| |
|
|
 |
|
|
EYLÜL AYI DVD'LERİ
Yenilmez / Invictus Son Veda / Okuribito Uzayda Dehşet / Pandorum Pers Prensi: Zamanın Kumları / Prince of Persia: Sands of Time Özgür Woodstock / Taking Woodstock Ses Çılgın Bir Gece / Date Night Şark Oyunları / Eastern Plays Titanların Savaşı / Clash of the Titans Katilin Peşinde / Tenderness Son Öpücük / L'ultimo Bacio Büşra Cennet Batıda / Eden is West Cehenneme 2 Adım / The Descent 2 Noel Kabusu / Nightmare Before Christmas Sevimli Canavarlar / Monsters, Inc. Predator: Ultimate Hunter Edition Çılgın İkili / Bad Boys
|
|
ÖLÜMÜ BİLMEYEN YAŞAM, YAŞAM DEĞİLDİR
Son Veda / Departures (2008)
Yön: Yôjirô Takita Oyn: Masahiro Motoki, Tsutomu Yamazaki
Bütün doğallığıyla ölüm ve hayat… İnsanın yaradılıştan beri en çok sorguladığı yakıcı kavramlar. Japonya yapımı “Okuribito / Son Veda”, gayet direkt giriyor meseleye. Film için öncelikle şunu söyleyelim: Bu ne zarafet böyle… Beyazperdeye yansımış kuşku yok, en zarif filmlerden biri “Son Veda”. Ölüme saygı göstermek gerek diyor film. Ona içtenlikle sarılmak. Çünkü ölüm bir son değil, bir başlangıç. Filmde yer aldığı gibi, Orkinos balıkları da, doğdukları yere ölmek için geliyorlar… Ölüm gibi kesin ve zor bir kavramı büyük bir şefkat, nezaket, doğallık, saygı ve sevgi ile işleyen ender yapımlardan biri Yôjirô Takita’nın yönettiği bu mütevazı ‘zengin’ film. Dünyanın çeşitli festivallerinde kazandığı birçok ödüle, ‘En İyi Yabancı Film Oscar’ını da ekleyen Japonya yapımı, gerçekten Amerikan Film Akademisi üyelerine ‘bravo’ dedirten bir seçim. Bu filme oy verenleri kutlamak gerek. Budizm kaynaklı felsefesine, özünde insanı oturtan film, ölümü hayatın bir diğer parçası olarak sunarken, bir baba-oğul öyküsü anlatıyor beraberinde. Aşk, dostluk, ayrılık, yani hayata dair ne varsa, onlar da aynı ölüm gibi kullanılmışlar bu zarif filmde. Orkestrası dağılınca işsiz kalan bir çellist, çellosunu satarak, doğduğu kasabaya döner. Gazetedeki ilanda ‘gidişlere yardımcı olacak’ bir elemana ihtiyaç olduğunu okur. Başvurduğu işin ölüleri yıkamak ve onları son yolculukları için hazırlamak olduğunu öğrenir. Parası yüzünden kabul ettiği ve en yakınlarının bile önyargı ile yaklaştığı bu iş, hayata bakışını değiştirecektir… Pencerelere vuran çiçekli ağaç dalları ve fonda yağan karın eşlik ettiği bembeyaz bir Japon kasabasında ölümle yaşam arasındaki süreçte anlam arayan insanlar. Beethoven’ın 9. senfonisi, Bach’ın muazzam notalarıyla incelikli bir drama, enfes ve yoğun bir müziğin eşlik ettiği bir Ozu filmi adeta. Günlük yaşamda üzerinde durulmayan sözlerin önemi, aile kavramı, ebeveynler ile çocukları arasındaki olası kopuş, koca bir hayatı kaplayan hayal kırıklıkları, umutsuzluklar ve bizi sarıp sarmalayan yalnızlığımız… Muhteşem Japon aktörler, usta aktör Tsutomu Yamazaki ve meslektaşı Masehiro Motoki, imrenilesi nüanslarla oynuyorlar. Japon kültürünün ayrıntılı ölüm ayinine, içerden; olabildiğe insanca bir bakış. Mutlaka izlenmesi ve mümkünse duyumsanması gereken özel yapım yürek burkuyor.
