Paylaş   
18.01.2018

19 OCAK 2018

/



Üçü yerli, toplam altı yeni yapım; salonlara merhaba diyor bu hafta. İçinizde yaşayan sinemadan çıkmış insanın elini sakın ha bırakmayın! İyi seyirler herkese.


COCO

-İnsan sıcağı animasyon, 'sarılın sevdiklerinize' diyor!-

'En İyi Animasyon' dalında Altın Küre kazanan, Oscar'da da adını kuvvetle duyurması muhtemel sıcacık film, Pixar'ın yeni bebeği! Lee Unkrich ve Adrian Molina imzalı animasyon, gelecekte büyük bir müzisyen olmanın hayaliyle yaşayan küçük Miguel'in hikayesi; aslında, Miguel'in ve ailesinin hikayesi; hayatta olanların ve artık yaşamayanların!

İdolü, neredeyse bütün Meksika'nın kahramanı olan efsane şarkıcı Ernesto de la Cruz olan Miguel'e müzikle uğraşmak, ailesi tarafından 'yasaklanmıştır'! Müzisyen olarak bilinen büyük dedenin evi terk edişi bahane olarak gösterilmiştir bu karara. Yasaklara rağmen yeteneğini kanıtlamaya çalışan küçük çocuk, ölüler gününde yaptığı bir hata sonucu kendini ölüler şehrinde bulur ve geçmişin gizemli gerçeğini öğreneceği olağanüstü bir maceraya atılır.

Şöhretin yanıltıcılığı, erdem, onur, ihanet, unutuş, yetenek, vicdan, sevgi, aşk, fedakarlık, dostluk, iyilik, kötülük, ölüm, hayat, aile ve müzik. Öylesine bir arada olmanın değil; kararlılıkla bir arada kalabilmenin filmi 'Coco'. Bütün bir hayata adanmış idealin, ihanete uğramış dostluğun, unutulmayan aşkın, ailenin, baba-kız sevgisinin, sıla hasretinin, yaldızlı anlık pırıltının değil, sonsuza kalacak 'gerçekten önemli olanın' öyküsü. Kendisini hatırlayan kimsenin kalmaması sonucu, sevdiği o son şarkıyı dinleyip, yok olan adamın sahnesi var ya; perdeye yansıyan binlerce özel andan daha etkileyici. Halen yaşıyorken, -ölmüş olman da fark etmiyor- seni halen hatırlayanlar varken yani, sevgiyle sarıl sevdiklerine. Hakiki olsun ama! Şarkılar söyle onlara. Ne denli çok sevdiğini. Kalbini kırdıklarını tamire giriş. Doğru olandan ayrılmamaya uğraş. En sevdiklerinin gözlerinin içine bakarak şarkılar söyle, iltifat et onlara. Kalbini aç.

Bizi hatırlayan son insan da ölüp gittiği zaman, 'yok' olacağız diyor film. Durmayın, sarılın birbirinize! (4 / 5)


AMAN DOKTOR

-Hayatı kucaklamanın filmi-

Müziğe, dansa, insana, özgürlüğe ve hayata aşık sinemacı Tony Gatlif usta, yeni filminde özgürlüğünden taviz vermeyen 'yaşamaya aşık' genç kız Djam'ın yolculuğunu öykülemiş.
Amca dediği üvey babası, sevecen, mert, asi ve eski adam Kakourgos, uçarı, özgür ruhlu ve cesaretli kızı Djam'ı, tekneleri için son derece önemli olan bir parçayı yaptırmak için İstanbul'a gönderir. Yaşadıkları Midilli adasından yola düşen genç kız, İstanbul'da bir başına, çaresiz kalmış, kendinden biraz küçük Avril ile tanışır. İki genç, çıktıkları müzik, dans, hüzün, umut, elem, acı ve gurbet yolculuğunda yeni gerçekler ve yeni insanlarla dolu bir macera yaşarlar.

Yunanistan ve Türkiye'de geçen öykünün başrolünde parlak bir keşif olan genç aktris Daphne Patakia döktürmüş! Ermeni asıllı usta Fransız aktör Simon Abkarian ve genç isim Maryne Cayon, yeni Gatlif gösterisinin diğer isimleri. Ülkemizde gerçekleşen çekimlerde ve yapım tasarımında emekleri olan filmin yardımcı yapımcılarından Suzan Güverte'ye bravo demeyi de unutmamak gerek.

Hemen her Tony Gatlif filminin olmazsa olmazı, ustanın alametifarikası 'müzik', yine öykünün odağında. Rebetiko, zeybek, hüzünlü Anadolu ezgileri, ülkelerini terk edenlerin, gurbete göçmek zorunda kalanların, sıla hasreti çekenlerin, tutunamamışların elem dolu sesini yansıtıyor. Daha iyi, insanca bir hayat sürmek adına, ülkelerini terk edip, umuda yolculuğa çıkan yoksul ve yoksun göçmenlerin hayatları pahasına sürüklendikleri macera, diğer deyişle can pazarı; olanca gerçeği ve hüznüyle sergilenmiş. Midilli adasının tepesine yığılmış can yelekleri, onların; hayatta olup olmadığı meçhul kullanıcılarının acı öyküsünü haykırıyor sessizce. Bütün bu acıklı dünya halinin, ekonomik ve sosyal zulmün, dünya insanını gurbete düşürdüğü gerçeklikte, 'boş verin' diyor Tony Gatlif; 'acımasız, hain bankalar ve sermaye, elimizdeki her şeyi alabilir. Masaları, tabloları, her eşyayı, hatta evin duvarlarını fakat umudumuzu, neşemizi ve sevgimizi alamaz. Birbirimize sarılalım, dans edelim, şarkılar söyleyelim, sevişelim, sevelim birbirimizi. Hayat sunulmuş bir armağandır insana. Tadını çıkaralım'.

