Paylaş   
26.11.2016

YASINI TUTARKEN...

/

Kadının kocası hapistedir. Evine gelen garip ziyaretçi, hareket ve mimikleriyle inanılmaz şekilde eşini andırmaktadır. Zamanla anlaşılır ki kadının kocası ölmüştür ve gelen kişi, eşiyle yıllarca aynı hücrede kalmıştır. Kadın, ziyaretçiyle yarım kalan ilişkisini yaşamayı dener...
'Macar Sineması'nın büyük ustalarından Zoltan Fabri'nin 1981 tarihli başyapıtı 'Ağıt' ('Requiem') işte böyle ilginç bir konuya sahiptir. François Ozon, Ernst Lubitsch'in az bilinen çalışmalarından 'Broken Lullaby'nin kimi değişikliklerle donatılmış yeniden çevrimi 'Frantz'da, benzer bir durumun izlerini sürüyor. Film, nişanlısı Frantz Fransızlar tarafından öldürülmüş Alman Anna'nın trajedisini anlatıyor. Genç kadın, kayınvalidesi ve kayınpederinin yeni bir hayat kurma önerilerine ve kendisine âşık olan Kreutz'un ısrarlı teklifine karşı, "Onu unutmak istemiyorum" derken günün birinde karşısına tıpkı 'Ağıt'taki gibi 'tuhaf' ziyaretçi çıkar. Nişanlısının mezarına çiçek bırakan bu kişi genç bir Fransızdır ve Frantz'ın Paris'ten yakın arkadaşı olduğunu iddia etmektedir. Paul Verlaine şiirlerine tutkusu, Édouard Manet tablolarına ilgisi ve keman çalma yeteneğiyle Adrien, Frantz'ın adeta bir kopyasıdır. Lakin Anna'nın, bu genç Fransıza olan yakın ilgisi, savaş sonrası ortamında, küçük Quedlinburg kasabası ahalisi tarafından onaylanmaz. Üstelik zamanla Anna önemli bir sırrı, Adrien'in Frantz'la olan ilişkisinin gerçek niteliğini öğrenecektir...

'Anti-militarist' ruh...
François Ozon, 'Frantz'da en iyi işlerinden birine imza atmış. Son derece incelikli öykü, benzer bir görsel estetikle desteklenmiş ve her biri ağırlıklı olarak 'Pastoral' tattaki tablolar niteliğindeki kadrajlarla büyülü bir filme dönüşmüş. Siyah-beyaz başlayan ve kimi anlarında renklenen 'Frantz', kendi adıma son zamanlarda izlediğim en etkileyici filmlerden biri. Ozon, Anna'nın hüznünü, kederini ve karşısına çıkan esrarengiz bir adamla birlikte yeniden yaşama sevincini bulmasını anlatırken belli bir noktadan sonra tekrar yeni bir trajedinin parçasına dönüşmesini gayet zarif bir anlatımla karşımıza getirmiş. Öykünün Fransa bölümleri de ayrı bir acının ifadesi olmuş. Filmin bir başka önemi, özellikle Frantz'ın doktor babası Hans Hoffmeister karakteri vasıtasıyla dışa vurulan savaş karşıtı duruşu (O baba ki, oğlunu kendi elleriyle cepheye yollamıştır).
'Frantz'ı özel yapan yanlardan biri de canlandırdığı karakterin (Anna) acısını her daim yansıtan ve sakin güzelliğiyle dikkat çeken Paula Beer'in incelikli performansı. İlk olarak Avusturya westerni, 'Kara Vadi'yle ('Das finstere Tal') tanıdığımız genç oyuncunun 'Frantz'dan sonra yolunun daha da açık olacağı kesin. Jalil Lespert imzalı 'Yves Saint Laurent'de ünlü modacıyı canlandıran Pierre Niney ise Adrien'de kırılgan karakterini sahici bir kimliğe dönüştürüyor. Ben ayrıca doktor Hoffmeister'de Ernst Stötzner'i çok beğendim.
Ozon, her daim farklı ama kendi üslubu içinde benzer temalarda dolaşan filmlere imza atar. Bu yanıyla da Almodóvar'ı andırır. Yakın zaman önce izlediğimiz 'Julieta' nasıl İspanyol yönetmenin filmografisi açısından kendi yolculuğu içinde tutarlı ama farklı bir duraksa, 'Frantz' da Ozon için benzer bir durumun ifadesi olmuş. Sezonun en iyi filmlerinden biri olan bu çalışmayı kesinlikle kaçırmayın derim. UĞUR VARDAN (HÜRRİYET/26.11.2016)

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
128
0
164
0
125
0