MURAT ERŞAHİN (Sinema Dergisi)
|
|
FARKLILIKLARIMIZ VE HOŞGÖRÜ ÜZERİNE
Büşra (2010)
Yön: Alper Çağlar Oyn: Mine Kılıç, Tayanç Ayaydın
Usta karikatürist Bahadır Boysal’ın, Leman’da yer alan orijinal karikatür serisinden beyazperdeye uyarlanan yapımı, Alper Çağlar yönetmiş. Boysal ve Çağlar’ın birlikte yazdıkları senaryo, muhafazakâr ve varlıklı bir ailenin üniversite mezunu türbanlı kızı Büşra’nın öyküsünü, çizgi karakterin aşırı uçlarda cereyan eden maceralarından daha ‘muhafazakâr ve ılımlı’ biçimde yansıtmış perdeye. Nihilist ve liberal kalem Yaman ile genç yaşına rağmen olgun ve bilge Büşra’nın aşk öykülerine, aşırı tutucu, önyargılı ve hastalıklı bir karakter olan damat adayı Ferit ile spiritüel öğretiyi benimsemiş kentli ve modern Alara’da ekleniyorlar. İki farklı insanın, etraftaki engellere ve ideolojik ayrılıklara rağmen filizlenen aşkları, hoşgörü ve vicdan meseleleri etrafında dönerek, toplumsal ayrışma ve açılım konularına bağlanıyor. Baskı, önyargılar, farklılıklar, benzerlikler, öteki olmak, değişen toplumsal dinamikler ve insanı sarıp sarmalayan o iflah olmaz yalnızlık… Tayanç Ayaydın ve ilk kez beyazperde deneyimi yaşayan genç aktris Mine Kılıç’ın başrolleri paylaştığı duygusal dram, fena halde orta yolcu… Bir takım saptamaları doğru yapan film, izlenir olmayı başarıyor ama son tahlilde bir cinlik, bir ince hesap ve bir fırsatçılık havası seziliyor, elde değil. Sallantılı ve tutarsız yapı, genel atmosfere egemen. Atatürk heykelinin önünde geçen dokunaklı (!) finalde, parkta yer alan eski Türk devletlerinin hükümdarlarının heykelleri de gözden kaçmıyor. Fazla hoşgörü, hoşgörü gibi gelmiyor insana.
MURAT ERŞAHİN (Sinema Dergisi)
|
|
ÇÖLDE HEYECAN
Pers Prensi: Zamanın Kumları / Prince of Persia: The Sands of Time (2010)
Yön: Mike Newell Oyn: Jake Gyllenhaal, Gemma Arterton
Steven Spielberg’in açtığı güvenli yolda ilerleyen yapımcıların vizyonu geniş isimlerinden Jerry Bruckheimer’ın, çok satan bir bilgisayar oyununu beyazperde için tasarladığı ‘epik avantür’, her dönem zevkle izlenen romantik komedi “Dört Nikâh Bir Cenaze” ve “Harry Potter” serisine de dokunan İngiliz yönetmen Mike Newell imzalı. 90’ların başında piyasaya sürülen “Pers Prensi” adlı popüler bilgisayar oyunu, perdede oldukça gösterişli duruyor. “Indiana Jones” ruhu içeren yapımın başrolünü Jake Gyllenhaal üstlenmiş. Evlatlık olarak alınmış Pers Prensi Dastan, zamanı durdurup geri alabilen sihirli bir hançer vasıtasıyla bütün tarihi değiştirmek isteyen hanedanın kötü kardeşi Nizam’la mücadele ediyor. Haylaz ama gözü pek genç adama bu zorlu yolda destek verense, iç gıcıklayıcı İngiliz aktris Gemma Arterton’un canlandırdığı güzeller güzeli Prenses Tamina. Usta aktörler Ben Kingsley ve Alfred Molina filmin lokomotifleri. Çekimlerinin büyük çoğunluğu Fas’ta gerçekleşen fantastik macera, özellikle türün bütün örneklerini kaçırmadan izleyenler için bir zorunluluk. Bilgisayar katkılı görsel efektlerle süslü film, açılıştan finale dek tempolu bir kurguya sahip. Pers dilinde tarihi öykü, hikâye anlamına gelen ‘dastan’ rolü için, Gyllenhaal’den önce Orlando Bloom ve Zac Efron düşünülmüş. Alanis Morissette’in seslendirdiği ‘I Remain’ adlı şarkının bazıları tarafından filmden daha çok ilgi gördüğünü belirtelim. Egzotik mekânlarda geçen sürükleyici seyirlik, dünyevi dertlerden uzaklaşıp sadece eğlence dolu iki saat geçirmek isteyenlere de önerilir.
