Paylaş   
25.05.2016

´ŞİMDİ BANA EMEK SİNEMASI´NDAN TEKLİF GELSE ASLA GİTMEM´

/

Murat Aldemir, SİYAD ödüllü yer gösterici... Gençliğinde birkaç yıl yazları lunaparklarda çalıştığını saymazsak, 50 yıldır sadece bu işi yapıyor ve işine aşık biri. Emek sinemasına hayatını vermiş ve oradan emekli olmuş gerçek bir 'emek'çi. Bu sene SİYAD kurulundan 'Emek ödülü'nü meslektaşı Hayri Akkaş'la birlikte alan, yer gösterici. Daha doğrusu onların deyimi ile programcı.

SİYAD tarafından ödül almış bir yer göstericisiniz. . Bu mesleğe nasıl başladınız?
-Alaska Frigo ile. Sinemada film başlamadan ya da film arasında Alasko Frigo dağıtırdım. O zamanlar on yaşlarındayım, hem okuyorum hem çalışıyorum. Yaklaşık beş yıl bu şekilde devam ettikten sonra yer göstericiliğe başladım. Şu an 65 yaşındayım, elli yıldır sadece bu mesleği yapıyorum.

Hep öyle mi olur? Yani sinemada bir şeyler satanlar sonra yer göstericiliğe mi geçer?
Biz büyüklerimizden öyle gördük ama bu işi sevmek lazım. Ben bir seansta nereden baksan iki yüz tane Alaska satardım, tabii o zamanlar on beş kuruştu. Seviyorduk bu işi. Önce dağıtırdım, paraları sonra toplardım. Böyle böyle programa yani yer göstericiliğe geçtim.

Ben çok isterdim yer gösterici olmayı, eğlenceli bir meslek olsa gerek.
Eskiden bayan yer göstericiler vardı. Benim zamanımda Emek Sineması'nda on sekiz tane programcı vardı ve ikisi gayrimüslim bayandı. Fakat şimdi sen bu mesleği yapamazsın.

Neden yapamam?
Tacize uğrarsın da ondan.

Oluyor mu böyle taciz olayları bu meslekte?
Tabii ki. Karanlıkta yer gösteriyorsun, buraya çeşit çeşit insan geliyor. Bazen film bitene kadar salonda kalıyorsun , en arkada. Şimdi zaman daha kötü. Eskiden, Emek Sinemasında pek olmazdı ama şimdi yapsan tacize uğrarsın.

Emek Sineması dediniz, kaç yıldır Beyoğlu Sineması'ndasınız?
3 yıldır buradayım ben. Emek Sineması yıkılırken bıraktım bu mesleği. Benim hayatım orada geçti, evliliğim, çocuklarımın doğumu, her şeyim. Yıkılırken görmek istemedim ve bıraktım. Zaten 47 yaşında emekli olmuştum, Sakarya'da bir evimiz var, hanımımla oraya gittim üç yıl dönmedim.

Ne oldu da geri döndünüz?
Üç yıl önce, Beyoğlu Sineması müdürü beni çağırdı. Eleman bulunacak, sadece bir ay işi öğret ne olur dedi. O bir ay , üç yıl oldu, hala buradayım. (Gülümsüyor)
Mecburen kaldım, bizde ters olay da olmaz, birisi gelecek ki ben gideyim. Ben kimseyi yüz üstü bırakmayı sevmiyorum.

ÇOK KAZANDIM, ÇOK YEDİM, ÇOK BİRİKTİRDİM

Nerede şimdi o üç yıl önce alınan çalışan?
Yok. Kimse yapmıyor ki bu işi. Bu işi yapmak için sevmek lazım, sebatkar olmak lazım. Ben mesela emekli olana kadar hiç maaş almadım. Yine de hiç yılmadım.

Nasıl yani? Hiç maaş almadınız mı? Peki geçiminizi nasıl sağladınız?

Bahşişle. .

