Paylaş   
30.09.2018

BİR ULUSUN PROBLEMLİ DOĞUŞU...

/

İnsanlığın bitmeyen derdi; ırkçılık... Doğadaki canlılar içinde sadece türümüze ait, tarihten devralınan ve halihazırda halledilemeyen bir ayıp, utanç... Siyahi yönetmen Spike Lee, son filmi 'Karanlıkla Karşı Karşıya'da ('BlacKkKlansman') meseleye kendince el atıyor ve 70'lerden hareket ederek Colorado Springs Polis Merkezi'nde çalışan ilk Afro-Amerikan Ron Stallworth'un mücadelesini anlatıyor. Çaylak bir memurken masa başından aktif bir göreve çarçabuk geçen Ron, Yahudi kökenli iş arkadaşı Flip Zimmerman'la birlikte yörede faaliyet gösteren Ku Klux Klan üyesi ırkçı bir oluşumu sona erdirmek için çabalar.
Lee, senaryosunu Charlie Wachtel, David Rabinowitz ve Kevin Wilmott üçlüsüyle birlikte kaleme aldığı filminde gırgır bir anlatım tutturmuş. Yaşanmış olaylardan yola çıkılarak çekilen 'Karanlıkta Karşı Karşıya'da ana karakter, biraz da dönem itibariyle hafiften Al Pacino'nun 'Serpico'sunu hatırlatıyor. Hikâyedeki kimi olaylar biraz fazla hızlı gelişip yer yer bizi, mantık açısından sorgulama noktasına getirse de seyirci olarak buna çok da takılamıyoruz; çünkü filmin derdi bu değil.

Denzel Washington'ın oğlu
Spike Lee daha çok siyahilere ve Yahudilere olan nefretin geçmişteki uzantılarında dolaşıyor; bizi de sakin, meselelere mesafeli yaklaşan ve "Sistemin içinde de 'doğru' insanlar bulunmalı" diyen bir karakterin peşine takıyor. Parantez kapanırken de meselenin bugününe geliyor ve 'Trump gerçeği'yle karşı karşıya kalıyoruz. Filmde karikatür kişiliklerle karşımıza çıkan ırkçılık ve 'Ku Klux Klan örgütü', ne yazık ki gerçek hayatta yansımasını bulmuş durumda ve bugün itibariyle bir 'karikatür' ABD'ye ve elbette ki dünyaya hükmetmeye çalışıyor...
Filmde dönem atmosferi ve ruhu, kılık-kıyafetleriyle çok gerçekçi bir şekilde yaratıymış. Oyunculuklar da tatminkâr; Ron Stallworth'te karşımıza çıkan Denzel Washington'ın oğlu John David Washington gayet başarılı, Zimmerman'da izlediğimiz Adam Driver zaten her daim çizgi üstü. Harry Belafonte gibi ulu bir çınarı 'ustalara saygı' kabilinden izlemek de keyif vericiydi. Griffith'in 'Bir Ulusun Doğuşu'nun nasıl bir anlama geldiğini didikleyen bölüm ise sanırım filmin en iyi yanıydı.
Sonuç olarak 'anaakım sinema' içinde mesajını bağırıp çağırmadan, hafif perdeden veren, izlenmesi keyifli bu filmi kaçırmayın derim... UĞUR VARDAN (HÜRRİYET/29.09.2018)

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
128
0
164
0
125
0