Paylaş   
12.04.2012

´KENDİME AFERİN DEDİM´

/

"Bir Demet Tiyatro", "Aşkım Aşkım", "Avrupa Yakası", "Muhteşem Yüzyıl".
TV dizilerini çıkartın aklınızdan. Beyazperdede sergilediği performanslarını hatırlayın Engin Günaydın'ın.
İki yıl öncesine gitmeniz yeterli; senaryosunu kendi yazdığı, ödüllere doymayan "Vavien" orada duruyor. Tarihsel sıralamayla devam edelim o zaman; "Takva" (Özer Kızıltan), "Yazı Tura" (Uğur Yücel), "Yazgı" (Zeki Demirkubuz)... Sinemamızın belleklerde ayrı lezzetler bırakan yapımları. Engin Günaydın, 13 Nisan'da vizyona girecek Yeraltı ile hem kendi kariyerinde hem de Türk sinemasında yeni bir sayfa açacak. Evet, oldukça iddialı bir cümle. Yönetmen koltuğunda Zeki Demirkubuz'un oturduğunun altını çizelim öyleyse hemen. Yönetmen ve başrol oyuncusunun filmle ilgili kendinden emin hal ve tavırlarının bizde yarattığı izlenimleri yabana atmayalım.
Zaten Engin Günaydın'ın anlattıklarını okurken siz de aynı izlenimi edineceksiniz. O zaman hemen röportaja geçelim. Olgunluk dönemindeki Engin Günaydın, yeni rolünü, yıllar sonra bir araya geldiği Zeki Demirkubuz'u, "Yeraltı"nı ve kendi dünyasını anlatsın bize... Ve eminiz ki röportaj bittiğinde sizi de kendi iç dünyamızda yolculuğa zorlayacak...

*İlk sinema filminiz; yıl 2001, yönetmen Zeki Demirkubuz. Film "Yazgı"... Demirkubuz'la ilk buluşmanızda neler yaşanmıştı?
O zamanlar biraz uçarıydım. Oyunculuğu bırakmayı düşünüyordum. "Zabıta İrfan"ı oynamıştım. Ardından gelen teklifler bana uygun değildi. Kendime güvenimi kaybetmiştim. Tam da o dönemde Zeki'den teklif geldi. O zaman ilişkimiz sertti; ikimiz de birbirimize yabancıydık. "Set bitse de gitsem" derdindeydim. Ama ortaya çok güzel bir iş çıktı. Zeki'yle sonrasında görüşmeye devam ettik ve birbirimizi daha iyi anladık.

*Ve aradan 11 yıl geçti. Yeraltı setinde buluştunuz. Dostoyeski'nin "Yeraltı Notları", Ankara'da kurulan set. Nasıl geçti yeni süreç?
Eğer yönetmeni tanımasaydım çok zorlanırdım. Zeki'nin olması benim için avantajdı. Hayatımda bundan daha zor bir zorla karşılaşmadım. Altından kalkması zor bir işti. Zeki'ye güvendim. Çok korkmama rağmen rolü kabul ettim. Karakterin psikolojisinden korktum. Ağır bir depresyon içerisinde, ilişkileri güdük, etrafıyla bağ kuramayan, mutsuz bir adam. Buna yaklaşmak beni korkuttu.

*Bu kadar korkutan bir role nasıl hazırlandınız?
Çok uzun süre kendimi mutsuzlaştırdım. Yaşamın hiçbir anlamının olmadığı bir psikoloji içindeydim. Çok kötü rüyalar görüyordum. Rolü kabul ettikten hemen sonra, yani çekimlere 6 ay kala bu ruh haline girdim. Sonrasında 6 ayı savrularak geçirdim. Hayattan zevk almıyordum. Bunalıma girmiştim. Başka türlü oynayamıyorum. O yüzden bu tür rollerden çekiniyorum.

