Paylaş   
03.02.2018

BU CHURCHILL OSCAR´A GİDER...

/

Joe Wright, kendisini sinema kamuoyuna tanıtan 2007 tarihli filmi 'Kefaret'te ('Atonement'), 2. Dünya Savaşı'nın travmaları arasında dolaşmıştı. İngiliz yönetmen son çalışması 'En Karanlık Saat'te ('Darkest Hour'), aynı travmanın siyasetteki izlerini sürüyor. Aslında Wright'ın yapıtı, geçen yıl vizyona çıkan 'Dunkirk'ün adeta bütünleyici adımı; Nolan'ın filmi 'Cepheden bildiriyor'du, 'En Karanlık Saat' ise 'Downing Street 10'den...
Önce özet: Yıl 1940. Avrupa, Naziler karşısında büyük bir çöküş yaşamaktadır. Hitler faşizmi sırasıyla herkesin kapısını çalarken Belçika ve Hollanda teslim bayrağı çekmeye hazırlanmakta, keza Fransa'ya da benzer bir ruh durumu hâkim olmaktadır. İngiltere cephesinde ise Başbakan Neville Chamberlain yaşanan gelişmelere hazırlıksız yakalandığı için hedeftedir. Chamberlain istifa eder, yerine gelmesi beklenen Viscount Halifax görevi kabul etmez ve koltuk Winston Churchill'e teslim edilir. Kral VI. George, 'kurt politikacı'yı pek sevmemektedir, ayrıca siyasetin hafızası Çanakkale Savaşı'nı onun yüzünden kaybettikleri kanısındadır. Bu dezavantajlarla yola çıkan Churchill, göreve gelir gelmez Dunkirk sahiline sıkışmış olan İngiliz ordusunu tahliye etmek için harekete geçer...
Senaryosunu Anthony McCarten'ın ('The Theory of Everything'i de kaleme almıştı) yazdığı 'En Karanlık Saat' hem iyi bir Churchill (purosu ve viskiyle tabii ki!) portresi çiziyor hem de 'Dunkirk tahliyesi'nin ('Domino Operasyonu') politik arka planını perdeye taşıyor. Wright'ın filmi aynı zamanda siyasetin kendine özgü dinamiklerini (görevi bırakmasına rağmen ülke politikasındaki etkisini yitirmeyen Chamberlain ve her daim koltukta gözü olan ve uygun fırsatı bekleyen Halifax gibi kişilikler üzerinden) anlatıyor. Bütün hikâye aslında Churcill'in, bütün bir ulusa direniş ruhunu aşılayan o ünlü konuşmasına hizmet ediyor gibi. Film, o noktaya gelinceye kadar da bu söz konusu politikacının yakın çevresini (karısı, sekreteri, yardımcısı, 'ezeli' düşmanları vs.) son derece başarıyla tasvir ediyor.

'Brexit dönemi' etkisi
Filmi sürükleyen ana unsur kuşkusuz Churchill'i canlandıran Gary Oldman. Günümüz sinemasının bu muhteşem oyuncusu, detaylarda kendisini kıyıya vuran enfes bir performans sergiliyor (Fiziksel görüntü konusunu da Kazuhiro Tsuji'nin makyaj çalışması halletmiş). Tecrübeli aktör büyük ihtimalle 'En İyi Erkek Oyuncu'da Oscar'ı alacak gibi. Keza halkın vicdanını Downing Street 10'e taşıyan sekreter Elizabeth Layton'da Lily James, Chamberlain'de Ronald Pickup, Halifax'ta Stephen Dillane, Kral VI. George'ta Ben Mendelsohn (daha önce bu karakteri 'The King's Speech'te Colin Firth canlandırmıştı) gayet iyiler. Bir de görüntü yönetmeni Bruno Delbonnel'in çeşitli renk kontraslarıyla elde edilmiş, tablo tadındaki kadrajlarının da altını çizmek lazım.
'Their Finest', 'Dunkirk', 'Churchill' ve 'En Karanlık Saat'. Son bir yıl içinde vizyona çıkan ve öyküleri aynı tarih dilimlerinde gezinen dört İngiliz filmi... Bu ilginin nedeni ne olabilir? Britanyalı bir eleştirmen bu durumu 'Brexit dönemi'ne bağlıyor.
Öte yandan 'Dunkirk'le 'En Karanlık Saat'i daha sıkı bağlarla birbirine kenetleyen yan ise bakış açıları, atmosferleri itibariyle çok iyi filmler olmasına karşın bence finallerine doğru 'milliyetçilik' dozajlarını fazla artırmaları ve hamasete göz kırpmaları. Tabii "Ele aldıkları dönem böyleydi, tarihsel gerçekler böyle yaşandı" demek de mümkün. Lakin özellikle 'Batman serisi'ne el atıp kahramanlık mitosunu yeniden harmanlayan Christopher Nolan'ın 'Dunkirk'te aynı tavrı göstermemesi, bana doğrusu çok da tutarlı bir davranış gelmemişti. 'En Karanlık Saat'in problemi de galiba şu: Özellikle Churchill'in metroya binip halka karıştığı bölümde öyküye sızan 'Hamaset', sanki filmi zedeliyor. Bir de öykünün Churchill'in upuzun politik kariyerindeki 'günahlarından' bahsetmediğini, başarısına odaklandığını belirtmek lazım. UĞUR VARDAN (HÜRRİYET/03.02.2018)

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
128
0
164
0