Paylaş   
01.11.2017

KARE

/

THE SQUARE

Boşanmış, iki çocuk babası ve hayır işlerine destek olan Christian, bir çağdaş sanat müzesinin saygı duyulan küratörüdür. Bir sonraki şovu, yanından geçenleri başkaları için fedakârlığa davet eden, onlara sorumlu insanlar olduklarını hatırlatan Kare isminde bir enstalasyondur. Ancak bazen prensiplerinize uygun adımlar atmanız zordur: Christian'ın, telefonunun çalınmasına verdiği aptalca tepki onu, istemediği utanç verici durumlara düşürecektir.

SEANSLAR


YÖNETMEN:
Ruben Östlund


OYUNCULAR:
Claes Bang
Elisabeth Moss
Dominic West
Terry Notary

SENARYO:
Ruben Östlund


GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ:
Fredrik Wenzel


MÜZİK:



YAPIM:
2017, İsveç - Danimarka - Almanya - Fransa


DAĞITIM:
Başka Sinema


SÜRE:
142 dakika



FİLMİN SİTESİ:
Web sitesine gidin





Video Galerisi
Yazar
- -
MEHMET AÇAR (HABERTÜRK): ´... "Kare", vicdani sorumluluk ve ikiyüzlülük üzerine bir film. Östlund, çağdaş sanatın günümüzün sorunlarına karşı duyarlı olabileceğini ama hitap ettiği kitle için aynısını söylemenin zor olduğunu ima ediyor. Filmde çağdaş sanatla ilgili iki önemli sahne var. İlkinde bir adam, basın toplantısında sanatçıya sürekli küfrediyor. İkincisinde sanatçı, performansı sırasında bir çeşit primata dönüşerek davetlilerin huzurunu kaçırıyor. Tuhaf şeylerin yaşandığı her iki sahne de uygarlıkla barbarlık, elitizmle bayağılık, bastırılmış içgüdülerle şiddet arasındaki sınırın inceliği üzerine... Östlund´un önceki filmi "Turist"e oranla "Kare", doğru şeyleri dolambaçlı yollardan söyleyen, biraz hantal, yer yer zorlama bir film. Ama sözü getirdiği yer ve orijinal yapısıyla Östlund´un kayda değer bir yönetmen olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.´

KEREM AKÇA (POSTA): ´... Film, gerçek bir sanat eseri. Bunu kimse reddedemez. Ama bunun kişisel tatmine kaymasıyla ´entelektüel anlar´ın sefasının sürülmesi bir yana uzayıp sıkma ihtimali de olabiliyor. Bu da riskli bir yapboza yol açabiliyor ister istemez. Nokta atışı hamlelerle ´daha net´ olunabilirmiş. Ama film ciddi bir sanatsal şov yapma peşinde. Buna da kendini kaptırmış. Bu sebeple de Amerikalı oyuncuları iyi kullansa da özüne döndüğünde kendi ´kare´sini yaralayabiliyor. Bu da Östlund için içine girmesi keyifli ve felsefi ama çok kalıcı olmayacak bir işi duyuruyor. Modern sanatın ve kapitalizmin insanoğlunu hayvana dönüştürdüğü günümüz dünyasıyla ilgili cümleler de fazla tesir etmiyor bu sayede. Sosyal taşlamanın dozu iliklerimize işlemiyor, aksine belli bir düzeyde kalıyor.´

CÜNEYT CEBENOYAN (BİRGÜN): ´... Bir olay örgüsü olmayan bu 2,5 saatlik film bir şekilde kendisini sonuna kadar seyrettiriyor ve kolay hazmediliyor. Östlund kendisini ne derece ciddiye alıyor bilemiyorum ama bence Kare çok da ciddiye alınacak bir film değil. Hoş, Cannes jürisi Altın Palmiye´yi verirken filmi herhalde ciddiye aldı ama Kare´yi gelecek senelerde pek de hatırlamayacağız. Belki bir sahnesi hariç: Müzenin destekçilerine verilen yemeğe yine açıklanamaz bir şekilde davet edilmiş olan bir performans sanatçısının, kontrol dışına çıkıp vahşi bir maymuna dönüştüğü ve tehlikeli olduğu sahne geriyor seyirciyi. Zaten filmin afişine de bu sahneden bir fotoğraf konulmuş...Film zaten gerçekçilik, gerçeküstücülük gibi türler arasında serbestçe dolaşıyor. Bize söylediği, bizden adam olmazdan ibaret. Neyse ki bunu da dalga geçer bir tarzda söylüyor. Kavramsal sanatını "mavra"msal bir biçimde servis ediyor. Filmde, son zamanların yükselen yıldızı Elisabeth Moss da küçük bir rolde parlıyor. Bu yıl yapılan en iyi film bu değildir diye umuyorum.´

