Paylaş   
17.04.2016

´O FİLMLERDEN PİŞMAN DEĞİLİM´

/

Arzu Okay, Görkem Yeltan imzalı 'Yemekteydik ve Karar Verdim'le 37 yıl sonra perdeye geri döndü. Bir zamanlar 'Seks filmlerinin yıldızı' olarak tanınan oyuncuyla o dönemi, son çalışmasını, sanat camiasını ve Türkiye'nin hal-i pürmelalini konuştuk.

Yıllar sonra o kadar uzak kaldığınız sinemaya niye dönmeye karar verdiniz?

Teklif gelen filmin yönetmeni Görkem (Yeltan) adeta kızımdır, kızımın da en yakın arkadaşlarındandır. Oynadığım karakter zaten bana yazılmıştı, projeyi de beğendiğim için kabul ettim.


Ortaya çıkan iş hakkında ne söylersiniz?

Film, bir aile hesaplaşması üzerine kurulu... Ortaya çıkan işin de iyi olduğunu düşünüyorum.


İlk kez mi bir kadın yönetmenle çalıştınız?

Hayır, daha önce 'rahmetli' Bilge Olgaç'la da çalışmıştım.


O zaman iki farklı kuşak temsilcisi hakkında ne söylersiniz?

Bilge'yle çalıştığımızda ben ondan 20 yaş küçüktüm. Bana sette çok öğretici ve yardımcı olmuştu, şimdi de benden 20 yaş küçük Görkem'le çalıştım. Yine çok iyi bir alışverişim oldu, zaten dediğim gibi Görkem benim için özel biri.


Peki bundan sonra ne olacak? Yeni projeler ya da teklifler var mı?

Yine Görkem'le çalışacağım, bu kez daha az karakterli bir filmle seyirci karşısına çıkacak. Tabii ki inandığım, sinema olarak iyi olacağını düşündüğüm projelerde yer almak istiyorum.


Sizi yakalamışken bir dönemi aralamamak olmaz. Sinemaya genç yaşta adım attınız, sonrasında 70'lerin o ünlü 'Seks filmleri' furyasında yer aldınız. Neydi bu dönüşümün gerekçesi?

Ekonomik tabii ki... Birçok büyük oyuncuyla birçok projede yer almıştım ama bu filmlerin ardından ekonomik olarak hâlâ belirli bir noktaya gelememiştim. Evim bile kiraydı. O dönem klasik Yeşilçam'da sektör açmaza girince gelen teklifi kabul ettim ve 'Seks filmleri' kategorisine dahil oldum.


O kategorinin içinde iş yapan erkek yönetmen, yapımcı, oyuncu vs. sonra yollarına devam etti ama kadın oyuncular, sanki o dönemin bütün yükünü üstlendi, bir tür günah keçisi olarak gösterildi ve yavaş yavaş sektörden elini ayağını çekti.

Evet, dediğin gibi oldu. Bu da sanırım klasik 'kadın sorunu'nun bir parçası. Oysa yaptığımız profesyonelce bir işti.


Mesela dışarıda bu tür yapımlarda rol alan Sylvia Kristel gibi oyuncular her daim el üstünde tutuldu ama bizim bu yakada ötelendi, yok olmaya doğru itildi.

Evet ne yazık ki öyle oldu. Ama ben hiçbir zaman bu projelerde oynadığım için pişman değilim, sadece şunu söyleyebilirim; iyi film-kötü film vardır, o filmler iyi değildi.


Daha sonra o filmleri oturup seyrettiğiniz oldu mu? İçlerinden farklı bir yere koyduğunuz var mı?

Yok, seyretmedim. Dediğim gibi onlar kötü filmlerdi, dolayısıyla izlemedim. İçlerinden öne çıkarabileceğim bir film de yok.


Oysa ben sizin rol aldığınız 'Kemancı-Sevmek Ölesiye'yi psikolojik drama olarak çok beğenir ve ayrı bir kere koyarım. O filmde 'Rahmetli' Özcan Özgür size ulaşamayacağını bilen, karasevdaya tutulmuş bir kemancıdır ve her konserde arkanızda çalar. Set ortamını sorayım. Mesela aranızda kıskançlıklar, aşklar vs. olur muydu?

Yok canım, gelir işimizi yapar, sonra da giderdik. Ama tabii ki arkadaşlığımız, dostluğumuz bakiydi.


Bu arada o dönemden Sermet Serdengeçti elim bir kazayla aramızdan ayrılarak farklı bir öykünün sahibi oldu.

Hiç sorma, Sermet yakın arkadaşımdı ve bazen akşamları grupça dışarı çıkardık. O kaza gecesi ben de onlarla birlikte olacaktım ama bir işim çıktı ve gitmedim. Kader işte...


Ya bu sahneden çekilme hikâyeniz ve tekstil macerası?

