Paylaş   
19.01.2019

MY NAME IS BAZNA, İLYAS BAZNA!

/

Kimi tarihsel vakaların üzerindeki sis perdesini hiçbir şey kaldıramaz... Keza bazı kişiliklerin de... Bugünden geriye doğru bakıldığında İlyas (Elyesa) Bazna da böylesi bir portrenin ifadesi. Priştine doğumlu bir Arnavut olan Bazna, Sırpların, yaşadığı coğrafyayı işgali sonrası ailesiyle birlikte Türkiye'ye göç etmiş. Ardından hayat onu Ankara'da, insanlık tarihinin en zorlu süreçlerinin yaşandığı bir dönemde diplomatik ortamların içine itivermiş. Hitler ve Nazizm, bütün dünyayı cehenneme çevirirken Bazna, gidişatın ana aktörleri olan Almanya ve İngiltere gibi ülkelerin elçiliklerinde uşak olarak görev yapmış. Bilgi görgüsünü, pragmatizmini ve uyanık zekâsını 'cahil görünümlü bir uşak' kimliğiyle gizleyerek yoluna devam etmiş ve elde ettiği kimi belgelerle kendisine özlemini duyduğu bir hayatın kapısını aralama fırsatı bulmuş. Etkileyici sesi ve operaya yatkınlığıyla aynı sevdaya tutkulu Britanya'nın Ankara Büyükelçisi Sir Hughe Knatchbull-Hugessen'in sempatisini kazanmış ve emrine çalışmaya başlamış. Tarihsel kayıtlar banyoda büyükelçinin sırtını keselerken arya söylediğine dair notlar düşmüş... Maharetli elleri sadece keseye değil, Müttefiklerin gizli belgelerine de ulaşmasını sağlamış. 'Sofya Bombardımanı' ve 'Normandiya Çıkarması' gibi bilgileri Almanlara aktarmış. Ne var ki başta Hitler olmak üzere Nazi cephesi, 'Çiçero' kod adı verdikleri bu adamın sağladığı belgeleri pek inandırıcı bulmamış.

İlyas Bazna ise bu karmaşık dönemin kazananı sıfatı ve belgeler karşılığında aldığı parayla Güney Amerika'da kendisine yeni bir gelecek aramış. Ne yazık ki istediklerine pek kavuşamamış; çünkü Almanların verdiği paralar sahteymiş, savaş sonrası yıkım içindeki ülkeye tazminat davası açsa da çok az bir meblağın sahibi olabilmiş ve Aralık 1970'te gece bekçiliği yaptığı Münih'te hayata veda etmiş. Casusluk faaliyetini Türkiye adına yapıp yapmadığı da üzerindeki sis perdesinin önemli parçalarından. Daha sonra MİT'in kimi açıklamalar vasıtasıyla ona sahip çıkması sonucu bağrımıza bastığımız isimlerden biri olmuş.

Bu haftanın yenilerinden 'Çiçero: İlyas Bazna', işte bu tarihi kişiliğin hayat öyküsünü temellendiren kimi unsurlar etrafında yeniden tanımlanmış bir öykü anlatıyor. Film bazı yerlerde tarihi gerçeklere uyuyor, bazı yerlerde kendi tarihini yaratıyor. Mesela Sırpların katlettiği 'down sendromlu' kardeş ve onun hatıralarda bıraktığı derin yara; sonrasında Bazna'nın Alman Büyükelçiliği'nde görev yapan sekretere (ismi Cornelia Kapp )olan aşkı ve sekreterin down sendromlu oğlunu 'ari ırk'ın kıyımından kurtarma çabaları gibi. Tarihe birebir sadık kalma gibi bir zorunluluk yok elbette. Serdar Akar imzalı 'Çiçero: İlyas Bazna', dönem filmi denen meselenin üstesinden gelip kostüm ve mekân tasarımı, sanat yönetimi gibi alanlarda standartları tuttururken senaryo cephesinde benzer bir çizgiyi yakalayamıyor. Kimi sahneler, "Evet böyle olabilir, olmuştur da" dedirtse bile kendi içinde inandırıcılıktan uzak seyrediyor.
Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, dönemin Dışişleri Bakanı Numan Menemencioğlu, Winston Churchill, Adolf Hitler, Alman Büyükelçi Franz von Papen gibi tarihi kişiliklerin yer aldığı; Türkiye'nin savaşa girmemek için uyguladığı akıllıca politikaya vurgu yapıldığı, şimdiki zamanın ruhuna uygun olarak 'yerli' ve 'milli' dokunuşların öyküde hayat bulduğu 'Çiçero: İlyas Bazna', sonuç olarak vasatı aşamıyor. Erdal Beşikçioğlu, Tamer Levent, Erkan Saban gibi deneyimli isimler oyunculuk açısından üzerlerine düşeni yerine getiriyor, Burcu Biricik de Alman sekreter Cornelia Kapp'ta gayet iyi oynuyor. UĞUR VARDAN (HÜRRİYET/19.01.2019)

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
177
0
128
0
164
0
125
0