Paylaş   
03.06.2017

GÜZEL OLDUĞUNUZ KADAR ´SÜPER´SİNİZ DE

/

Mart 2016'da gösterime giren 'Batman V Superman: Adaletin Şafağı'nda fragman misali şöyle bir gözüküp, "Pek yakında aranızdayım" mesajı yollayan 'Wonder Woman', nihayet kendi öyküsünün hâkim olduğu filmiyle huzurlarımızda. 'DC Comics' üyesi bu 'Kadın süper kahraman', çizgi roman olarak ilk kez Ekim 1941'de varlığını hatırlatmıştı. Psikolog-yazar William Moulton Marston'ın yarattığı 'Wonder Woman' (ilk çizeri de Harry G. Peter'dı), 70'lerde bir televizyon dizisi olarak seyirci karşısına çıkmıştı. Bu haftadan itibaren tüm dünyada vizyona giren Patty Jenkins imzalı yapım ise namı diğer 'Themyscira Prensesi Diana'nın ilk uzun metraj serüveni olarak tarihteki yerini alacak.

Filmin öyküsü, bu tür serilerinin tüm ilk adımında olduğu gibi "Kahramanımız kimdir, kimlerdendir; nerden gelip nereye gitmektedir?" sorusunun açılımı niteliğinde. Küçükken, hayatı boyunca dünyayı kurtarmak için çabalayacağını düşündüğünü dillendiren bir kadın, kendisine yollanan eski bir fotoğrafın ardından geçmişe uzanıyor ve adeta hikâyesini görsel olarak izlemeye başlıyoruz. Themyscira adındaki adanın tek çocuğu olan Diana, annesi Kraliçe Hippolyta'nın muhalefetine rağmen teyzesi General Antiope'nin gayretleriyle muazzam bir savaşçı olarak yetiştiriliyor. Bu, dünyadan izole olmuş Amazon topluluğunun 'mahremiyeti' günün birinde yakınlara düşen küçük bir uçakla birlikte bozuluyor. İngiltere adına casusluk yapan Amerikalı pilot Steve Trevor, aslında bir anlamda filmin geçtiği zamanı da hatırlatıyor bize: Birinci Dünya Savaşı dönemi... Peşi sıra Trevor'la yuvasını terk ederek daha geniş sulara açılan, 'süper' güçleriyle de savaşı sonlandırmak için önce Londra'ya, sonra da cepheye yollanan bir kahramanın mücadelesini izliyoruz...

Hikâyesinin ana köklerini Yunan mitolojisinden alan (annesi, Diana'yı kilden yaratmış ve Zeus da ona hayat vermiştir) 'Wonder Woman'da masum bir bakış açısının dünyanın kaotik gidişatı karşısında ayaklarının yere basmasını da gözlüyoruz. Bütün suçu Zeus'un oğlu 'Savaş Tanrısı Ares'e yükleyen ve insan denen varlığın 'kötücül' yapısını göz ardı eden ama zamanla meselenin sac ayaklarına vâkıf olan Diana, bir anlamda düşe kalka büyüyor.




Son on yılın tek kadın kahramanı

Vakti zamanında yaratıcısı Marston'ın feminist dokunuşlarla sahaya sürdüğü bu Amazon kızının sinemadaki ilk adımı da benzer bir ruha sahip. Allan Heinberg'in senaryosunda bu durum bariz bir şekilde hissediliyor (keza kamera arkasında da en çok 'Monster'la hatırlanan kadın yönetmen Patty Jenkins var). Lakin filmin problemleri bu tavra ve ruha rağmen bir noktadan sonra klişelere (ve naif yaklaşımlara) teslim olmasında beliriyor: Tanrıların güvensizliğine rağmen ana kahramanın kurtuluşu ne olursa olsun insanda görmesi; savaşlara, zulme, kaosa rağmen tek reçeteyi 'sevgi' olarak gösterirken pek de inandırıcı olamaması gibi...

Öte yandan filmin plastiği, grafik anlatımı, özellikle ilk bölümdeki atmosfer çok başarılı. Cephedeki sahneler de keza... Diana'yla Steve Trevor arasındaki romantizmin dozajı da gayet yerinde. Ama bana Amerikalı pilotun yakın arkadaş grubu (bir İskoç, bir Arap ve bir Kızılderili'den oluşuyor) da -filmin 'sevgi' ve 'politik doğruculuk' mesajlarını tamamlayan cinsten- zorlama bir hamle gibi geldi.

Performanslara gelince: Diana'da, 'Hızlı ve Öfkeli' serisinin keşfi olan Gal Gadot'u izliyoruz. İsrailli aktrist oyunculuk yeteneğinden çok güzelliğiyle dikkat çekiyor ama rolünün de üstesinden geliyor. Öykünün kötüsü General Ludendorff'ta Danny Huston, klişe bir oyunculuk sergilerken karakteri Nazilerin öncüsü türünden bir hava estiriyor. Yeni kuşak 'Uzay Yolu'nun 'Kaptan Kirk'ü Chris Pine, Steve Trevor'da idare ediyor. Ana kraliçe ve kardeşinde de Connie Nielsen ve Robin Wright karşımıza geliyor. Mike Leigh imzalı 'The Naked'la tanıyıp sevdiğimiz (genç kuşaklar içinse o 'Harry Potter' serisinin 'Remus Lupin'i) David Thewlis de filmde Sir Patrick'i canlandırıyor.

Sonuç? Son 10 yılda Hollywood yapımı 55 çizgi roman uyarlamasındaki tek kadın kahramanlı film 'Wonder Woman'mış. Bu veri bile, Patty Jenkins'in yapıtına 'özel' bir anlam kazandırıyor. Öte yandan karşımızdaki kahraman benim için örneğin bir 'Zeyna' hınzırlığında ve ´içtenliğinde´ değil, bunu da not düşeyim. Bir de filmin başındaki 'Osmanlı cephesi' sahnelerinin, görsel ve kostüm tasarımı açısından başarılı olduğunu belirtmek gerekiyor. UĞUR VARDAN (HÜRRİYET/03.06.2017)


Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
128
0
164
0