MURAT ERŞAHİN (Sinema Dergisi)
|
|
GÖRMEDİĞİN AMA DUYDUĞUN BİR ŞEYLER VAR
Ses (2010)
Yön: Ümit Ünal Oyn: Selma Ergeç, Mehmet Günsü
Senaryo Uygar Şirin imzalı. Kendisi bir meslektaşım. Daha önemlisi arkadaşım. İyi bir sinema yazarı. Yapımcılar, Ersan, Tunç… Onlar da arkadaşlarım. Sonra filmde yine aramızdan bazıları yer almış konuk olarak: Burcu, Yeşim, Tuğçe. Bizim çocuklar… Yani, insan ‘fazla beğenmedim’ derken, şöyle bir iki yutkunuyor. Neden? Bir kere her şeyden önce, bu filmi defalarca izledim gibi geldi. Yani o kadar çok benzer film izledim ki; hem de epeyce beğendiklerim oldu aralarında. Son dönemde Fransa’dan, özellikle uzak doğu korku sinemasından “Ses”le kardeş çok film çıktı. Türün iyi örneklerinden sonra filmin içine giremedim fazla. Öyküdeki kimi boşluklar, hatta fazlalıklar gözüme battı. Gereksiz, fonksiyonsuz karakterler rahatsız etti beni. Derya’nın kız arkadaşı örneğin. Ne gerek vardı ona? Sonra Derya’nın İngiltere’de yaşayan ağabeyi. Anne, evden uzaklaşmak için İngiltere’ye mi gitmek zorunda? Sonra o ağabeyin fonksiyonu… Hiç mi etkilenmemiş ağabey yaşananlardan? Bir de süt anne karakteri… Birçok da fazladan diyalog. ‘Gaipten gelen ses’ hiç susmadan konuşuyor sonra… Sıcak mı, soğuk mu? Soğuk buldum filmi… Yönetmenlik anlamında da beni heyecanlandıran, yeni bir şey yoktu ortada. (Ümit Ünal, “9” ve “Ara”dan sonra oldukça sıradan işler çıkarıyor sanki) Atmosfer, orta sahada top gezdiriyordu. Sabaha kadar oynansa gol olmazdı sanki. Bir de finalin, bitiş düdüğünün yavanlığı… Öte yandan, arkadaşlarının ismini filmlerde görmek çok keyifli. Yaratıcılık zor iş. Bu kadro da, film çekmek isteyen diğer dostlar da devam etmeliler bu işe. Beğendiğim bir örnek izleyip, avuçlarımın içi patlarcasına alkışlamak dileğimi ekleyerek emeği geçen arkadaşları tebrik etmek isterim.
