Paylaş   
05.10.2017

ÇAVDAR TARLASINDAKİ ASİ

/

REBEL IN THE RYE

Çağımızın en şöhretli ve tartışılan yazarlarından birini, efsanevi J. D. Salinger'i anlatan film, Salinger'ın sesini arayışının, sosyete meşhurlarından Oona O'Neill ile yaşadığı gönül ilişkisinin ve İkinci Dünya Savaşı cephelerindeki mücadelesinin izini sürüyor.


SEANSLAR


YÖNETMEN:
Danny Strong



OYUNCULAR:
Nicholas Hoult
Kevin Spacey
Sarah Pauson
Zoey Deutch



SENARYO:
Danny Strong


GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ:
Kramer Morgenthau



MÜZİK:
Bear McCreary



YAPIM:
2017, ABD


DAĞITIM:
Bir Film



SÜRE:
107 dakika


FİLMİN SİTESİ:
Web sitesine gidin

Video Galerisi
Yazar
- -
ATİLLA DORSAY (t24.com.tr): ´... Film bence sinemaya aktarılmış yazar biyografilerinin en iyilerinden biri. İyi oynanmış, yazarla yazdıkları arasında en sağlam bir ilişkiyi ve de dönemiyle en iyi bağları kurmuş olanlarından... Yine de IMDB´de ciddi karşı eleştiriler var. Özellikle Amerikalı okurlardan gelmiş. Yazar üzerine yazılmış bir diğer özyaşam öyküsünden ve bir belgeselden söz ediyor ve bu filmi biraz ´hafif´ buluyorlar. O görüşlere saygım var. Ne de olsa ayni kültürden geliyorlar. Ama ben filmi sevdim. Ve özellikle edebiyat tutkunlarına içtenlikle tavsiye ederim.

MEHMET AÇAR (HABERTÜRK): ´... II. Dünya Savaşı, atlatamadığı bir travma. Şehirden ve insanlardan uzak durmak istemesinin nedeniyse ´Holden Caulfield´in kontrolden çıkan, fanatiklerin sahiplendiği bir karaktere dönüşmesi... Finalde, Salinger´ın hayatı boyunca yazdığı ama bunları paylaşmadığı öne sürülüyor. Burnett´in "Burada dünyadan uzakta hiçbir şey yazamazsın. ´Franny ve Zooey´ de zaten din kitabına benziyor" demesiyse bence durumu daha iyi açıklıyor. Salinger, karakterin iç sesini öne çıkaran yenilikçi üslubu ve gençliğin günlük dilini kullanmasıyla dönemin Amerikan edebiyatına bir alternatifti. Filmse demode müzik kullanımı başta olmak üzere alternatif olmaktan uzak bir anlatıma sahip. Salinger´dan alıntılanan cümleler, fikirler etkileyici ama eserlerinin ruhu filmde yok. Yazarlık tutkusunun inatçı bir gönülsüzlüğe dönüşmesi iyi anlatılamıyor, Salinger´in acılarını hissedemiyorsunuz. Yine de biyografik bir film olarak ilgiyle izleniyor... Kevin Spacey´nin katkısıyla Burnett-Salinger ilişkisinin filmi ayakta tuttuğunu da belirtelim.´

UĞUR VARDAN (HÜRRİYET): ´... ´Çavdar Tarlasındaki Asi´, son derece etkili bir girişin ardından kendisini daha çok televizyon filmi sınırlarına çekiyor. Bu, belki de Strong´un yönetmenlik kariyerindeki tek işin bir TV dizisi olmasından kaynaklanıyor, bilemiyorum ama ben yine de bu filmin yazı-çizi işinde uğraşanlar için çok kıymetli malzeme sunduğu kanaatindeyim. ´Çavdar Tarlasındaki Asi´ bence özellikle artık ´editörlük´ kurumundan nasibini almadan yollarını çizen, kendi yeteneklerine güvenmekten öte büyük bir kibirle fazlasıyla inanan, hayatı, izledikleri filmleri, okudukları kitapları (ki yazıp çizdiklerine bakılırsa okuduklarına dair pek bir emare de bulamıyoruz) "Sevdim, sevmedim, bayıldım, felaket, olmuş, olmamış" gibi yargılarla değerlendiren ve ifade hazineleri ´140 karakter´ ve biraz üstüyle sınırlı herkesi, ayna önüne davet ediyor. Oyunculuklara gelince: ´About a Boy´un minik Marcus´u, ´Mad Max: Fury Road´un Nux´ı, ´Equals´ın Silas´ı Nicholas Hoult, gayet inandırıcı bir Salinger portresi çiziyor. Kevin Spacey de Salinger´ın akıl hocası Burnett´te -çoğu kez olduğu gibi- olağanüstü...´

KEREM AKÇA (POSTA): ´... Edebiyatçının dünya çapında 65 milyon kopya satan ünlü romanı ´Çavdar Tarlasında Çocuklar´ın yazım aşaması daha iyisini hak ediyor. Oyunculuktan gelme yönetmen Danny Strong, burada yazarın bu eseri çıkartma sürecinde yaşadığı sancıları ele alıyor. Evine çekilme, kimseye gözükmeme ve irade öyküsü klasik/ilgili seyirciyi avcuna alacaktır. Ama ´performans´ değil ´yakışıklılık´ gerektiren rolleriyle bilinen Nicholas Hoult bu başrolün altından kalkamamış. Filmin inandırıcılığını zedeliyor. Sarah Paulson, Hope Davis gibileri de sanki öylesine yerleştirilmiş gibi. Sadece Spacey sınıfı geçiyor, o da konuşma hızıyla. "Çavdar Tarlasındaki Asi", oyuncu kadrosundaki emeği teknik ekibe harcasaymış en azından bir ´sinema ürünü´ olabilirmiş. Ama edebiyat dünyasından ne "Harika Çocuklar" ("Wonder Boys", 2000) ne de "Fırtınalı Hayatlar" ("Genius", 2016) gibi başarılı filmleri akla getiriyor. Aksine TV estetiğine saplanıp kalıyor. Savaş sahnelerindeki birkaç kurgu numarası da yeterli olamayınca, ister istemez Salinger ile ilgili 2013 tarihli tedirgin edici belgeseli yeniden izleme arzusuna kapılıyoruz.´
Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
128
0
164
0