Paylaş   
08.05.2016

TRT'NİN GİTARINDAN NEMRUD'A

/

Müzik, evin içinde hep vardı aslında. Abilerinin plakları meraklılarına tırnak kemirtecek cinstendi; Pink Floyd'dan Erkin Koray'a, Eloy'dan Barış Manço'ya, Jethro Tull'dan Hardal'a geniş yelpazeli bir arşivin içinde pişmişti Mert Göçay.

Önceleri enstrüman dünyasıyla pek ilgilenmese de; TRT'deki bir rock programı sonunda yapılan bir ödüllü yarışma sonrası kazandığı elektro gitarla mevzuunun mutfağına da giriş yapmış oluyordu. Gerçi gitarı alması haftalar sürecek, mektup üstüne mektup, telefon üstüne telefon ile Tünel'deki bir mağazadan düşük kalite, bir marka muadili gitarla plakta duyduğu sesleri çıkarmayı deneyebilecekti.

Kafasında grup fikri oluştuğunda ise soluğu yurt dışında alır ve konuyu "yerinde" dikte etme fırsatı bulur. Frank Bornemann (Eloy) ile uzun zamandır yazışan Göçay sonunda onun Hannover'daki Horus stüdyosunda "analog" teknoloji konusunda bir nev'i staj görme mertebesine erişir. Progresif rock konusundaki en yetkin isimlerden bir olan Bornemann'ın bonservisiyle ülkeye döner dönmez de (kendi memleketinden çok yaban illerde bağırlara basılacak olan) grubu NEMRUD'un temellerini atar.

"SICAK" SERVİS TON'LAR

İlk kadro Harun Sönmez, Aycan Sarı, Alpaslan Altun ve Adil Giyici olduğu halde oluşturulmuştur. Grubun kurucusu Mert Göçay da dahil, her biri yaşamlarını müzikten kazanmayan, finans ve bankacılıkla ilgili meslek sahibi isimlerdir. Ancak albüm kayıtlarında sadece Mert Göçay, Aycan Sarı ve Hasan Dönmez yer alacaktır. 2010 çıkışlı ilk albüm "Journey of The Shaman"da dikkat çeken bir "quest" müzisyen vardır. Ki müteakip günlerde tuşlu çalgıları devralacaktır bu isim; Mert Topel. Albüm katıksız "progresif"tir ve sımsıcak tonları hakimdir. 3 uzun parçadan oluşan albüm Frank Bornemann'ın da desteğiyle yurt dışında büyük ilgi görür. Albüm sonrası çeşitli mekanlarda konserler veren grup hız kesmeden ikinci albüm için kolları sıvar. Bu sefer kadro değişmiştir.

Yaptığı işlerde titizliğiyle tanınan Mert Göçay ikinci albüm için iki adaşının kapısını çalar: grubun soundunun temelini oluşturacak olan klavyeleri oldukça yetkin bir isime, Mert Topel'e emanet eder. Backround'u geniş ve enstrümanı ve türler üzerindeki hakimiyeti oldukça yüksek olan Mert Topel'in kartviziti Tarkan, Nil Karaibrahimgil, Fenomen, Mor ve Ötesi gibi imzalarla doludur. Davul için seçtiği isim ise grubun üçüncü "Mert"idir; Mert Alkaya, Feridun Düzağaç, Aylin Aslım, Işığın Yansıması gibi isimlerle dolu kaşesiyle gruba katılmış ve sahnede kendisini seyredenleri mest eden bir enstrüman hakimiyetine sahip davulcusudur. Mert Göçay'ın bas gitarda karar kıldığı isim ise kendi gibi bankacılık ve finans mesleğini sürdüren ve grubun kuruluşundan beri yanında olan Aycan Sarı'dır. Cebinde bulundurduğu ve konser esnasında her an parmaklarına alıp tele vuracakmışçasına dudakları arasında beklettiği penasını hiç kullanmamasıyla dikkat çeker. Bu kadro ile 2013 yılında muhteşem bir albüm olan "Ritual" canlı olarak full analog kaydedilir. 4 şarkıdan oluşan albüm, ilk albüm gibi bir konsept albümdür, bir hikayeyi bünyesinde barındırmaktadır. Progresif Rock'ın tüm öğelerini barındırması dışında yer yer Hard Rock'a kayan düzenlemeler de albümde yer almaktadır. Albüm aynı zamanda enstrüman hakimiyeti konusunda bir okul gibidir.

Benim de Mert Göçay'la tanışmam albümle aynı yıla rastlar; 2013 yılına. Naim Dilmener'in Açık Radyo'da hazırladığı "Dünya Dönüyor" programına Güven Erkin Erkal, Olcay Tanberken, Mert Göçay ve Sinan Doyan olarak toplu halde katılmıştık. Albümün bir başka özelliği ise plak formatında da yayınlanıyor olmasıydı. Ve bu iş için taşın altına elini koyan isimler ise Afşin Akın ve Salih Karagöz ikilisiydi.

WALKING ON A RAINBOW (BLUE SYSTEM-1988)

Bu iki isim resmen gökkuşağı üstünde yürüyorlardı. Yıllarını müzik adına ne varsa değerlendirmekle geçirmiş, "Hey Dergisi" gibi bir okuldan mezun olup müzik konusunda uzmanlaşmış bir isim Afşin Akın ve en az onun kadar bir müzik aşığı olan kuzeni Salih Karagöz, Kadıköy'ün en müstesna merkezlerinden olan Moda'da "Rainbow 45" adını verdikleri bir plakçı-kafe karması bir mekan açarlar.