MURAT ERŞAHİN (Sinema Dergisi)
|
|
İTALYAN USULÜ ROMANTİZM
Son Öpücük / L’ Ultimo Bacio (2001)
Yön: Gabriele Muccino Oyn: Stefano Accorsi, Giovanna Mezzogiorno
Ülkesinde yönettiği birbirinden başarılı filmlerin ardından Hollywood’un yolunu tutan ve 2006’da “The Pursuit of Happyness / Umudunu Kaybetme”, 2008’de ise “Seven Pounds / Yedi Yaşam” ile endüstrinin kalesinde kalıcı olduğunu kanıtlayan İtalyan sinemacı Gabriele Muccino’nun, 2001’de yönettiği ve öyküsünü de kaleme aldığı dram, oldukça romantik anlar içeriyor. Otuzlarını süren bir grup arkadaş ve yakın çevreleri. Aşk, sadakat, aile bağları, dostluk, gençlik, kaçamaklar, yanı başımızdan hızlı akıp giden hayat… Carlo, otuz yaşlarına yeni ayak basmış yakışıklı bir reklamcı. Sevgilisi Guilia’nın hamile olduğunu söylemesiyle, hayata karşı duyduğu korkular su yüzüne çıkar aniden. Baba olmak, fazlasıyla sorumluluk almak, özgürlüğe veda etmek, yaşlanmaktan korkmak, Carlo’nun gerçeklere karşı sıraladığı bahaneleri oluşturur. Aniden karşısına çıkan on sekiz yaşındaki güzel Francesca’ya hayır diyemez. Sadece Carlo değil, diğer arkadaşları ve ‘yaşlanıyorum bunalımına’ giren annesi Anna’da, hayatın acımasız ama aynı zamanda ‘doğal bir keyif veren’ gerçekleriyle yüzleşmek zorundadırlar. Aşkı bulmak, ardından unutmak, acı tatlı yanlarıyla gerçek hayat… İtalyan Oscar’ları olarak bilinen David di Donatella ödüllerinde, en iyi yönetmen dahil toplam beş ödül kazanan mizah ve hüznü bir arada yaşayacağınız sevimli film, Sundance Film Festivali’nde ‘izleyici’ ödülünü almayı başarmıştı. Enfes soundtrack’ı, güzel yıldız Giovanna Mezzogiorno’su ve 70’li yılların en çekici isimlerinden Stefania Sandrelli’nin varlığıyla gayet iyi vakit geçireceğiniz ‘hoş ama boş olmayan’ bir film “Son Öpücük”.
MURAT ERŞAHİN (Sinema Dergisi)
|
|
OLGUN KADIN, GENÇ ERKEK VE TABİİ Kİ MİZAH
Aşkın Yaşı Yok (2009)
Yön: Bart Freundlich Oyn: Catherine Zeta-Jones, Justin Bartha
Eşinin beklenmedik ihanetine uğrayan Sandy, kırk yaşına henüz ayak basmıştır ve iki çocuğuyla birlikte yeni bir başlangıç için New York’a taşınır. Tesadüflerle dolu ‘büyük elma’da tanıştığı, komşusu olan üniversiteden yeni mezun genç adamla duygusal bir ilişkiye girer. Olgun kadın, genç erkek aşkına mizah yüklü romantik bir pencereden bakan filmde, Galler’den çıkma güzel yıldız Catherine Zeta-Jones’u izleyeceğiz. Sağlam ve gerçek bir ilişkinin, katıksız sevginin ve aniden karşımıza çıkan aşkın sorgulandığı romantik komedi, türün bağımlıları için oldukça keyifli anlar içeriyor. Filmin sürprizi, Ortaköy’deki kız rolünde karşımıza çıkacak olan Saadet Işıl Aksoy.
MURAT ERŞAHİN (Sinema Dergisi)
|
|
KÜÇÜK, BAĞIRMAYAN, YÜREKTE GÜÇLÜ
Şark Oyunları/ Eastern Plays (2009)
Yön: Kamen Kalev Oyn: Christo Christov, Saadet Işıl Aksoy
Itso, bağımlılık tedavisi gören umutsuz bir Bulgar genci. Neo-nazi çetesine katılan kardeşi Georgi ile uzun süre önce kopmuşlar. Itso, ülkeye ziyarete gelmiş Işıl ile tanışınca, hayatla mücadele edecek bir enerji buluyor kendinde. Yeniden başlamak için bir fırsat belki de… Bulgaristan gençliğinin, belki de bütün toplumun, umutsuzluk, bozulma, yoksulluk, yoksunluk ve ırkçılıkla çevrelenmiş portresi… Başarılı kısa filmleriyle adını duyuran Kamen Kalev’in ilk uzun metrajı yürek yaralayan bir dram. Samimi, doğal, gerçek ve ‘siyaseten doğru’. Öykünün çıkış noktası ise filmin başrol oyuncusu Christo Christov. Çekimlerden kısa bir süre sonra hayatını kaybeden aktör son derece başarılı. Saadet Işıl Aksoy ve Hatice Aslan’ın da oyuncu kadrosunda yer aldıklarını not düşelim. Tokyo, Las Palmas, Bratislava ve Varşova film festivallerinden ödüllerle ayrılan “Şark Oyunları”, ne söylediğini bilen bir yapım. Küçük, bağırmayan, aksine yürekte güçlü bir etki yaratan iyi bir film.
