıra, yakın duran Ankara Uluslararası Film Festivali'ne ve bağımsız olamamaktan dolayı bazı kentlerdeki ayaklarını kaybeden Gezici Film Festivali'ne de yazının devamında mikrofonu uzattık.

İşte SİYAD üyelerinden bazılarının ayrıntılı görüşleri:

CEYLAN ÖZÇELİK: " Ulusal Yarışma bölümünde memleket sinemasına katkısı olacak sahici ve nitelikli eserlerin yer aldığı, dört bir yanda sinemayı seven insanların olduğu verimli festivaller görmek isterim. Adana ve Antalya'yı irdelersek, festivallerin verimliliğini ve güzelliğini ´ön´ süreçler belirliyor. Yarışma filmlerinin (kısa, uzun, belgesel) sağlıklı ve insanca koşullarda ön jüriye izletilmesi önemli. Ön jürilerin bu filmleri bir arada izleyebilmeleri için gerekli şartlar sağlanmalı. Kişisel güçlükler birlikte izlemeyi engelliyorsa bile en azından son aşamada son karar için bir araya gelinebilmeli.
Festivaller, ön jürilere belli ´sayı´ yı dayatmamalı. Misal, ulusal uzun metraj yarışmasından söz ediyorsak ve yarışabilecek nitelikte sekiz eser mevcutsa, festival " beş film, altı film daha isteriz." dememeli. Festivalin bu noktadaki müdahalesi ancak şu olabilir: Halkla buluşmasını arzu ettikleri filmler için İstanbul Film Festivali´nin gayet şık uyguladığı "Yeni Türk Sineması" gibi alternatif bir yan başlık açabilirler. Ana jürilerin tamamının sinema yapanlar ve sinema yazanlar arasından seçilerek oluşturulması şart. Bir festival, senaryo, görüntü yönetmeni, kurgu, sanat yönetmeni gibi dallarda ödül veriyorsa, o jüride bir görüntü yönetmenin, bir senaryo yazarının, bir kurgucunun mutlaka olması gerekiyor. Yanı sıra, yalnızca tek bir sinema filminde rol almış oyuncuların, dizilerin vesile olduğu popülerlikleri nedeniyle (tabii ayda en az kırk film seyreden bir sinefil değillerse) jüriye dahil edilmesi, jürinin güvenirliğini ve ciddiyetini zedeliyor.
Bu tip festivallerin unutmaması gereken en önemli şey, sundukları yüklü para ödülleri ile neyi teşvik ettikleri. Antalya´nın en sorunlu tarafları bunlardı benim için. Yanı sıra uluslararası yarışma özellikle son bir kaç yıldır, Antalya´daki işlevini kaybetti. Belli başlıklar altında gerçekleşen yabancı film gösterimlerinin süregelmesi şart tabi ki ancak uluslararası yarışmanın gözden çıkarılması, festivalin kendisi için de yararlı olacak gibi. Adana´nın çok çok sorunlu bir yanı göze çarpmıyor. Her iki festival için de yarışma filmlerinin gösterim koşulları temel sorun. Projeksiyon ve ses sıkıntıları bazen biz seyirciyi bile çileden çıkartabiliyorken, bunun film ekiplerini nasıl etkilediğini ancak tahmin edebilirim.
Cannes, Berlin, yurt dışı ile karşılaştırdığımızda salonlardaki gösterim koşulları dışında, en büyük fark ödül törenleri sanırım. Özellikle Antalya´da ödül törenleri yıllardır, her şeyiyle tepeden tırnağa yanlış. Adana´da en azından, aday videolarına özen gösteriliyor, bu videolar profesyonel kişilere yaptırılıyor. Antalya´da ona dahi rastlayamıyoruz.
Bu iki festivalde de siyasilerin uzun konuşmalarıyla başlayan süreç, ödül verenlerin alanlardan daha uzun konuşmalarıyla boğucu bir hal alıyor. Her ikisi için de filmlerden ve sanatçı isimlerinden bihaber olan sunucuların yarattığı krizlerinden söz etmek mümkün. Törenlerdeki mini konserler de ayrı bir olumsuz etken. Oysa Adana ve Antalya´da festival kapsamında halk konserleri düzenleniyor. Törenlerde izlediğimiz sanatçılar da sevenleriyle o konserlerde buluşsalar ne güzel olur."