*Çekimler beş hafta sürdü, sonrasında hemen çıktınız mı o ruh halinden?
Çok büyük bir yük attığımı hissettim çekimler bittiğinde. Kendime çok lüks bir araba kiraladım; karayoluyla Ankara'dan İstanbul'a geldim. Akşam için planlar yaptım, Hayal Kahvesi'ne gidelim diye. Bütün planları yaptım, eve geldim ve hapşırmaya başladım. Sonra üç gün yataktan çıkamadım, hastalandım.

*Hayatınızda altı ayı rol için, kendi isteğinizle mutsuz geçirdiniz. Hiç sordunuz mu kendinize "o dönemde neler kaçırdım" diye?
Ben bu rolü kendi psikolojimi çökerterek oynayabilirdim. Ve bu sırada kendime çok yakınlaştım. Etli, kanlı, canlı halimi gördüm. Bunu görünce de hayatın mutluluklarını görmeye başladım. Ankara'dayken sabah oteldeki çorbayı hayal ediyordum; "ohh mercimek çorbası içeceğim" gibi. Keyfin yerindeyse zaman ikiye katlanır, bir dakika iki dakika oluverir. Çekimlerde bir anlamda keyfim yerindeydi. Zaman uzamıştı.


"Kendime 'aferin' dedim"

*Yeraltı sizde başka neler bıraktı?
Kendime "aferin" dedim öncelikle. Ve sonra uzun bir zihin partisi verdim. Bir işi layıkıyla yaptıysanız mükemmel bir duygu kalıyor insanda.

*"Yeraltı"nı kendi hayatınızda ayrı bir yere koyabilir miyiz?
Bu film beni kendi yalnızlığıma yakınlaştırdı. Seyirciye gösterdiğim tarafım kendi yalnızlığım olacak bu filmde. İtirafkâr bir film bu benim için. Filmde kendimi hatırlayacağım. Hayatım uzun, daha neler yaşayacağımı bilmiyorum, ama şimdilik böyle.

*Film için içine girdiğiniz ruh hali Zeki Demirkubuz'u nasıl etkiledi; kaygılandırdı mı?
Ona büyük hayal kırıklıkları yaşattım. Ama çabuk toparladım. Psikolojim alaboraydı, panik haldeydim. Ekiple iletişimim çok yeniydi.

*Zeki Demirkubuz'un seti nasıldır peki? Dışarıdan sert rüzgârlar estiriyor izlenimi veriyor...
Zeki, oyunculuğa çok akademik bakan biri. Akademik olanı bilirler, ama oldu oldu yaparlar. Buna çok sinir oluyor Zeki. İyi bir çalışma varsa karşısında orada sorun yaşamıyor. İyi ezber yapılmamışsa, yeterince hazırlık yoksa oralarda sorun çıkarıyor haklı olarak. Bu arada aksine, Zeki gülecek bir şey bulsun herkesten çok güler. Komediyi çok sever. Bende vardır mesela, "şimdi buna mı güleceğiz" derim; ama o güler, ayırt etmez. O tarafını severim Zeki'nin.

*Demirkubuz aynı oyuncularla oynamayı çok tercih etmiyor. Sizinle ikinci kez bir arada. Neden sizi tercih etti?
Bir anti-kahrama hikâyesini uzun süredir düşünüyordu. Biraz da komik olsun istiyordu. Zeki'yle anti-kahramanın psikolojisi üzerine çalışmamız olsa diye konuşuyorduk. "Yeraltından Notlar" tam örtüşüyordu. Bir şey olmak isteyen ama olamayan bir adamın öyküsü.

*Sizin "O Hikayedeki Mal Benim" stand-up'nızı hatırlattı...
Evet, Zeki onu izlemişti. Tam yapmak istediğim bir film dedi o stand-up için.