Bahşişle? Bahşişle ev geçindiriyordunuz öyle mi? İnanamıyorum.
Evet. Sadece bu işi yapıyordum, yazın lunapark, kışın sinema. O zamanlar bahşiş verilirdi. Israr etmedim hiç kimseye bahşiş vermesi için. Mesela duyardık, programcı altına bir ayda araba çekmiş. Nasıl oluyor bu iş derdim.
Bazı yer göstericiler bilirim, o zamanlar seyircinin koluna yapışırdı. Vermek zorunda değiller ki!
Ama ben aldığım bahşişlerle, ev geçindirdim, çocuk büyüttüm, okuttum, birikim yaptım, eşimi dışarıdan sigortaya bağlattım, ben de emekli oldum. Beyoğlu Sineması'nda çalışmaya başladıktan sonra maaş almaya başladım.
Bu meslekte benim üç temel taşım var, onlara inandım.

Nedir onlar?
Çok kazandım, çok yedim, çok biriktirdim. Evin rızkı her zaman belliydi, ona hiç dokunmazdım. Cebimde para kalmazdı ama evin rızkına dokunmazdım. Çok da yedim, içtim, eğlendim. Ama o zamanlar çok heyecanlıydı bu meslek, böyle bilgisayar falan yoktu. Biz biletleri ellerimizle hazırlıyorduk, eğer yetişmezse evimize iş götürüp, çocuklarla hazırlardık. Biz böyle yetiştik. O zaman zevk vardı, uğraşıyorduk, heyecan vardı, kim gelecek kim gelmeyecek merak ederdik, sponsorlar vardı. . .

Sorunun cevabını biliyorum ama yine de sizden duymak istiyorum, şimdi neden o heyecan yok?
Şimdi her şey bilgisayarda. Biletler hazır, internette seanslar belli, zaten bilgisayarlar bitirdi bu işi. Buraya film gelmeden internete düşüyor. Şimdi hiçbir heyecanı kalmadı bu işin. Sinemanın en heyecanlı ve güzel yıllarını Emek'te yaşadım. Şimdi mesela bana Emek Sineması'ndan teklif gelse asla gitmem.

Neden?
Ne işim var benim orada? Öyle bir şey asla düşünmüyorum. Koruma altına alınsaydı Emek, yıkılmasaydı. Zaten Emek'in yıkılmasıyla benim bu meslekteki heyecanım bitti. Şimdi bir ton kapatılan sinemalar var, bu sektörden de artık umudum kalmadı.

Atlas ve Beyoğlu Sineması festivallerin gözde mekanı, buraların kapatılacağını sanmıyorum ben, siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Tamam da yeni Emek açılırsa ya Atlas ya burası (Beyoğlu) gider. Burası festivallerde güzel iş yapıyor ama mutlaka Emek'e de festivalleri verecekler, açılışlar kapanışlar hep orada olacak. Zaten albenisi var, gösterişli yapmışlar.
Ben oraya gitmeyeceğim. Birçok insan da gitmeyeceğiz diyor ama önünde sonunda gidecekler. .

Sinema çalışanları arasında birlik var mı?
Eskiden vardı ama şimdi yok. Saygı sevgi de yok artık. Programcı (yer gösterici) kalmadı. Her şey kendiliğinden oluyor zaten.
Eskiden 35'lik makinalar vardı, şimdi yok. Herkes internetten izliyor filmleri. Adam sinemaya gelmiyor ki, niye geleyim diyor. 16 lira bilet. Tiyatrolar daha indirimli ama tiyatroya da giden yok. Eskiden konserler olurdu, şimdi onlar yok. Herkes telefon ve bilgisayarla hallediyor işini. En büyük sıkıntımız o. Mesela bu sene en kötü festivali yaşadık.

Öyle mi? Ama geçen sene festivalde sansür olayları vardı, o da festivali etkiledi tabii.
Geçen sene 16 bin seyirci girmiş, bu sene 6 bin seyirci. Sansür olayı geçen seneydi, bu sene öyle bir şey olmadı ama yine de seyirci yoktu.