CUMHUR CANBAZOĞLU: "Sinemanın ön plana çıktığı, kentin dört bir yanına yayılan gösterimlerin gerçekleştiği, halkın katılımıyla interaktif özellikler içeren bir festival görmek istiyorum.
Antalya'nın sinemayla ilgisi sınırlı; sinema sanatı burada magazin ve belediyenin güç gösterisi için kullanılıyor. Festival yerine bir çeşit panayır adeta. Adana ise daha derli toplu; ancak onlarda da bir 'oturmuşluk' sorunu var. Daha çok Antalya'ya öykünüp ülke gündeminde daha fazla yer alma çabası yaşanıyor.
Cannes, Berlin, Venedik bir çeşit pazar ve çok mekanik işliyor üçü de. Bizimkilerden İstanbul ise çok farklı bir görünüm sergiliyor diğerlerinden; bol parası, kendi yetiştirdiği seyircisi ve yıllardır iyi ağırladığı konukların lobisiyle dünya çapında kredisi var. Ancak program seçimleri çarpıcı değil, ellerini korkak tutuyorlar. Diğer festivaller, belediyelerin düzenledikleri tanıtımı hedefledikleri için fazla inandırıcı ve ciddi değil. !f gibiler ise İstanbul Film Festivali'nin unuttuğu boşlukları doldurması açısından önemli."



CÜNEYT CEBENOYAN: " Kolay ulaşılabilir, birbirine yakın mekanlarda gerçekleşen, iyi filmlerin gösterildiği, sosyalleşme mekanları olan, yerli yabancı basının bir araya gelebildiği, bir festival atmosferinin yaratıldığı, sinemacılarla tanışılabildiği, tartışmaların, panellerin, master classların olduğu bir festival istiyorum. Adana ve Antalya'daki temel sorunlar, doğru dürüst sinemalarının olmayışı. Sinema salonlarının coğrafi olarak çok dağınık ve zor ulaşılır oluşu, konukların yani sinemacıların yerli ve yabancı basınla etkileşiminin çok zayıf oluşu, bir festival atmosferi oluşturulamaması, yerli sinema basınına üvey evlat muamelesi
yapılışı, dostlar alışverişte görsün zihniyetiyle işlerin yapılışı (belgesel ve kısa filmcilere reva görülenler), magazine çok önem verilişi, politikanın işin içine çok bulaştırılması, hatta partiler arası bir propaganda savaşına dönüşmesi, kifayetsiz insanlara sırf popüler oldukları için jüri
üyeliği verilmesi, yarışma filmlerinin sayısının çok yüksek tutuluşu ve dolayısıyla bir sürü kötü filmin yarıştırılması, festivallerin oturmuş karakterleri ve çizgilerinin olmayışı, bunlar en önemli sorunlar.Bizim ülkemizdeki bu festivallerde sinemadan ziyade ön planda olan şey medyada görünürlük, propaganda ve popülizm!"