Plaklarının temizliği, fiyatları, konuya olan hakimiyetleri ve en önemlisi hoş sohbetleri ve güler yüzleriyle kısa zamanda tanınan/bilinen bir yer olurlar. Aynı zamanda kurumsal bir kimliğe bürünen Rainbow 45, firma olarak tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yeniden yükselişe geçen "vinyl"(plak) formatında albüm yayınlamaya karar verirler. Ve bunun ilk adımı olarak da Nemrud'un "Ritual"ini yayınlarlar. Bu ilk prodüksiyon, sonradan geleceklerin habercisidir bir nev'i; standart 180 gr plaktan, açılır kapanır kapağa, plak göbeğinden fotolarına ve oldukça detaylı ve doyurucu bilgilere kadar tam bir örnek çalışmadır.

Son birkaç yıldır başka firmalarca yayınlanan yerli albüm plakları üstüne içilen soğuk su gibidir. Ve hız kesmezler; The Ringo Jets, BaBa ZuLa, Asia Minor, Bülent Ortaçgil, Yavuz Çetin, Erol Evgin, Nemrud, Rebel Moves ve Pinhani gibi isimlerin titizlikle hazırlanmış plakları birbiri ardına Rainbow 45 etiketiyle piyasaya çıkar. Üstelik uzun zamandır yapılmayan bir geleneği hayata geçirerek , Rainbow 45 Plak-Cafe'de imza, tanışma günleri düzenlerler. Salt alış veriş için değil; Salih'in güler yüzü, Selim Kalkandelen'in dünya müziği üstüne engin bilgisini yakından ve yerinde görmek için mutlak uğranması gereken bir mekan.

VE 2016 MODEL "NEMRUD"

İkinci albümleri "Ritual"i bir dizi konserle taçlandıran Nemrud ekibi üçüncü albüm için stüdyonun yolunu tuttuğunda Aycan Sarı kalan hayatını yurtdışında geçirmek üzere gruptan ayrılmış ve yerini bas gitarın ülkemizdeki bilirkişilerinden ve en yetkin isimlerinden Levent Candaş'a devretmişti. Levent Candaş da diğer grup elemanları gibi bonservisi hayli kabarık kaşelerle dolu bir müzisyendir; Tarkan'dan Aylin Aslım'a, Demir Demirkan'dan Dilemma'ya bir dolu ismin sahne mutfağında bulunmuştur. 3 ay gibi bir sürede kaydedilen albümün miksi "Ritual"de olduğu gibi yine yurtdışında yapılmıştır. Her biri en az 11 dk uzunluğunda 4 şarkıdan oluşan albümün en can alıcı özelliklerinden biri de kuşkusuz kapağı.

1970'lerde yabancı basım long play'lerin ülkemizde satışı ve basımı sorunlu ve de pahallı olduğundan yerli baskılar devreye girmiş, kimi kapaklarda orijinal görseller kullanılmakla birlikte kimileri de ressam ve grafikerlerin yetenekli kalemlerinden çıkan çizgilerle hayat bulmuştur. Bu yeteneklerden biri de o dönem genç bir güzel sanatlar fakültesi öğrencisi olan Betül Atlı'dır. O dönem çizdiği ve büyük beğeni toplayan kapak çizimleri arasında; Led Zeppelin, Elvis Presley, Jethro Tull, Jose Feliciano, Rainbow gibi yabancı isimlerle birlikte Okay Temiz, Ersen, Alpay gibi bizden isimler de vadır. Zaman sonra bu kapaklar sırf çizimlerinden ötürü yüksek fiyatta işlem görmekten geri kalmamışlardır. Öğretim üyeliğiyle birlikte plak kapağı çizimi işine de son veren Betül Atlı'nın kapısı 2015 yılında iki müzik firmasınca tıklatılır.

Biri plak formatında ilk defa basılacak olan bir Erkin Koray albümü, bir diğeri de Nemrud'un 2016 model son albümüdür. Uzun zamandır plak kapağı çizimi yapmayan ve bu konuda katı olduğu bilinen Betül Atlı (nasıl olduysa) ikna edilerek çalışmalara başlar. Erkin Koray ilgili kapak yarı yarıya hazırdır; zira, 70'lerin başında kendisine sipariş edilen bir kapak çalışması eskizi "daha sonra kullanırız" mantığıyla sümen altı edilmiş ve öylece kalmıştır. Betül Atlı bu eskiz üzerinden giderek (henüz piyasaya sürülmeyen) bu albümün kapak çalışmasını tamamlar. Oldukça güzel bir çalışmadır bu, piyasaya çıkınca bana hak vereceksiniz zaten. Nemrud albümüyle ilgili tüm detaylar, hikaye ve oluşumlar bir bir kendisine aktarılır. Ve ortaya gördüğünüz ve ülke insanın belki de görüp görebileceği bu muhteşem plak kapağı çıkar. Ana kapağın sağ ve sol bantlarında Göktürk alfabesiyle bir şifreleme de yapılmıştır. Sol bantta grup üyelerinin isimleri yazılmaktayken sağ bantta ise oldukça anlamlı bir cümle yer almaktadır(ki onu da diğer dinleyiciler çözsünler). İleride pişman olmamak adına; sırf kapağı için bile bu albümü almak şart bence!

Ve albüm bu sabah titizlikle paketlenmiş şekilde bana ulaştı. Afşin ve Salih ikilisine ne kadar teşekkür etsem az gelecek. Kendim için değil; sessiz ve sedasız bir şekilde böylesi anlamlı ve kalıcı işlere imza attıkları için. Sırf benim değil; tüm ülkenin sizlere bir teşekkür borcu var.
SİNAN DOYAN

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

127
0
114
0
129
0
144
0
146
0
157
0
158
0