Paylaş   
29.10.2017

´KIZIM´ OLMADAN ASLA...

/

Kimi filmlerin bize hatırlattığı bir gerçek vardır: Hayat, bazen fena halde kurgunun önüne geçer... Geçen yıl Oscar'a aday olan 'Lion' böylesi bir yapımdı ve Garth Davis imzalı çalışma, yanlışlıkla bindiği trenle evinden uzaklaşarak bambaşka bir hayatın parçasına dönen ve yıllar yıllar sonra, yuvasını, geride bıraktığı ailesini 'Google Earth' üzerinden arayarak bulan Hintli bir çocuğun gerçek öyküsünü anlatıyordu. 'En İyi Yabancı Film' dalında bu yıl Türkiye'yi temsil edecek olan 'Ayla' da benzer bir arama ve hatıralardaki eksikleri tamamlama çabasına sahip.
Yönetmenliği Can Ulkay'ın üstlendiği yapım, 1950'de Türkiye'nin asker gönderdiği Kore Savaşı'ndan dramatik bir öyküyü perdeye taşıyor. Malum, vakti zamanında Batı blokuna dahil olma çabalarının somut adımı olarak dönemin hükümeti Kore'ye asker göndermiş ve yaklaşık 5000 kişilik Türk tugayı, savaşın Kunuri cephesinde boy göstermişti. 721 askerin şehit düştüğü bu savaşın ilginç hatıralarından biri de küçük bir Koreli kızın, bir Türk astsubay himayesindeki hikâyesiydi. 'Ayla', işte bu öykünün sinemadaki yansıması.

'Eli yüzü düzgün' sınıfında
Konuyu kısaca özetlemek gerekirse İskenderun'dan hareket eden birlikte yer alan Süleyman Astsubay, Kore'deki savaş alanında ailesini kaybetmiş küçük bir kız bulur. Astsubay, yaşadığı travmayla konuşamayan minik kıza kol kanat gerer ve Ayla adını verir. Çok geçmeden ikili adeta baba-kız olur. Birliğin Türkiye'ye geri dönme zamanı geldiğinde Süleyman Astsubay, kızından bir türlü ayrılamaz. Yanında götürmeye çalışır ama Kore kanunları buna izin vermez. Ayrılık kapıyı çalmıştır. İkili, tekrar bir araya gelme üzere birbirlerine söz verir ama...
'Ayla', popüler sinema adına 'Eli yüzü düzgün' ifadesini hak eden bir çalışma olmuş. Filmin teknik işçiliği sağlam, dönem atmosferi iyi, görüntü yönetmenliği birinci sınıf, kadro da fena değil ama tavrı seyirciyi ağlatmak üzerine inşa edilmiş gibi duruyor. Genel görünüş yeni bir 'Babam ve Oğlum' çabasına soyunulmuş sanki. Lakin Çağan Irmak'ın filmindekine benzer bir arka plan ve bakış açısı 'Ayla'da pek yok. Örneğin "Niye oraya asker yolladık?" daha radikal bir tavırla deşilebilirdi ama bu mesele filme pek sızmamış. Murat Yıldırım'ın canlandırdığı 'Komünist' eğilimli 'Üsteğmen Mesut' karakteri üzerinden hafif politik soslar katılmış, bir de kadınların 'sezgisel' yanlarıyla savaşa karşı duruşları var; o kadar. Daha çok 'milliyetçi' yaklaşımların ön planda olduğu yapımın zaten asıl derdi Ayla ve Süleyman Astsubay arasındaki baba-kız ilişkisi olduğu için bu tür dertler perdeye yansımamış. Filmin uzatılmış sahneleri ise Astsubay Süleyman'ın, Ayla'nın akrabalarıyla buluşmak amacıyla gittiği köyde Kuzey Korelilerce tuzağa düşürülmesi ve Japonya seyahati.
Oyunculuklara gelince: Süleyman Dilbirliği'nde İsmail Hacıoğlu, Üsteğmen Mesut'ta Murat Yıldırım, Binbaşı Fuat'ta Taner Birsel, Nuran'da Damla Sönmez gayet iyiler. Ayla'da minik oyuncu Kim Seol ve Astsubay Ali'de Ali Atay ise kadronun en ışıltılı performanslarını sunuyor. Çetin Tekindor, Süleyman Dilbirliği'nin yaşlılığında kısa sürede enfes bir kompozisyon sunuyor ve filmi, adeta 'Babam ve Oğlum'un sularına daha somut taşıyor. Öyle ki insan "Açaydım kollarımı, gitme diyeydim" demesini bekliyor.
Sonuç? Daha çok duygulara seslenen 'Ayla', sinematografik yanından ziyade, seyircinin gözyaşlarını teslim alan atmosferiyle dikkat çekiyor. Bu özelliğiyle de gişede iş yapar türünden bir beklenti oluşturuyor. Peki 'Oscar' yarışında 'İlk beş'e kalır mı, orası zor görünüyor...

Not: Bilindiği üzere filmin yapımcısıyla senaristi arasında bir problem var. Lakin böylesi bir problem, jenerikte 'Senaryo: Yiğit Güralp' şeklinde bir ifadenin yer almamasına gerekçe olamaz. Senaristi, sadece kuyruk jeneriğinin bir kenarına iliştirmek, her şeyden önce emeğe saygısızlık... UĞUR VARDAN (HÜRRİYET/28.10.2017)

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
128
0
164
0