DENİZ YAVUZ: "Daha az yan etkinliğin yapıldığı, niceliğin değil niteliliğin ön planda olduğu mutlaka uluslararası ayağı olan ve sinemaseverler, yerel halk ve sinema yaşamını gerçekten aynı ortamda buluşturabilen, yapıldığı alanın ufkunu açacak, bir şenliğe dönüşecek... Aynı zamanda yapıldığı coğrafyanın özelliklerini konuklarına tanıtacak bir oluşumu gerçekleştirebilmek, bu zemini yaratabilmek önemli... En önemlisi: Siyasi iradelerin, yerel yönetimlerin ve bürokrasinin gölgesinde yapılmayan, bu dinamiklerin yalnızca maddi destek sağlayacağı ve alanının profesyonelleri tarafından icra edilen festivaller yapılmalı...
Antalya'nın da, Adananın da bürokratik ve siyasi engelleri mevcut. Bu sebeple rahat değiller. Sanat ürünü bir şeye ya da bir yere ait olamaz, sanat ürünlerinden oluşan etkinlikler de ehilleri tarafından herhangi bir engelle karşılaşmadan yapılmalıdır... Altın Portakal bu açıdan biraz daha rahat fakat onun da üzerinde 48 yıllık yorgunluk ve ağır sorumluluk var... Altın Koza´da ise genel olarak bir festival havasının yakalanacağını düşünmüyorum... Bütün açıklamalarında belediye başkan vekilinin imzası bulunuyor...
Ülkemizdeki en büyük problemin riya olduğunu düşünüyorum... Sinema basınımız başta olmak üzere, yönetmenlerimiz, sektör insanlarımız büyük hezeyan içerisindeler ve ayıpla iştigal ediyorlar... Bir yönetmenimiz başka bir yapıt hakkında "ilk 20 dakikadan sonra dayanamadım çıktım, son dakikalarında da zevahiri kurtaramamıştır herhalde" diyip büyük jüriyi de hata yapmakla suçlayabiliyor... Hiçbir jüri temelde hata yapmaz... Jürilerin yapıları bellidir. Verdiği karara saygılı olmalısınız. Aynı şekilde festivallerin de yapıları -iyi ya da kötü- bellidir. Beğenmiyorsanız katılmazsınız, katılıyorsanız ise ödülü almayacaktım, bu ödül yanlış oldu falan demezsiniz ya da basın açısından bakarsak, festivali eleştirmek yerine ürünleri eleştirirsiniz. Bizler organizatörmüşüz gibi ahkam kesmeyi çok seviyoruz ama aynı festivallerde geciken servis araçları sebebiyle festival yöneticilerine demediğimizi bırakmıyor, anında aforoz ediyoruz.
Festivallerin temel olarak sahipleri, ilgili sektörleridir diye düşünüyorum. Bütün hatalarına rağmen, bizler, bu işin içinde olanlar her daim bu çabaların destekçisi ve arka plandaki koruyucuları olmalıyız. Festivaller de aynı şekilde birbirlerini desteklemeli Aynı gemide gitmemiz gerekirken başka gemiler aramak neden? Her iki festivalimiz için de en büyük problem budur, diğer festivallerin de elbette... Sanırım genel olarak, tam anlamıyla endüstri olamayışımızın en büyük kanıtı ve zararlarından biri de bu."



MURAT ERŞAHİN: "Bir film festivalinde yarışmayı gerçekten hak edecek filmlerin yer aldığı, ön jürinin ve ana jürinin gerçekten sinemayı iyi bilen, yetkin isimlerden kurulduğu, daha çok sinema konuşulan, daha profesyonel, yerel yönetimlerden bağımsız, saygın bir sanat kurumunun desteklediği ya da gerçekleştirdiği bir festival görmek istiyorum.
Antalya ve Adana´nın en sorunlu yanları; özellikle ön jürilere yeterli ağırlığın verilmemesi, yüksek para ödülünün alışkanlığa ve normal algıya dönüşmesi ve alaturkalık. Her şey yerel yönetimlerin iki dudağının arasında. Yedinci sanata katkı bilinci çok düşük."



MURAT ÖZER: "Tek kelime yeterli: ´Bağımsız´ olmalı bir festival, onu sağa sola çekiştirecek ayak bağlarından (belediyeler ya da ´çok bilenler´ gibi) arınmış olmalı. Bu anlamda ideal değilse de ideale yakın olan tek organizasyon İstanbul Film Festivali gibi görünüyor. Onu takiben de tüm zorluklara karşı düzenlenen Gezici Festival ve !f İstanbul geliyor.
Adana da Antalya da ´bağımsız´ değil. Belediye desteğine muhtaç olduklarından her yıl değişen ölçülerde tavizler vermek zorunda kalıyorlar. Ama iki festivalin bu yılki sonuçları için organizasyonları suçlamak, jüri kararlarını festivale fatura etmek yanlış olur. İki festivaldeki ödül miktarlarının abartılı rakamlara ulaşmasıysa sadece jüriler üzerinde değil organizasyonlar üzerinde de baskı oluşturuyor bence.
Adana ve Antalya´yı Cannes ve Berlin gibi festivallerle karşılaştırmamak lazım, ´orantısız güç kullanımı´na girer bu. Daha küçük festivallerle karşılaştırıldığındaysa, burada organizasyonun gereksiz biçimde büyütüldüğünü, içinden çıkılamaz hale sokulduğunu söyleyebiliriz. Bu kadar dağılmaktan, her şeye el atmaktansa ´kontrol edilebilir´ boyutlarda kalmak en doğrusu gibi."



