Paylaş   
29.04.2017

YARALI BİR RUH...

/

Bazı filmlerin ruhunuzda ve zihninizde bıraktığı izler, sinematografik değerlerinden çok daha derin ve çarpıcı olur. Bu türden etkilere, genellikle bize kişisel ya da toplumsal geçmişimizi hatırlatan yapımlarda veyahut öykülerde rastlarız. Naçizane bu haftanın yenilerinden 'Dalida' da benim için böylesi bir buluşmanın ifadesi oldu.

Filmin ana karakteri 'Başka Tanrının çocukları' olduğumuz dönemlerin en popüler figürlerindendi. O zamanlar dünyaya da Türkiye'ye de farklı değerler ve ortak parantezler hâkimdi. Baskın olan sadece Amerikan kültürü değildi; sinemasıyla, müziğiyle, edebiyatıyla başka filizler de alabildiğine boy veriyordu. Mısır doğumlu İtalyan kökenli, sonradan Fransız vatandaşı Iolanda Cristina Gigliotti ya da sahne adıyla 'Dalida' da bu 'çokkültürlü' evrenin Kıta Avrupa'sındaki uzantılarından biriydi. Kendine özgü sesi, şarkıları, hayatındaki gelgitleri, trajedisi ve öyküsüne intihar ederek kendi koyduğu noktayla gerçek bir 'yıldız' gibi yaşadı ve o ellerimizden kayıp gitti...

Bu topraklardaki yansıması ya da çocukluğumuza, gençliğimize değdiği nokta ise 'Türkçe sözlü hafif müzik' denen türe yaptığı katkıydı (!) bir bakıma. Onun, o çok popüler şarkıları dilimize çevrilip bu yakadaki meslektaşları üzerinden seslendirilirken hayatımıza bazen neşe bazen keder katan unsurların başında geliyordu. Örneğin Alain Delon'la seslendirdiği 'Paroles, paroles'si, Ajda Pekkan yorumuyla 'Palavra Palavra'ya, 'Gigi l'Amoroso'su 'rahmetli' Tanju Okan'ın o muhteşem sesinde 'Aşkı Bulacaksın'a dönüşüyordu. Bitmedi, bu topraklarda bir ilginç izi daha vardı Dalida'nın; Beşiktaş'ın 75. yılı dolayısıyla Fenerbahçe'yle İnönü'de oynanan maçta başlama vuruşunu yapmıştı.

Bu, enikonu konturlarını çizdiğimiz öykü ve kahramanı, yönetmen Lisa Azuelos'un hayatına da derinden değmiş olmalı ki son derece içten, doğru noktalar ve limanlarda dolaşan bir filmle perdeye taşınmış. 'Dalida', zaman zaman ünlü şarkıcının hayat hikâyesinin Mısır'daki başlangıç bölümüne geri dönüşlerle uğrarken asıl ritmini Fransa'ya adım atmasından sonra buluyor. Ona şöhretin kapılarını açan, bir süre evli kaldığı Lucien Morisse'yle olan ilişkisi, Amerikalı aktör Jean Sobieski'yle birlikteliği, hayatındaki en derin izlerden biri olan ve intihar ederek belki de ona bir kaçış koridorunun varlığını hatırlatan İtalyan şarkıcı Luigi Tenco'yla yıpratıcı aşkı, giderek onun için bir ayak bağına dönüşen Saint Germain Kontu Richard Chanfray; yanı sıra bir tür menajeri olan erkek kardeşi Orlando, kız kardeşi Rosy vs...


Sevdik seni bir kere...
Liza Azuelos, Dalida'yı anlatırken yakın çevresine, aşk trafiğine, sanat hayatındaki adımlara da göz atıyor ama temel olarak mutsuz, yalnız ve sürekli sığınılacak bir liman arayan yaralı bir ruhun izlerini sürüyor. Öyle yaralı bir ruh ki bu, psikiyatrının "İnsanlara umut veriyorsun" ifadesine karşı kurduğu "Peki ama bana kim umut versin?" cümlesiyle durumunu özetliyor.

Fizik olarak şarkıcıyı fazlasıyla andıran Sveva Alviti'nin özel bir ruh ve gayretle Dalida'yı canlandırdığı filmde son dönemde uluslararası bir aktör kimliğini üzerine geçiren Riccardo Scamarcio'nun yanı sıra Jean-Paul Rouve, Nicolas Duvauchelle, Alessandro Borghi, Valentina Carli gibi isimler yan karakterlere hayat veriyor.

Sonuç? Lisa Azuelos, dengeli anlatımını sanatçının unutulmaz şarkılarıyla süslerken daha çok Dalida'yı zamanında tanımış, sevmiş, müziğine aşina olmuş bir kuşağın hissiyatına seslenen bir film yapmış. Özellikle söz konusu kuşağın üyeleri kesinlikle kaçırmasın, ayrıca o yıllara yetişememiş ama iyi çekilmiş trajik hikâyelere ilgi duyan sinemaseverlere de tavsiye ederiz. UĞUR VARDAN (HÜRRİYET/29.04.2017)

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
128
0
164
0