Bu furya bitmeden ayrılmaya ve oyunculuğu bırakmaya karar verdim. Yeterince birikim yapmıştım zaten. Sonrasında bir şekilde tekstil sektörüne girdim, ilerledim, eksiklerimin üzerine gittim, Londra'da İngilizce eğitimi aldım, sonra evlendim, Paris'e yerleştim. Başarılı bir işkadını oldum ve nihayetinde, tekrar ülkeye dönmeye karar verdim ve 2015'in son günlerinden itibaren eşimle birlikte Foça'ya yerleştik.


Son dönem sinemamız hakkında neler söylersiniz?

Son olarak iki filmden çok etkilendim; 'Sarmaşık' ve 'Abluka'. İki genç yönetmenin çok iyi işleri. Şimdi onlara Görkem de eklenecek...


Ya Dünya sineması?

Çok iyi bir izleyici değilimdir, tamam izlerim ama "Şunu da kaçırmayayım, bunu da kaçırmayayım" demem. İlk elde aklıma geldiği için söylüyorum, hani çok beğenilen Tarantino var ya, bana çok kanlı geliyor mesela. Ben zaten kendi dilimizde film seyretmeyi çok seviyorum, kitap konusunda da öyle. Dilimize çok seviyorum.


Birlikte oynadığınız oyunculardan en çok etkilendiğiniz? Mesela Ayhan Işık gibi bir efsaneyle bile oynamışsınız.

Evet, ama ben Ayhan abiyle oynadığımda çok küçüktüm. Çocuk gibiydim onun gözünde. Ama mesela Ahmet Mekin'den çok etkilenmişimdir, çok severim onu. Tugay Toksöz, Fikret abi (Hakan), Cüneyt Arkın, Zeki Müren; çok kişiyle oynadım. Tarık Akan'la oynamadım mesela. Ama bugünden bakıldığında o dönemi oyunculuğunu değerlendirmek zor, çünkü başka bir anlayış, başka bir oyunculuk biçimi hâkimdi o dönem. Sadece bizde değil bütün dünyada.



Oynamadığınız için içinizde ukde kalan projeler var mı?

Ertem Eğilmez'in filmlerinde oynamayı çok isterdim. Bana onlar çok samimi. Çok sıcak filmler gelirdi. Ama o dönem seks filmlerinde oynadığım için beni kadroya almazlardı herhalde.



Seks filmleri öncesi çalışmalarınıza mesela televizyonda rastladığınızda ne düşünüyorsunuz?

"Ne güzelmişim. Nasıl yaşlanmışım" diye düşünüyorum. Bir de "Amma makyaj yapıyormuşum. Hiç gerek yokmuş" diyorum.



'61 yaşında plastik mermi yedim'


Türkiye'ye döner dönmez Diyarbakır'da plastik mermiyi yemişsiniz. Devletle yıllar sonra böyle buluşmak nasıldı?

Yakın arkadaşlarımdan birisi, Mihri Belli'nin oğlu Hayrettin'dir. Hayrettin 'Facebook'ta yazmış, "Barış yürüyüşü var" diye. Açtım telefonu sordum, "Arkasında belirli bir grup, örgüt vs. var mı" diye. "Yok, hayır, sadece bir 'Barış yürüyüşü', bu konularda duyarlı insanları davet ediyorlar" dedi. Türkiye'ye geleli de üç gün olmuş, barış konusunda hassasiyetim var, insanlar ölmesin istiyorum. Arkadaşım Aksel'i aradım, "Gider miyiz?" diye. Birkaç saat sonra olumlu cevap verdi, yola çıktık. Bodrum, Muğla, Ankara, Urfa derken Diyarbakır'a ulaştık. Otobüsle gidiyoruz, topluluk da 40'la 60 yaş grubu insanlardan oluşuyor. Sonradan gençler de katıldı ama genel profil böyle. Neyse, Diyarbakır'da toplandık, öyle pankarttı, slogandı da yok, hatta Diyarbakırlı kadınlar bize "Allah razı olsun. Barış için geldiniz buraya kadar" diyor. Derken Figen Yüksekdağ konuşma yaparken ortalık suya ve gaza boğuldu, benim bacağıma da plastik mermi geldi. Yani 61 yaşımda bunu da yaşamış oldum.?


Daha önce yürüyüşlere katılmış mıydınız?

77'deki kanlı 1 Mayıs'a da katılmıştım ama alandan erken ayrılmıştım, olaylar esnasında orada değildim.


Peki bugünlerde sanat camiası nasıl bir sınav veriyor sizce?

Sanki üçe bölünmüş gibiler; ulusalcılar, daha liberaller ve iktidara yakın olanlar. Bence bölünmek yerine kültürel anlamda birlikte iyi işler çıkarmak mümkün. Niye birbirimize cephe alıyoruz ki, almak zorunda mıyız? Sanatın hasmı olur mu? Ben mesela o 'Barış yürüyüşü'nde İslamcılar da olsun isterdim. Onlar da kimse ölmesin, barış olsun diyor. Bölüneceğimize birlikte hareket etmeliyiz. "Benim doğrum, senin doğrunu döver", yok böyle bir şey.

UĞUR VARDAN (HÜRRİYET/17.04.2016)
















Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
128
0
164
0