NECLA ALGAN: "Antalya´nın sorunları bence kabaca şöyle. Uluslararası festival bence Antalya için çok önemli. Ama çeviriler çok kötü, bu mutlaka çözümlenmeli. Öğrencilerin festivale katılımı, gençlerin katılımı önemli. Bu konuda daha fazla çaba sarf edilmeli. Öğrencilerin festivale ulaşımı kolaylaştırılmalı. Bir de etkinliklere daha fazla insanın katılımı için bazı düzenlemeler yapılmalı. Bu sene "geç gelen portakal ödül töreni" benim izleyebildiğim kadarıyla çok yürek acıtıcıydı. Ahu Tuğba´nın böylesine anlamlı bir törende ne işi var? Ben Antalya´yı çok seviyorum. Ne AKP'lilere ne de Ahu Tuğba´lara kalmalı."



OKAN ARPAÇ: "Her festival ´sanat filmi´ içerikli olmak zorunda değil. 40 yıldır Türkiye´nin Oscar´ları diye de anılan Altın Portakal, popüler yerli sinemanın adresi olabilir. Belki "En İyi İlk Film" veya "En İyi Bağımsız Film" ödülü de tekil olarak yer alabilir. Ama kesinlikle ´düzeyli gişe filmleri´ festivaline dönüşmeli.
Adana da Antalya da, hem ´halk´la kucaklaşmak istiyor, hem de yüksek sinema zevki gerektiren filmleri yarıştırıyor.
Antalya´da kortej düzenleniyor ama katılan ´star´lar on yıllardır aynı yüzler... Halk bu festivallerde ´artist´ görmek istiyor. Film yıldızlarını şehir sokaklarında dolaştıran bir festivalde, bağımsız filmler, sanat filmleri, deneysel çalışmalar izletmek büyük tezat. Yani iki festivalin de içerik açısından ciddi bir ´kimlik´ sorunu var.
Oscar´ı bir yana bırakırsak, Cannes, Berlin gibi festivaller daha ciddi filmlerin, sinema sanatının görücüye çıktığı mecralar. Ancak bu, başından beri böyle oturmuş, saygınlık yaratmış ve böyle de sürecek. Dünya sinemasının en büyük ustaları, ´yetenek´ olarak görülen genç sinemacılar yapıtlarını burada ortaya koyuyorlar. Antalya ve Adana ise, bu festivallere özenirken, katılan yerli filmlerin içeriğinin ´tırışka´ olması, bütün denklemi altüst edebiliyor."



OLKAN ÖZYURT: "Yılların sonunda Adana ve Antalya film festivallerinin kurumsallaşmış kimliğe sahip, özerk yönetilen ve sinemaya katkı konusunda politikasını belirlemiş olan birer festival olması gerekir. Son yıllara bakarsak Adana´nın, Antalya´dan birkaç adım önde olduğu söylenebilir. Adana, kentte sinema seyircisi oluşturmaya çalışıyor, program oluşturma konusunda daha titiz. Sinema sektörüne daha özenli yaklaşıyor. Antalya ise son yıllarda, işin ´şov´ kısmına daha fazla yükleniyor. Belki fazla etkinlik düzenliyor ama nitelik- nicelik dengesini kuramıyor. Belediye seçimleri sonrası başkanlar değiştikçe festivallerin yapısı da düzenleyen ekip de değişiyor, tüm bunlar birikim oluşmasını engelliyor. Bu da festivalin her şeyine yansıyor. Özellikle de bu birikimsizlik popülist yaklaşımlara neden oluyor. Eğer yapı olarak kendilerine bir örnek seçeceklerse, İstanbul Film Festivali´ni yapısal olarak kendilerine örnek almaları daha iyi olur."



ŞENAY AYDEMİR: " Güzel filmlerin, güzel salonlarda gösterildiği, salonların da dolu olduğu festivaller görmek istiyorum. Antalya'nın en büyük sorunu içeriğinin, şeklinin ve formatının sürekli değişmesi, en uzun festival olmasına rağmen bir türlü standardı yakalayamaması. Adana'nın en büyük sorunu ise dağınıklığı; seyircilerin ve film ekiplerinin buluşacağı, insanların sinemadan sinemaya koşturmak zorunda kalmayacağı bir festival merkezine acilen ihtiyacı var."