ŞENAY AYDEMİR (gazeteduvar.com.tr): ´... "Kare"yi beğenip beğenmemekten ziyade, filmin dünyasının temas ettiği alanlarla bambaşka bir ilişki kurduğunu, onları anlamlandırma biçimiyle kendisini ayrıştırdığını söylemeden geçmemek gerek. Östlund, ana odağı olmasa da, ´talihsiz´ bir anın ardından sarsıntı geçiren aile kurumunun hem kendilerine hem de çevreye karşı geliştirdikleri küçük performanslarla yeniden inşa edilişini gösteriyordu bir bakıma. Bu performans hissi, yazının girişinde de belirtildiği gibi "Kare"nin ana duygusu olarak şekilleniyor. Üstelik yalnızca sanat ya da onunla ilgili alanlarda değil. Gündelik hayatın da bir tür performans alanına dönüştüğünü ve bu durumun giderek sanat ile günlük hayatı iç içe geçiren ve Christian´ın kimliğinde neredeyse aynılaştıran bir hal aldığını da gösteriyor bizlere.´

NİL KURAL (MİLLİYET): ´... Refahın ve düzenin eksiksiz göründüğü Avrupa kültüründeki sterilliğin ne kadar sorunlu olduğunu sanat dünyası ve elbette Christian üzerinden gösteren Östlund, bir kez daha güven ihtiyacının elzemliğine ve gerçek bir iletişimin nasıl kurulup kurulamayacağına kafa yoruyor ve izleyicisinden de bunu talep ediyor. Östlund´un elindeki en büyük araç bir kez daha karakterlerine karşı oldukça acımasız olan bir mizah. Dolayısıyla işaret ettiği meselelere yaklaşırken izleyiciyi zaman zaman rahatsız ederken güldürmeyi hiç ihmal etmeyen Östlund, Avrupa sinemasının en parlak isimlerinden biri olduğu algısını kuvvetlendiriyor. Ancak Östlund´un filmlerini üzerine kurduğu zemin üstten bir bakış içeriyor ve bunun sonucunda filmleri zaman zaman ahlakçılığa meylediyor.´

UĞUR VARDAN (HÜRRİYET): ´... ´Kare´, genç tanıtımcılar üzerinden günümüz dünyasının sosyal medya merakları, gösteriş ve ilgi histerisi gibi duraklara da uğruyor. Ayrıca filmin isminin aynı zamanda ´Meydan´ anlamına gelmesi de, öyküyü farklı bir metaforun sularına çekiyor. ´Kare´ asıl darbesini final bölümünde vuruyor. Bir sanat buluşmasında, davetlilere sunulan ve bir noktadan sonra rayından çıkan ´özel performans´, modern insanın sabrının, korkularının, suskunluğunun, güce karşı boyun eğmesinin sınırları etrafında seyircisini de özel bir teste tabi tutuyor... ´Kare´, belki 142 dakikalık süresi boyunca farklı noktalara (sanat, ifade özgürlüğünün sınırları) da uğrayarak odak kayması yaratıyor ve yer yer dağılıyor gibi gelebilir ama nihayetinde Östlund her şeyi toparlıyor. Bazı noktalarda (vatandaşı) Roy Andersson dokunuşu hissedilse de aslında filmin genel havası Batılının ´öteki´yle olan vicdani hesaplaşması açısından Haneke´nin ´Saklı´sını fazlasıyla andırıyor. Gelecek ne getirir, bilmek zor tabii ama ben naçizane, İsveçli yönetmenin insanlık dertleri açısından Avusturyalı ustanın izinden gittiği ve giderek bayrağı da devralacağı kanısındayım.´
Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
128
0
164
0