Bu sene daha fazla salonda festival filmleri gösterildi. Fransız ve İtalyan Kültür Merkezleri, Fitaş da eklendi.
Atlas, biz, Feriye, İtalyan. Bunun da etkisi var. Mesela Başka Sinema büyük avantaj. Seyirci diyor ki ben sıkıntıya girmeyeyim, normal bir günde gelip izleyeyim. Başka Sinema festival filmlerini gösteriyor, zaten alt yapısı bu, amacı bu. Reklamsız, arasız..

Benim de sık sık film izlemek için Beyoğlu Sineması'nı tercih etme sebeplerimden biridir Başka Sinema.
İşte. Bir burası var, bir de Rexx var. Atlas'da mesela vurdulu kırdılı filmler varken buralarda sanat fimleri var. Müşteri bölünüyor.

En büyük sıkıntınız filmlerin internete düşmesi dediniz. Peki, bu mesleğin başka zorlukları var mı?

Olmaz mı? Sabah 8, gece 24'e kadar çalışıyoruz. Evim, otel gibi. Çocuklarım nasıl büyüdü bilmiyorum. Sabahtan gelip salonları temizliyorum, tüm gün koşturmaca. Salonlarda filmler farklı seanslarda gösteriliyor, biri bitmeden diğeri başlıyor.
İnsan faktörü de zorluk çıkarıyor. Her türlü insan geliyor. Biletini almış ama kaybetmiş mesela. Eskiden asla böyle bir şey olmazdı. İnsanlar, sinema biletlerine sahip çıkardı. Önemli şeydi sinemaya gitmek. Y a da bileti cüzdanına koymuş, salona gelene kadar çıkarmamış, iki saat bilet arıyor, arkada kuyruk oluyor. Bazen benim gösterdiğim yerlere oturmuyorlar. Salon boş olsa neyse ama salon doluyken bile kafasına göre oturanlar var, kaos oluyor sonra.
Ya da filmin başlamasında beş dakika kalmış, hala oturup bekliyor. Bunlar sıkıntı oluyor tabii.

Bu konuyla ilgili yaşadığınız ciddi bir anınız var mı?

Festival zamanı, sadece bir kişi ayakta kalmış. Film başlamış, salon karanlık. Her yer dolu. O karanlıkta seçmeye çalışıyorum ama boş koltuk yok. E adam biletini almış. Biri onun yerine oturmuş ama kim? Deli olacağım. Sandalye yasak. Sandalye de koyamıyoruz. Bir sorun olsa, bir terslik yaşansa insanlar ezilir.
Sonra bir baktım, biri çantasını ceketini üst üste koymuş, koltukta sanki insan oturuyor. O karanlıkta ayırmak zor. Gidip uyardım. Biraz laf yaptı ama hakkı yok, adam biletini almış.

'ATİLLA DORSAY İLE BİR DÖNEM TARTIŞMA YAŞADIK FAKAT ŞİMDİ ARAMIZ ÇOK İYİ'

SİYAD tarafından ödül alma hikayenizi dinlemek isterim biraz da.
Biz, müşteriyle asla kötü olmayız. Bizi bilenler bilir. Yıllardır bu işi yapıyorum, kimseyle kavga etmişliğim yoktur. Mesela bazı zamanlar içerim, müşteri asla anlamaz. Ağzıma karanfil atarım, yansıtmam, sadece işimi yaparım.
Mesela yıllar önce gazeteye çıkmışlığım var. 'Gözü kapalı yer gösterir' diye yazıldı hakkımda. Basın gösterimleri oluyor, eleştirmenler geliyor, hepsi beni bilir, hepsiyle aram iyidir. Beni seçmişler bu ödül için, çok mutlu oldum. Hiç unutmam o anı. Bize söylediler, (Hayri Akkaş ve kendisi) ödül alacaksınız dediler, davetiye gönderdiler. Tabii misafirlerin haberi yok.
Sunucu Ceyda Düvenci. Nasıl övüyor bizi, nasıl güzel şeyler söylüyor, herkes de merak ediyor bunlar kim diye.
Utandık, sahneye çıktık, alkışlayanlar, sevinenler. Ben söyleyeceğim her şeyi unuttum. (Gülüyor)
Bir ara Atilla Dorsay ile tartışma yaşadık fakat şimdi aramız çok iyi.