TUNCA ARSLAN: "Ön jürinin "otoritesini" geçerli kılıp belirleyici olduğu, gerektiğinde en fazla yedi ya da sekiz filmin ana yarışmaya gönderildiği, biraz daha "seçkin" bir festival anlayışı daha iyi olur. Ayrıca sonuçlar açıklanıp ödüller verildikten sonra ana jüri mümkün olduğunca tam kadro halinde bir basın toplantısı düzenlemeli ve kararlarını tartışıp soruları yanıtlamalı. Altın Koza, 45 yılda 18 kez düzenlenmiş bir festival. Yani, kaderi büyük oranda yerel yönetimin keyfine bağlı.
Altın Portakal bu açıdan çok daha ciddi bir tarihe ve sürekliliğe sahip. Son yıllarda tanık olduğumuz iktidar ve yandaş medya baskısı ise Antalya´yı zorlayan en büyük sorun bence. Cannes Film Festivali Cannes´dan, Berlin Film Festivali Berlin´den, Venedik Film Festivali Venedik´ten yönetiliyor çok büyük oranda. Bizde ise Antalya ve Adana´yı, Ankara ve İstanbul da yönetmeye çalışınca ister istemez sorunlar yaşanıyor."



TÜL SÜALP AKBAL : "Gönlümdekine en yakın festival Gezici Film Festivali. Gittiği yerde bütün konuk ve katılımcıları bir arada tutan, açtığı bölümlerde adaletli davranan, herkese aynı özeni gösteren, mevzunun festival olup gösteriş olmadığını ispatlamış bir festival. İstanbul Film Festivali de bu anlamda çok anlamlı. İki hafta sadece film izleyip, film konuşabiliyoruz. Adana'da etkinlikler çok fazla. Bu iyi ancak katılımı ve takibi zorlaştırması açısından sorunlu. Sinema salonlarının birbirinden çok uzak olmasından dolayı trafikte çok zaman kaybediliyor. Ancak Adana'da ekip ve çalışanları son derece samimi, içten ve yardımsever.
Antalya´da ciddi organizasyon sorunları var. Yönetim ve ekip değiştirmesi açısından ahde vefasız bir festival. En büyük ayıbı uluslararası kısmının üvey evlat muamalesi görmesi. Bu gösterimlerde neredeyse her şey yanlış. Altyazılar yok. Var olan alt yazılar da çok kötü. Filmler izlenemez hale geliyor. Teknik açıdan kısalara ve belgesellere de aynı özensiz muamele söz konusu. Antalya'da kim gelirse gelsin gösteriş budalalığı ve 'ye kürküm ye mantığı' hakim.
Bu yıl Antalya'da SİYAD jürilerinin gördüğü muamele ise utanç verici. SİYAD'a böyle davranan bir festivalin sinemayla alakası yoktur. Jüri meselesine bakarsak, festival ana jürilerinde hâlâ aktif ve önemli bir yönetmenin jüride olması, üstüne üstlük jüri başkanı olması çok sorunlu."