*"Yeraltı"yla ilgili en çok sorulan sorulardan biri; "Neden Sırrı Süreyya'nın sahneleri filmden çıkarıldı" oldu. Neden?
O hikâye çok güzeldi. Benim oynadığım karakter filmde onun oynadığı karaktere takıktı. Sırrı bir kahve işletmecisini oynuyordu. Bir şekilde ben ona takıyorum. Çok uzun oldu o sahneler, film çok uzuyordu. Zeki dâhil etmeye çok uğraştı ama film orada balon yapıyordu. Ana hikâyeden kopabilirdi. O yüzden o 45 dakikadan vazgeçildi. Belki farklı bir şekilde çıkar karşımıza.

*Şimdilik fragmanla yetinmek zorunda kaldık. Nihal Yalçın göze çarpıyor fragmanda. Nerede "Yalan Dünya"daki hali? Yalçın'ı nasıl buluyorsunuz?
Nihal'i filmde çok beğendim, hayranı olacak kadar beğendim. O da benim gibi bocaladı. Ama çabuk toparlandı. Oynadığı rolün psikolojisini çok iyi sergiledi. Evlere temizliğe giden bir kadını canlandırıyor. Nihal beni çok güldürüyor, komik biri. İyi partner olduk.

*Yeraltı'nda sevişme sahneniz de var. Ne kadar erotik? Engin Günaydın'ı ilk kez böyle göreceğiz...
Sevişme sahnelerini kendi yazdığım senaryolarda da kullanmam. Bunun bir promosyon aracı olarak kullanılmasından korkarım. Ama karakterin yaşamında gerekliyse yazmak gerek. Bu filmde ihtiyaç vardı. O sahneyi gözümdeki perdeleri kapatarak oynadım ben. Çok heyecanlandım, çok korktum. Estetik olarak uygun bir tip değilim bu tip sahneler için. Seyircinin beğenmesi açısından estetik olan oyuncular daha iyi olur.

*İlk sinema projeniz "Vavien" gişede hak ettiği değeri bulamadı. Kırgınlık yaşadınız mı o dönem?
Oldu. Olumlu yönlerini görmek istedim ama Taylanlar'da da bende de oldu kırgınlık. Sonrasında bunun gereksiz bir şey olduğunu fark ettim. İlk gişe rakamları açıklandı çöktüm kaldım, üç günlük gişe 38 bindi. Sonra bir kadın dürttü beni, öyle dalmışım ki, sizi bu kadar ne üzdüyse üzülmeyin, toparlanın dedi. Yıkılmıştım. "Vavien" ödülleri toplamaya başlayınca kendime geldim. Kalıcı bir film oldu, önemli olan budur. "Yeraltı"nı yapmamın nedeni de bu oldu, kalıcı olacağına inanıyorum.

*Ve gelelim bundan sonraki projeye. Taylan Biraderler ile yeni bir hazırlık içinde olduğunuzu biliyoruz...
Aslında "Vavien"den önce düşündüğümüz bir filmdi ama çok maliyetliydi. Hâlâ zorluklar yaşıyoruz maliyeti yüzünden. Yine bir aile filmi, baba-oğul ilişkisi üzerine. Son dönemlerini yaşayan bir baba-oğulun hayatla ilgili atışmalarını anlatıyor. Baba oğluna aslında hayatını anlatırken bir yandan da memleketin durumunu anlatıyor. Türkiye'de herhangi bir babanın hikâyesi bir memleket öyküsüdür aslında. 12 Eylül öncesinde başlayan, 12 Eylül döneminde kırılan, sonrasında değişen ve hayal kırıklığıyla biten bir film.

*Babanızla ilişkini görecek miyiz yeni filmde?
Babamla ilişkimden yola çıkarak yazdım. Babamın anlattıklarının aslında dünya sinemasında karşılaşmadığım şeyler olduğunu fark ettim. Onları filmin içinde kullanmakta sorun görmedim. "Vavien" aslında bu ülkenin son halidir. Bu ülkenin bir de ilk hali var.

