Paylaş   
04.11.2017

YA İÇİNDESİNDİR ´KARE´NİN...

/

Sinema âlemi Ruben Östlund'u 'Turist'le ('Force Majeure') tanıdı. 2014 tarihli filmde Alpler'de tatile giden bir çift üzerinden erkeklik hallerine vurgu yapılırken nefis bir hal ve gidişat panoraması çiziliyordu. İsveçli yönetmen şimdi de son çalışması 'Kare'yle ('The Square') huzurlarımızda.
Filmin öyküsü kısaca şöyle: Bir modern sanat müzesinin yöneticisi olan Christian, Arjantinli bir sanatçının 'Kare' adlı sergisinin çalışmalarını yürütmektedir. Projenin tanıtımını teslim ettikleri ekibin 'cin fikirli' genç kadrosu ilgi çekmek adına 'spektaküler' çözümler peşinde koşarken Christian farklı bir derdin içine düşer. Cüzdanını ve telefonu çaldırır; lakin kayıpları bulmak adına gerçekleştirdiği plan işleri rayından çıkarır ve bütün dengeleri altüst olur.
'Kare'de, 'Turist'ten izler bulmak mümkün. Christian, 'erkeklik' hallerinin üst sınıftaki uzantısı gibi. Kibri, kendine olan hayranlığı, kadınlarla olan ilişkileriyle... Ama filmin ana meselesi ya da Östlund'un derdi aynı sularda bir kez daha gezinmek değil. 'Kare', mülteci sorunuyla bambaşka dertlerin peşine düşen Avrupa'nın hali pürmelalinden kesitler sunuyor. Christian kendisini, izlerin götürdüğü yerde, adeta 'olağan şüpheli' sıfatıyla hayatlarını sürdüren göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı meskunda buluyor. Çalınan eşyalarını bulma yöntemi olarak da her bir dairenin posta kutusuna yazdığı bir 'tehdit' mektubunu koyuyor. Bu da herkesi ortak bir parantezde 'suçlu' konumuna
taşıyor.


'Yeni Haneke' mi?
Lakin Östrund'un kendisinin kaleme aldığı senaryonun ilgi alanları bu limanlarla sınırlı değil. 'Kare', genç tanıtımcılar üzerinden günümüz dünyasının sosyal medya merakları, gösteriş ve ilgi histerisi gibi duraklara da uğruyor. Ayrıca filmin isminin aynı zamanda 'Meydan' anlamına gelmesi de, öyküyü farklı bir metaforun sularına çekiyor. 'Kare' asıl darbesini final bölümünde vuruyor. Bir sanat buluşmasında, davetlilere sunulan ve bir noktadan sonra rayından çıkan 'özel performans', modern insanın sabrının, korkularının, suskunluğunun, güce karşı boyun eğmesinin sınırları etrafında seyircisini de özel bir teste tabi tutuyor.
Oyunculuklara gelince: Christian'da Danimarkalı aktör Claes Bang (ki ünlü İskandinav dizisi 'Köprü'nün de oyuncularından), karakterinin küçük burjuva özgüvenini, korkularını, ikilemleri, 'erkeklik' hallerini aktarmada gayet iyi. Keza 'Mad Men' ve 'The Handmaid's Tale' dizilerinden de hatırlanan Elisabeth Moss da Amerikalı gazeteci Anne'de, Christian'ın taşıdığı maskeleri indirmekte mahir bir tipleme çiziyor. Performans gösterisinde ortalığı karıştıran Oleg'de ise 'Kong: Kafatası Adası'nda Kong'u, 'Maymunlar Cehennemi: Savaş'ta Rocket'ı canlandıran Terry Notary'yi izliyoruz.
Sonuç? 'Kare', belki 142 dakikalık süresi boyunca farklı noktalara (sanat, ifade özgürlüğünün sınırları) da uğrayarak odak kayması yaratıyor ve yer yer dağılıyor gibi gelebilir ama nihayetinde Östlund her şeyi toparlıyor. Bazı noktalarda (vatandaşı) Roy Andersson dokunuşu hissedilse de aslında filmin genel havası, Batılının 'öteki'yle olan vicdani hesaplaşması açısından Haneke'nin 'Saklı'sını fazlasıyla andırıyor. Gelecek ne getirir, bilmek zor tabii ama ben naçizane, İsveçli yönetmenin insanlık dertleri açısından Avusturyalı ustanın izinden gittiği ve giderek bayrağı da devralacağı kanısındayım.
UĞUR VARDAN (HÜRRİYET/04.11.2017)

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
128
0
164
0