Paylaş   
06.01.2014

TELAŞLI PAPATYALAR, ÇİÇEKLENEN KİTAPLAR, ÖRGÜTLENEN BAHAR

/


Hayatımda keskin dönemeçler var ve buna sebep olan buluşmalar: 1992 yılında Ankara'da Radyo Arkadaş'ın kuruluş toplantılarından birine katılmam, bunlardan biri. Bir arkadaşımın tavsiyesiyle oraya giderken memleketin ilk muhalif radyosunun kurucu kadrosunda yer alacağımı bilmiyordum elbette. Yaptığım ilk "iyi" işlerdendir.

Ankara'da, FM bandı üzerinden 1993 - 1997 yılları arasında yayın yapan Radyo Arkadaş'ın frekansını herkes hatırlar: 88.4 Gün, Çağdaş Türkü şarkısı "Uyanıyor Ankara" ile açılır, "biz arkadaşız" sloganıyla devam ederdi. Radyo Arkadaş her anlamda bir ilkti. İlk muhalif radyoydu, özel radyolar üzerinde ilk "eski45likler" programı orada yayınlandı ve ilk Kürtçe şarkı orada çalındı. O kadar güzeldi ki her şey, bir süre sonra bu güzelliği kaldıramadı ve kendi kendini imha etti. Çok dinleniyordu, içinde olduğum için söylemiyorum, Ankara'nın tartışmasız en iyisiydi. Tanıl Bora'dan Selami İnce'ye, Süreyya Tamer Kozaklı'dan Metin Solmaz'a uzanan kadrosuyla bugün akla bile gelmeyecek pek çok "iş" yaptı. Önce Kırkkonaklar'da bir bodrum katında, sonra İlker'de bir gecekondudaydı "merkez" ve herkes hiç üşenmeden giderdi. Dinleyicileri sağlam, arşivi genişti. Gündüz türkü, akşamüstü pop, gece blues çalardı; arada da devrimci şarkılar. Bu "karışıklık" kimseyi rahatsız etmezdi ama. Arzu Çur, Doğan Subaşı, Cem Öz, Seda Alp, Tan Öztürk ve adını sayamayacağım onlarca insan geçti radyodan, hepsi bir şekilde hâlâ hayatımda.

O dönem radyo çevresinde olanlardan biri Yavuz Bingöl'dü. Sazını omzuna asar, radyoya gelir, yumuşak sesiyle bize türküler söylerdi. Bu buluşmalar, Gölbaşı'nda çaldığı mekâna ya da zaman zaman arkadaşlarımızın evlerine taşınırdı. Yavuz türkücüydü, (annesiyle yaptığı "Şahsenem Bacı ve Oğlu"nu saymazsak) ilk kaseti henüz çıkmamıştı. Biz öyle biliyorduk.

Bir gün, muhtemelen o dönem çok moda olan dayanışma konserlerinden birinde, Yavuz'u sahnede gördüm. Yanında genç bir "abimiz" vardı, bıyıklıydı. Umuda Ezgi dediler, "Atmacalar diye de bilinir" dediler, heyecanla dinledik. O konserden aklımda kalan şarkı "Örgütlemişler Baharı" oldu, heyecanlıydı. Ertesi gün radyonun arşivindeki kasetleri aldım, dinledim, Umuda Ezgi mesaim böyle başladı. Yavuz Bingöl ve Nihat Aydın kurmuştu grubu. Nihat İzmirliydi, orada yaşıyordu. Yavuz'un ayrılmasının ardından grubu sürdürdü ancak yaptığı müziğin alıcısı giderek azaldı, Umuda Ezgi bir süre sonra bitti. Nihat ortadan kayboldu.

Adını, yeni yılın ilk dakikalarında yeniden duyduk. İzmir'den geldi haber netti: "Nihat'ı kaybettik." İki kelimelik küçücük bir cümleydi ama çok uzundu. Bir kere, radyoya geldiğinde, ayaküstü tanıştığım bu "bıyıklı abi" uzun zamandır kanser tedavisi görüyordu, kurtarılamadı. 55 yaşındaydı, bizi "büyüten"lerdendi.