UĞUR VARDAN: "Ben doğrusu son Antalya Film Festivali'yle birlikte, "Sinemamız öldü bitti" mealinde atılan çığlıklara pek itibar etmiyorum. 2011 Antalya'daki 'Ulusal Yarışma' bölümündeki düzey, sadece bu yılın hasadının iyi olmadığını gösterir, seneye bambaşka filmler izleyebiliriz ve değerlendirmelerimiz değişebilir. Benim, şöyle festival olsun, böyle festival olsun diye bir beklentim yok; elbette ideal çizgiler her zaman vardır ama tutturulmasa da olur. Üstelik geçmiş tecrübeler göstermiştir ki, Cannes'ın kimi ödüllü filmleri, Oscar'ın anlı şanlı örnekleri bile zaman zaman fos çıkar. Dolayısıyla karamsar olacak bir durum yok. Ayrıca jürinin kadınlardan oluşmasının da özel bir ne getirisi, ne de götürüsü vardır. Hatırladığım kadarıyla jüri kararları, yüzü gülmeyenler tarafından her daim eleştirilmiştir, bu her zaman da böyle olacaktır. Filmleri yarıştırırsanız, sonuçlarına da katlanırsınız.
Adana'ya bir kez gittim, sağlıklı bir yorum yapacak durumda değilim, Antalya'da ise sorun belediyelere bağlı vizyonlar geliştirilmesi. Menderes Türel döneminde farklı, Mustafa Akaydın zamanında farklı bakış açıları var ve bu bakış açıları süreklilik arz etmiyor. Biri yabancı sinemayı ve yıldızlarını çok önemsiyordu, diğeri Yeşilçam'a daha fazla önem veriyor. İdeali tıpkı Cannes'da, ya da İstanbul Film Festivali'nde olduğu gibi tutarlı, siyasi yelpazelere göre yön değiştirmeyen, ilkeli ve güvenirliliği had safhada bir grubun festival organizasyonunu üstlenmesi ve kendi doğrularına göre bu işi yürütmesi.
Antalya'nın en büyük eksikliği, son dönemde basınla film ekiplerinin ayrı yerlerde konaklamalarından dolayı, özellikle basın kanadında işlerin pratik yürümesini engellemeye ilişkin problemler. Geçmişte bu iki grup aynı otellerde kalır ve lobide, daha sıcak ortamlar olur, bu da ortaya daha canlı ve verimli işlerin çıkmasına ortam hazırlandı. Tabii bu tablonun böyle olmasının düzenleyicilerin dışında gelişen başka nedenleri var. Festival yabancı turistlerin 'İndirimli tatil' periyoduna denk geliyor ve oteller dolu oluyor. Böylece konukları az sayıda otellerde toplama hedefi de ne yazık ki gerçekleşemiyor.
Cannes ya da Berlin ile karşılaştırmaya gelince, en önemli neden, yukarıda da belirttiğim üzere, onlarda perde arkası kahramanlardaki süreklilik ve genel geçer akımlara boyun eğmemek dikkat çekiyor. Bizde ise her iktidar değişikliğiyle birlikte festivallerin işlevleri ve ilgi alanları yeniden tanımlanıyor."



VECDİ SAYAR: "Bu ülkenin, taşra siyasetine alet olmayan, neyi - niçin - kimin için yaptığının farkında olan, ülkemiz sinemasının sorunlarına ve ihtiyaçlarına duyarlı, dünya sinema platformlarından haberli, havai fişeksiz, konfetisiz, ´kitch´ dekorlardan medet ummayan, jürilerin ve filmlerin seçiminde titiz, teknik koşulları yeterli, yenilikçi, inatçı ve uzmanlığa saygılı festivallere ihtiyacı var."

------------------------------------------------------------------


FESTİVALCİLER KONUŞUYOR

SİYAD üyeleri nasıl bir festival görmek istediklerini, Antalya ve Adana'nın sorunlu yanlarını dile getirdi. Şimdi de bağımsız olan Ankara Uluslararası Film Festivali'ne ve bağımsız olamamaktan dolayı bazı kentlerdeki ayaklarını kaybeden Gezici Film Festivali'ne söz veriyoruz:

Ankara Uluslararası Film Festivali'nden Beyhan Büyükyıldız sorularımızı yanıtladı.

- Ankara Festivali´nde edindiğiniz bunca yıllık deneyimde, ´İdeal festival nasıl olmalı ?´ sorusuna yanıt bulabildiniz mi ? Sizce bir festivalin düşebileceği en büyük hata nedir ?
İdeal festival, hedeflediği seyirciye, kalite ve sayısal açıdan ulaşabilen festival demektir. Seyircisiyle büyüyen, seyircisini nitelik açısından daha iyiyi isteyen, bunun için zorlayan seyirci haline getiren festival idealdir. Ayrıca film üretimine ve niteliğine katkısını, yeni sinemacılara yol gösterme işlevini hiç yitirmeden devam ettirmeyi başarmalı. Bunların dışında, film gösterim olanaklarını, teknik olanaklar ve sinema salonu açısından en iyi düzeyde tutabilen, bunu sürdürebilen, kimliğini, kişiliğini yitirmeden yenilikleri takip edebilen festivaller de ideal festival sınıfına girebilir.

