Paylaş   
30.01.2019

İSKOÇYA KRALİÇESİ MARY

/

MARY QUEEN OF SCOTTS

18 yaşında dul kalan Kraliçe Mary yeniden evlenmesi için yapılan baskıya karşı gelir; İskoçya'ya dönerek tahtı geri ister. Ama İskoçya ve İngiltere, Birinci Elizabeth'in yönetimi altındadır. Her iki kraliçe de kız kardeşini korkuyla gözlemler. İktidarda ve aşkta rakip, erkekler dünyasında ise kadın hükümdar olan iki kardeşin bağımsızlığa karşı evlilik oyununu nasıl oynayacaklarına karar vermeleri gerekmektedir.

SEANSLAR


YÖNETMEN:
Beau Willimon


OYUNCULAR:
Saoirse Ronan
Margot Robbie
Jack Lowden
Joe Alwyn


SENARYO:
Beau Willimon
John Guy


GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ:
John Mathieson


MÜZİK:
Max Richter


YAPIM:
2018, İngiltere


DAĞITIM:
UIP


SÜRE:
124 dakika


FİLMİN SİTESİ:
Web sitesine gidin

Video Galerisi
Yazar
- -

ATİLLA DORSAY (t24.com.tr): ´... Evet, sivrilikleri ve ekstremleriyle dramı aşıp trajediye kayan bir hikâye. Bir erkekler dünyasında ayağa kalkıp, iktidar hırsının çevresinde odaklanan müthiş bir mücadeleye dalan iki kadının öyküsü, konuya kadın açısından görülmüş cinselliğin ve de anneliğin boyutlarını da katıyor. Ve olayı zenginleştiriyor. Oyuncular Amerikan-İngiliz karışık olsalar da sonunda İngiliz oyun geleneği egemen oluyor. İngiliz kanı da taşıyan kadın yönetmen Josie Rourke, tiyatrodaki büyük başarılarından sonra ilk kez denediği sinemada gayet iyi bir sonuç almış. Ve John Guy imzalı Queen of Scots: The True Life of Mary Stuart kitabının sanırım hakkını vermiş. ABD doğumlu, ama İrlanda´da büyümüş oyuncu Saoirse Ronan, Mary´de olağanüstü. Margot Robbie de onca ünlüden sonra Elizabeth´de kendisini kabul ettiriyor. Hele o çiçek hastalığına yakalandığı sahnelerde... Tüm oyuncular, ayrıca görüntü ve müzik çabaları için de ayni şeyler söylenebilir. Sonuç olarak özellikle tarih ve biyografi sevenler için kaçırılmaz bir film. Kadın seyircinin de erkeklerden daha çok seveceği söylenebilir.´

SUNGU ÇAPAN (CUMHURİYET): ´... Yenilerden Josie Rourke´un başarılı yönetimiyle imzaladığı, zaten oyunculuğu, görüntüleri, müzikleri, dekor-kostümleri, özellikle Elizabeth´in yakalandığı çiçek hastalığı sahnelerinde tavan yapan makyaj becerisi, doğal mekân kullanımı, akıcı montajı ve saray hayatını yansıtması bakımından epeyce göz dolduran sahneler barındıran, süresi de 2 saati biraz aşkın filmde birebir izlenen tarihi gerçeklere eklenen, sarayda çalıp söyleyip oynayarak Mary´yi eğlendiren, İtalyan asıllı halk ozanı Rizzio (Ismael Cruz Cordova) gibi kurmaca karakterler de renk katmış... İlk filmini çeken genç yönetmen Josie Rourke´un gelecek vaat eden bir sinemacı olduğunu belirterek bitireyim. Aynı adada hüküm sürmeye kalkışan, biri Katolik öteki Protestan, iki güçlü kraliçenin, Elizabeth-Mary, İskoçya-İngiltere, Katoliklik-Protestanlık ekseninde yol alan hikâyesini anlatan bu dramatik "İskoç Kraliçesi Mary" filmi meraklısına kolayca salık verilebilir bir İngiliz yapımı kısacası. Zaten atalarımız boşuna dememişler, asılacaksan İngiliz ipiyle asıl diye...´