Hüznün omuz başından sıyrılıp bize gülümseyerek bakan umudun filmi, orijinal adıyla hınzır 'Djam'! Hepimizin bildiği ve filme Türkçe adını veren 'Aman doktor derdime bir çare' türküsü de olanca hakikiliği ve gerçek anlamında yankılanıyor perdeden. Yürek parçalıyor fakat o hınzır umut yok mu, o kıpır kıpır hayat büyüsü. 'Yaşıyoruz işte!' diyor, insan sıcağı film ve bizi sarsarak, halen 'hayatta' olduğumuzu hatırlatıyor. Dostlarla oturup içmek, geniş zamanlar üzerine şiirler okumak, dans etmek, perdedeki şarkılara eşlik etmek istiyorsunuz oturduğunuz koltukta. (3,5 / 5)



HAKARET

-Çözümsüzlük ve vicdan üzerine-

'Altın Aslan' için yarıştığı 'Venedik Film Festivali'nde başrol oyuncularından Kamel El Basha ile 'en iyi erkek oyuncu' ödülü kazanan Lübnan yapımı, çözümsüz bir hale gelen ve görünürde ufak bir sorundan kaynaklanan probleme, içinde bulunduğu coğrafyanın acılı, kanlı, savaş ve zulüm dolu tarihsel geçmişini fon alarak yaklaşıyor. Lübnanlı sinemacı Ziad Doueiri'nin yönettiği ve senaryosunu, Joelle Touma ile birlikte kaleme aldığı keskin dram, Beyrut'un acı ve kargaşa dolu geçmişi ile bugününe, 'içerden', 'hakiki' ve 'samimi' bir bakış atıyor.

Günümüz Beyrut'undayız. Araba tamircisi Tony Hanna, Lübnanlı bir Hristiyan. Eşi ve doğmamış bebeğinin tatlı telaşı ile yaşayan, sıradan, politik tavrı olan öfkeli bir vatandaş. Filistinli mülteci Yasser Abdallah Salameh ise bir inşaat şirketinde çalışan kendi halinde ve işinde oldukça iyi, titiz bir ustabaşı. Bu iki farklı adamın yolu tatsız bir olayla kesişir. Tony'nin oturduğu sokağın altyapı çalışmalarını yürüten şirket çalışanı olarak Yasser, Tony'nin balkonundaki usulsüz gideri tamir etmek ister ama ev sahibi tarafından tepkiyle karşılanır. Gidere müdahale eden Yasser, Tony'nin beklenmedik tepkisiyle ona kaba bir söz eder. Ardından Tony, Yasser'e bir nefret suçu işler sözleriyle ve Filistinli, Lübnanlı adama fiziksel müdahalede bulunur. Önce basit ve önemsiz gibi görünen bu husumet, giderek büyüyerek, mahkemeye düşer ve politikacıların da dahil olduğu bir devlet sorunu halini alır. Mahkeme sırasında geçmişin kapanması güç yaraları da açığa çıkar bir bir.

Günümüz Beyrut'unda, acılı bir coğrafyada demlenen öfkenin omuz başında, geçmişle hesaplaşmanın ve düşmanlıkları bertaraf edip, affedebilmenin, yola birlikte devam edebilmenin olasılıkları üzerine bir film 'Hakaret' . Geçmişin belge görüntüleri gerçekten kan dondurucu. Neyi, nasıl söylediğini gayet iyi bilen Lübnan yapımı, halen kanayan tarihi yaraların, kabulleniş, utanç ve vicdanla tedavi edilebileceğini varsayıyor. Büyük bölümü kapalı mekanda, özellikle mahkeme salonunda geçen filmin atmosferi ve gerilimi de üst düzey. Başrolleri Adel Karam ile Kamel El Basha paylaşıyorlar. Rita Hayek, Camille Salameh ve Diamand Bou Abboud ise, kadronun son derece başarılı diğer isimleri. Akla, yüreğe, çokça vicdana sesleniyor film! Senaryosu, yönetimi ve oyuncuları ile çok güçlü bir politik dram Lübnan yapımı. Kati surette ıskalanmamalı. (4 / 5)

Youtube'da fazla takipçisi olan internet fenomenine çekilen komedi 'Enes Batur Hayal mi Gerçek mi?', Serkan Acar'ın yönettiği ve başrollerde Belçim Bilgin ile Halil Sezai'yi izleyeceğimiz duygusal yapım 'Rüzgar' ve yönetmenliğini İlker Çavga'nın üstlendiği 'Umut Avcıları', haftanın notlarımız arasında yer alamayan diğer yenileri. Tekrar iyi seyirler! MURAT ERŞAHİN


Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
128
0
164
0
125
0