- Ankara´nın ´Belediye-Valilik´ desteği yok. Ankara tam olarak nasıl bir organizasyon ?Maddi desteği nereden, nasıl sağlıyorsuuz ? Para ödülleri hususunda kriteriniz nedir ?
Ankara Uluslararası Film Festivali, küçük bir büroda, bir avuç insanın çalışmasıyla, sponsorluk ve Kültür Bakanlığı gibi resmi devlet kurumlarının destekleriyle devam ettirilmeye çalışılıyor. Arkasında ne belediye, valilik, ne holding, ne de sponsorluğunu kurumsallaştırmış bir şirket desteği olmadan yoluna devam ediyor. Her yıl yeni sponsorlar, yeni olanaklar yaratarak gerçekleştiriliyor. Sponsor desteğini alırken de festivalle ve festivalin içeriğiyle tezat olmayacak sponsorlara başvuruluyor. Sayıları giderek azalan bağımsız sinemalarda gösterimler yapılmaya çalışılıyor. Festivali gerçekleştirmek için para bulmak bunca zorken, ödül parası ödemek gibi bir şansımız olamıyor ne yazık ki. Geçmiş yıllarda belediye desteğiyle ödül parası ödedik, geçen yıl da bütçemizden az bir miktarı kısa ve belgesel yarışmalarında ödüle ayırdık. Niyetimiz bir şekilde kısa ve belgeselcilere ödediğimiz cüzi miktarı artırarak devam etmek. Uzun filmler için belediye destekli festivallerin ödediği miktarlara ulaşmamız mümkün değil. Biz festivalin başlangıcından bu yana kısa ve belgesel sinemacılara özel önem veriyoruz. Bugünün uzun film yönetmenlerinin çoğu için Ankara Uluslararası Film Festivali, ilk ödüllerini aldıkları, çalışmalarına ilk desteklerin verildiği bir festival oldu. Bu anlamda genç sinemacılara yol gösteren, teşvik eden, onlara özel atölye çalışmaları, paneller, ustalarla söyleşiler vb. programlar yaparak destekleme işlevini gerçekleştiren bir festival olmayı önemsiyoruz.

- Bu sene Malatya´yı da siz devaldınız. Valilik yönetiminde gerçekleşen bir festival. İki festivalin organizasyonunda yaşadığınız farklar neler ?
Ankara Uluslararası Film Festivali´ni gerçekleştiren ekip deneyimli bir ekip. Festivalin kurumsal yapısını oluşturan vakıf üyeleri de sinema başta olmak üzere çeşitli sanat kollarında üretim yapanlardan, akademisyenlerden oluşuyor. Bu yapıyla, bağımsızlığı koruyarak festival yapmak pek çok işi kolaylaştırıyor. Malatya Film Festivali´nde program kısmını biz gerçekleştiriyoruz, diğer iş ve uygulamalar için de danışmanlık hizmeti veriyoruz. Ancak resmi yapı içinde karar ve uygulama bizdeki kadar kolay olmuyor elbette. Ancak Valiliğin, Malatya´da bir film festivali düzenlemesi olumlu bir çaba.

- Malatya, ikinci yılında, ´Komedi Filmleri Festivali´ kimliğini bırakarak, temalar üzerinde yürüyecek bir festival oldu. Bu seneki göç temasının sebebi nedir ? Senee oluşacak tema belli mi ?
Geçen yılki festivalde yarışmalar komedi filmi başlığı altında toplanmış. Bu başlığı sürdürmek, her yıl komedi dalında yarışma düzenlemek mümkün değil. Film üretimleri bunu zorladığı için bu yıl temaya yöneldik. Almanya´ya göçün 50.yılı olması nedeniyle de temayı "göç" olarak belirledik. Film gösterimlerinin bir kısmını ve kimi panellerimizi bu başlık altında değerlendirerek programı hazırladık. Bundan sonrasında nasıl olur bilemiyorum. Seneye neler yapılacağı, nasıl bir planla yürüneceği şu an için belli değil.

- Adana, Antalya festivallerini nasıl buluyorsunuz ? Festival organizatörleri arası fikir paylaşımı söz konusu oluyor mu ? Eleştiri okları can acıttığı için kimse kimsenin işine karışmıyor mu ?
Festival organizatörleri arasında fikir paylaşımı oluyor elbette. Bunun için 2010 yılında İstanbul´da bir kaç kez bir araya gelerek toplantılar düzenleyip, ortak sıkıntılar ve çözüm yolları konusunu tartıştık. Festival kriterleri belirleyip, onlara uyma konusunda sözbirliği yaptık. Her festival organizasyonu kendi koşulları içinde zoru başararak festivalini gerçekleştiriyor. Eleştiri oklarının can acıttığı kesin ama daha iyisini yapmak için yapıcı eleştirilere, çözüm önerilerine her festival organizasyonunun açık olduğuna da eminim.