Tartışmanın konusu neydi?

Sinemanın prodüksiyonu zayıf. Gelirdi 'şu eksiklikleri giderin' derdi. Çıkışırdı. 'Abi her zaman aynı lafları söylüyorsun' dedim. Küstü bir ara, Emek'e gelmedi. Sizin sinemanızda iş yok dedi. Baya takıştık. Ondan sonra düzelttik arayı. Yer olmazdı mesela, bazen SİYAD'ın da yapacakları kısıtlı. Hemen yer ayarlardık. Böyle böyle geçti her şey. Şimdi aramız çok iyi. Ne zaman görse, selam verir.

Film izlemeyi seviyor musunuz peki?
Sevmesem bu iş nasıl olacak? Film izlemeyi çok seviyorum, bu işi yaparken de film izleyebiliyoruz, nöbetleşe tabii.

En sevdiğiniz filmler ya da yönetmenler hangileri?
Ölü Ozanlar Derneği, Rüzgar Gibi Geçti, İrlanda'lı Kız, West Wide Story, The Wall en sevdiklerimden.
West Wide Story filmini defalarca izledim. Bazen alırdım elime ekmeğimi, hem yer hem izlerdim. Beni dışarıda değil, sinema salonunda ararlardı. (Gülüyor)
Pasolini'yi severim.

Hangi filmler çok izlenir tahmin edebiliyor musunuz?
Elbette! Arkadaşlar arasında film eleştirdiğimiz de çok olur. Bu işi yapanlarla birlikte, mesela Atlas'daki programcılarla bazen konuşuruz. 'Sizde bu haftaki filmler iş yapmaz' dediğimiz olur birbirimize. Bunu sırf afişe bakarak bile diyebiliyoruz.

Hiç yanıldığınız oldu mu?

Arabesk filmi. Afişe baktım, çerçeve içinde çerçeve, bu ne dedim! İlk seansa 300 kişi geldi. Bizim de bir kahvemiz var, bıraktık işi, kahveye gittik. Müdür geldi, 'neredesiniz siz salon doldu taşıyor!' dedi. Sonra binlerce kişi izledi filmi.
O beni yanıltmıştı.

'BAZI OYUNCULAR ZORLUK ÇIKARIYOR ARADA'

Mesleğinizi seviyorsunuz, her meslekte olduğu gibi zorlukları var tabii. Festivallerde görevli oluyorsunuz, yoğun zamanlarınız oluyor. Peki, oyuncu ve yönetmenlerle aranız nasıl?

Bazı oyuncular anlayışsız oluyor. Grup halinde geliyorlar. Yer ver bize diyorlar ama yer yok. Ben prensipli biriyim. İşimi hakkıyla yapmak isterim. Müdürümüz esnektir mesela. 'Bak çocuklar bekliyor, al bi yere' der ama müşteri olsun oyuncu olsun, yerine oturmalı. Salon boş olur, geç istediğin yere otur ama doluyken ben sana bu toleransı gösteremem.

Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Bu meslekte ne önüm var, ne arkam. Güvenilir insan da kalmadı artık. Sinema eskisi gibi de değil, internet bitirdi her şeyi. Öyle bir zaman gelecek ki yakında, bize hiç gerek kalmayacak.
Yine de yeniden dünyaya gelsem bu işi yapardım. Sinema sevenler bizi bilir, bizi anlar, biz de onları anlarız. Sinemayı seven insandan zarar gelmez.

Röportaj: Safiye DEMİR

34sanathaber.com ÖZGÜN HABERE GİDİN

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
128
0
164
0