En meşhur albüm, "Örgütlemişler Baharı". "Sizi yüreğimizde kurşun / Sizi mor menevşe ve karanfil / Sizi türkü, sizi şiir / Sizi hiç solmayan bir yaşam gibi düşünüyoruz" diye başlardı aynı adlı şarkı ve ilk kez duyduğumuz şeylerden söz ederdi: "Şifreli menevşeler ve fesleğenler", polis şefinin bahçesinde "güpegündüz" bildiri dağıtanlar ve Özenç, Hıdır, İlyas, Soner, Nuray, Eren, İbo, Ulaş, Mahir, Hüseyin, Yusuf, Deniz. Şarkının bir yerini aşırı didaktik bulur, o dönemki aklımızla çok gülerdik: "Girmişler saksılara sarmışlar betonları, adları olmuş sarmaşık" Radyo Arkadaş'ın vazgeçilmez şarkılarındandı, hâlâ çok sevdiklerimdendir.

"Yozgat Sürmelisi"nden "Tütün Türküsü"ne, "Halkça"dan "Mihriban"a uzanan Umuda Ezgi külliyatının en ayrıksı şarkısı ise "Kürdün Gelini". Kürtçe'nin anılmadığı, Kürtçe konuşanın tutuklandığı günlerdi, Kürt kelimesinin "askerin dağda yürürken çıkarttığı kart-kurt sesinden" geldiğini savunan bir cumhurbaşkanımız vardı, askerdi. Umuda Ezgi, böylesi bir ortamda ezber bozuyordu: "Munzur hınzır, Munzur hırçın / Munzur'da kanlar akıyor / Ölülerimizin cesetleri / Faşistlere korku saçıyor // Gelini de gelini Kürdün gelini / Ağalara vermez elini / Dağlara verir, mavzere verir / İşgalciye vermez elini."

O günlerde sesi gür çıkan, sözünü esirgemeyen Nihat Aydın, sessiz sedasız gitti. Kızılırmak'ın kurucusu Tuncay Akdoğan ve Yeni Türkü - Çağdaş Türkü hattından tanıdığımız Eftal Küçük'le birlikte şimdi. Onlar da sessiz gidenlerden. O kadar sessiz ki gidişleri, çoğu insan öldüklerini bile bilmiyor. Oysa bugün bu yazıları yazıyorsam, bu gazeteye yazıyorsam, bu saydığım isimler ve nicesinin sayesinde.

Yeni yılın ilk yazısında gündeme dair bir şeyler söylemek, TIR'lardan, kamyonlardan, "çıt çıt çıt çıt çıt" tweet atanlardan söz ederek "Çıt Çıt Çedene"yi ya da Susurluk'a gönderme yapan Haluk Levent şarkısı "Kamyoncunun Türküsü"nü anmak isterdim, olmadı. Asıl olmayan, Nihat Aydın'ı ölüm haberiyle hatırlamak. Bazen bazı şeyleri çok ihmal ediyoruz. 2014, gelir gelmez bize bunu hatırlattı.

Nihat'ın anısı önünde saygıyla eğiliyor, o çok dinlediğim kaseti teybe takıyor, "play" tuşuna bir kere daha basıyorum: "Gömdüğümüz kitaplar çiçeklenmiş / Örgütlemişler baharı / Karakolların önü lacivert, yeşil, sarı / Örgütlemişler baharı /./ Kırlarda bayırlarda papatyalarda telaş / http://birgun.net/haber/telasli-papatyalar-ciceklenen-kitaplar-orgutlenen-bahar-9485.htmlÖrgütlemişler baharı." MURAT MERİÇ (BİRGÜN/05.01.2014) ÖZGÜN HABERE GİDİN

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

127
0
114
0
129
0
144
0
146
0
157
0
158
0