- Ankara´dan yola çıkan komşunuz Gezici Film Festivali´nin sence avantajlı ve dezavantajlı yanları ?
Gezici Film Festivali için söyleyebileceğim zoru başardıkları, başarmaya çalıştıkları. Niteliğinden ödün vermeden yeni şehirler, yeni sponsorlar, destekçiler bularak yollarına devam ediyorlar.




Gezici Film Festivali´nden Başak Emre sorularımızı yanıtladı:

- Gezici Festival yıllar içinde yeni şehirler eklerken bünyesine, bazılarını da kaybetti. Kars Festivali´nin kaybedilmesi önemli. Bu kayıpların nedenlerini bir kez daha dile getirelim.
Yerel belediyelerde ne yazıklı süreklilik yok. Bir önceki başkanın izlerini silmek asıl amaç. Kars Eski Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu seçimleri kaybedince, yeni başkan, koltuğuna oturur oturmaz ilk demeciyle festivali iptal etti. Daha önemli konuları yok muydu Belediye´nin hep merak etmişimdir. Festivalden sonra Kars´ın bir sinema salonu oldu ve 5-6 sinema filmi çekildi. Kars hem Türkiye'de, hem de yurt dışında tanınır oldu. Aradan kaç yıl geçti, hala 'Kars'ın Festivali' sözcüğü ortada dolaşıyor. Bıraktım Türkiye´yi, Variety Dergisi´nin yazarlarından Jay Weissberg "Siz Kars´ı haritaya koymuştunuz" dedi. Bunca emek boşa gitti. Sonuçta Kars kenti, maddi ve manevi kayıplara uğradı. Yazık.Artvin Belediye Başkanı geçen yıl sözünde durmadı ve son gün uçak biletlerini ödemeyeceğini açıkladı. Bizim gibi çok zor koşullarda festival yapan bir dernek için daha yaralayıcı bu durumlar. Bu koşullarda bir daha gidilir mi Artvin´e?

- Siz festival düzenleyenler olarak, nasıl bir festival istiyorsunuz ? Hedeflerinize ne kadar ulaşabiliyorsunuz ?

1990'lı yıllarda birçok kentten davet alıyorduk, Son yıllarda artık Anadolu'da sanatla, sinemayla ilgilenen, festival düzenlemek isteyen belediye de kalmadı. Biraz abartılı gelebilir ama sanki sinemadan korkuyorlar gibi geliyor bize. Anadolu kentleri hızla tutuculaşıyor. Belediyeler de risk almak istemiyor herhalde. Bir tepki geldiğinde de 'Bu sanattır, ne oluyor?' diyecek cesaretleri de yok. Böyle giderse, kısa süre içinde büyük kentlerin haricinde festival düzenlemek hayal olacak. Anadolu kentlerindeki bir başka acı gerçek de belediyelerin kültüre ayıracak parasının olmaması. Kültür sanat denince akla hemen bir konser düzenlemek geliyor. Başkent Ankara'da bile 'Büyük Ankara Festivali' adı altında onlarca konser düzenleniyor ve bunun adı da kültürel etkinlik oluyor. Basın hiç bir zaman İstanbul dışındaki etkinliklere fazla yer vermiyor. Ona alıştık. Ancak bu muhafazakârlaşma durumunu daha önemsiyorum. Geçen yıl Ordu´da "Çoğunluk" filmindeki kısacık sevişme sahnesinde izleyicilerin bir kısmı küfrederek salonu terk etti. Bu yıl Ordu´dan herhangi bir teklif gelmemesindeki neden bu olabilir mi diye düşünmeden edemiyor insan.

- Adana ve Antalya´da sence en büyük sorun ne ? Yurtdışı festivallerinde de bulunuyorsun. Onlardaki yapıyı buradakiyle karşılaştırdığında sorunun kaynağı nerede sence ?
Türkiye´de genel olarak festivallerde organizasyon eksiklikleri oluyor. Sanatsal kaygılardan çok yerel sorunlar ön plana çıkıyor. Her seçimden sonra yeni bir kadro atanıyor; bu da etkinliklerin devamlılığını engelliyor. Biz Ankara Sinema Derneği olarak son dört yıldır Adana Altın Koza Film Festivali'nin uluslararası bölümünü organize ediyoruz ve sürekliliğin ne kadar önemli olduğunu belirgin bir şekilde görüyoruz.

CEYDA AŞAR

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
128
0
164
0