"Çocuklarım olursa onlara iyi insan olmayı öğreteceğim"

*Baba-çocuk ilişkisi herkes için özeldir; geride derin izler bırakır. Sizinkinden bir film ortaya çıkacak. Neydi senaryoyu yazmaya başlamanızın nedeni?
Bu filmi yazmamdaki cümle şu oldu. Babam ölmeden önce bana şunu söyledi: "Hayatım boyunca iyi bir insan olmaya çalıştım, bunun için çok çaba sarf ettim, ama size hiçbir şey bırakamadım. 5 kuruş bile. Şimdi sana soruyorum; iyi mi yaptım kötü mü?" Bu filmi yazma nedenimdir. Kesinlikle iyi yaptı babam. Bana bıraktığı şey kendi kişiliği oldu. İyi insan olmak hâlâ erdemdir. İyi insan olmaya devam edeceğim. Eğer olursa kendi çocuklarıma da bunu öğreteceğim.

*"Çocuklarım olursa onlara iyi insan olmayı öğreteceğim" dediniz. İlk kez çocuktan bahsediyorsunuz. Bir gün baba olmak istiyor musunuz?
Baba olmak istemiyorum. Beş kardeşiz; 20'den fazla yeğenim var. Onların akıbetleri ne olacak diye merak ediyorum. Yeni bir problem ortaya çıkarmak istemiyorum. Kendi çocuğum olsun istemiyorum. Maalesef bir aile kurmak istemiyorum. Belki bu durumum aileme çok düşkün olmamdan da kaynaklanıyor. Bir tane ailem var, başka bir aile istemiyorum.

*Daha sakin, ne istediğini daha net bilen, daha olgun bir Engin Günaydın var karşımızda. Sizce de öyle mi?
Eskiden daha karışıktım, ne olduğumu bilmiyordum. Ne yapmak istediğimi daha iyi anlıyorum. Eskiden bir heyecanla gidiyordum. "Vavien"den sonra daha oturdu her şey.

*Politik bir sanatçı değilsiniz, aktivist olarak da sizi meydanlarda görmedik bugüne kadar...
Bunlara kafa yormadığımdan değil, çok fena kafa yoruyorum. Ben tavrımı yaptığım işlerde göstermek istiyorum. Diğer türlü çok hafife alınıyor. Şov yaptığını düşünüyorlar. Hrant Dink'in anmasına katılmak istedim mesela; orada olmak istedim, şov yaptığımı düşünürler diye gidemedim. Uzak duruyorum, "duyarlı adamım ben" diye kendimi parlattığımı düşünmesinler diye.

YALNIZLIK ÜZERİNE
Yeraltı'nın teması yalnızlık üzerine kurulu. İnsanlar gittikçe yalnızlaşıyor. Kendimde ve çevremde görüyorum bunu. Beni endişelendiriyor. Yalnızlık bir felaketin habercisi mi? Yalnızlığın içine düşmüş insanların psikolojisini de görüyorum. Ne kadar küçüldüklerini, kabuklarını ne kadar büyüttüklerini; çözümü olmayan dip bir kuyuya düştüklerini. Bu bir hastalık mı? Gittikçe yayılan. Bence yalnızlık yüzyılın vebası... Kanser de bir yalnızlık hastalığı aslında... Bu arada yalnız olmak da istemiyorum. İnsanlarla iletişim kurmak istiyorum. Arkadaşlarım gelsin, playstation oynayalım, sinemaya gidelim. Nasılsın sorusunun cevabı kimsede yok, konuşulan her şey bomboş. Çoğu insanla konuştuğum şeyleri hatırlamıyorum, o zaman hatırlamadığım şeyi neden yapıyorum. O zaman karşımdakiyle gevezelik mi yapıyorum, onun ötesine gitmiyor mu diye düşünüyorum.

NESLİHAN AKDAŞ (AKTÜEL/12.04.2012)

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
128
0
164
0