ŞENAY AYDEMİR (gazeteduvar.com.tr): ´... Tarihe mal olmuş iki kadının dünyasına dair bir filmin bir kadın yönetmene emanet edilmesi çok doğru bir karar kuşku yok ki. Ancak bu ismin, sahne tasarımı ve sanat yönetmenliğinden gelen daha önce hiç film çekmemiş Josie Rourke olduğunu söylemek zor. Ki filmin en güçlü tarafı tasarımları. Ama mizansen kurmak, kadraj oluşturmak, karakterleri derinleştirmek başka türlü bir maharet istiyor. Filmin daha yetkin bir kadın yönetmenin elinde çok daha iyi olup olmayacağı soru işareti olarak duruyor haliyle. Yine de ´siyasetin´ erkek karakteriyle yüzleştiğimiz çarpıcı anlar yok değil. Kraliçe dahi olsanız erkeklerin yaklaşımının değişmeyeceğini, feodalizm ve din gibi köklü kurumların ancak soyunuz yüzünden size katlanmak zorunda kaldığını anlatırken zaman zaman etkili hale geliyor yapım. Üstelik bu ´erkekler dünyası´ yalnızca kraliçeleri değil, mahiyetlerindeki diğer insanları da derinden etkileyen bir yapının varlığını gözler önüne seriyor. Erkeklerin gücü ellerinde toplamak için her şeyi yapmaya hazır halleri ile kadınların gücü kullanmak zorunda kalmama çabaları arasındaki gerilimin kurulduğu anlar filmin en fazla akıllarda kalan bölümleri.´

UĞUR VARDAN (HÜRRİYET): ´... John Guy´ın ´Queen of Scots: The True Life of Mary Stuart´ adlı kitabından Beau Willimon imzalı adaptasyonla perdeye taşınan film, özellikle ilk bölümünde seyircisini sarıp sarmalayan bir yapıya sahip. Öyküye asıl ruhunu veren unsur ise erkekler dünyasında ayakta kalmaya çalışan iki simgesel kadının bazen çatışan, bazen kesişen kaderleri. İzlerken tarihsel denklemleri, hiç bitmeyen iktidar hırslarını bize tekrar hatırlatan ve içinden geçtiğimiz tüm dönemlere de gölgesini aksettiren filmlerin kendine özgü çekicilikleri vardır. ´İskoçya Kraliçesi Mary´ de bu türden bir yapım. Nihayetinde "Başlangıcım bitişimde saklıdır" sözüyle tarihe geçen Mary Stuart öyküsünü kaçırmayın derim. Bu arada filmin ´Kostüm Tasarımı´yla ´En İyi Makyaj ve Saç Tasarımı´ dallarında Oscar´a aday olduğunu da hatırlatırım.´

NİL KURAL (MİLLİYET): ´... Josie Rourke, bu ilk filminde Saoirse Ronan ve Margot Robbie gibi iki güçlü oyuncunun varlığına rağmen bir odak bulamıyor. Bu iki güçlü ve sıra dışı kadın arasındaki saygı dolu rekabeti, Mary´i azizeleştirme eğilimi nedeniyle anlatamıyor. Dönemin dili ve kapalı diplomatik konuşma biçimiyle ilgilenmiyor. Filmin dağınık kurgusu olaylarla ilgili heyecan veren bir seyre izin vermiyor. İzleyicisine Stefan Zweig´ın 1935 yılında kaleme aldığı "Mary Stuart" biyografisi gibi kaynakların onda birini bile sunamıyor.´

OLKAN ÖZYURT (SABAH): ´... Yönetmen Josie Rourke temel olarak iktidarın ve gücün insanı her şekilde zehirlediğini, insanın iktidarla olan sınavından normal çıkamayacağını savlıyor. Tarih belki Elizabeth´i kazanan Mary´i kaybeden olarak yazsa da Rourke´a göre ikisi de kaybeden. Çünkü kurallarını erkeklerin koyduğu iktidar mücadelesinin içinde buluyorlar kendilerini. Bu mücadelede bir noktadan sonra kadın dayanışması ilkesiyle farklılık getirmeye çalışsalar da güçleri yetmiyor. Çünkü etraflarındaki erkekler buna izin vermiyor. Dolayısıyla iki güçlü kadının değil aslında iki yalnız kadının hikayesini izliyoruz filmde. Bu noktada Rourke´un asıl hedefinin iktidarın erkeksi yapısı olduğunu anlıyoruz. Açıkçası ince ince işlenmiş bir senaryo ile Rourke, iki kadın arasındaki mücadele üzerinden iktidar, güç, erkek ilişkisini iyi anlatıyor. İktidar tutkusunun kadın erkek demeden insanı nasıl yozlaştırdığını da... Ama filmi farklı kılansa bu meseleye feminist yaklaşımla bakması. Zaten filmi benzerlerinden değerli kılan da bu yönü.´
Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
177
0
128
0
164
0
125
0