MURAT ERŞAHİN (Sinema Dergisi)
|
|
TUHAF KAHRAMANLIK ÖYKÜSÜ
Cennet Batıda / Eden is West (2009)
Yön: Costa Gavras Oyn: Riccardo Scamarcio, Léa Wiazemsky
Costa-Gavras imzalı politik dram, Ege’nin sularında geçiyor. Eski püskü gemide, azgın sularda yol alan gemidekiler, görünen kıyıdaki parlak ışıklara karışmak derdindeler. Batı’ya ayak basmak… Derken sahil güvenlik botları, karışıklık, sularda boğulmamaya çalışan korunaksız göçmenler. Aralarından ikisi yüzerek kıyıya ulaşmayı başarıyorlar. Vardıkları yer, ‘cennet’ adındaki bir çıplaklar kampı, lüks bir tatil köyü. Cennet’ten kaçmak zorunda kalan Elias, yol boyunca karşısına çıkan yabancılar, polisler, türlü olaydan sonra Paris’e varır. Günümüzün kolu kanadı kırık, kara bir mizah da içeren tuhaf kahramanlık öyküsü, içinde olduğumuz dünyanın yaşanacak yer olmadığı gerçeğini bir kez daha sarsıcı biçimde koyuyor ortaya.
MURAT ERŞAHİN (Sinema Dergisi)
|
|
KATİLLER VE AŞIKLAR...
Prizzi’lerin Onuru / Prizzi’s Honor (1985)
Yönetmen: John Huston Senaryo: Richard Condon, Janet Roach (Richard Condon’un romanından) Oyuncular: Jack Nicholson, Kathleen Turner, Anjelica Huston, Robert Loggia
Romantik lezzetler alacağınız enfes bir kara komedi. İncelikli bir suç filmi. Büyük usta John Huston’un tartışılmaz yaratıcılığı ve ‘ne yaptığını bilen matematiğinden’ süzülmüş film, aynı zamanda Jack Nicholson, Kathleen Turner ve Anjelica Huston gibi yıldız oyuncularıyla da bir klasiğe dönüşmüştür. İki kiralık katil karşılaşıp tutkulu birer aşığa dönüşürlerse sonuç ne olur? Ülkenin en acımasız suç örgütlerinden, ‘mafya’ya mensup ailelerinden olan Prizzi’ler adına çalışan deneyimli kiralık katil Charley Partanna neredeyse aileden biri haline gelmiştir. Uzatmalı sevgilisi Maerose Prizzi ile evlenip, ailenin resmi bir ferdi olma yolundadır. Derken günün birinde şeytana uyar ve kendi gibi bir kiralık katil olan Irene Walker’a gönlünü kaptırır. Prizzi ailesinin onurunu korumak için kendisine verilen görev, onu önemli bir karar aşamasına getirecektir. 1962 ve 2004’te iki kez beyazperdeye yansıyan ünlü “The Manchurian Candidate / Mançuryalı Aday” filminin uyarlandığı romanın yazarı ve senaristi olan Richard Condon’un (1915-1996) aynı adlı romanından yine Condon ve Janet Roach tarafından uyarlanan “Prizzi’lerin Onuru” dev sinemacı John Huston’a (1906-1987) emanet edilmiştir. Beş kez ‘en iyi yönetmen’ dalında Akademi Ödülü’ne aday gösterilen Huston, 1985 tarihli filmiyle ‘en iyi yönetmen’ dalında Altın Küre’yi kazanır ve Venedik’te özel ödülün sahibi olur. Jack Nicholson’ın canlandırdığı ‘kiralık katil Charley Partanna’ rolü, ilk önce Al Pacino’ya teklif edilmiş, ama Pacino rolü reddetmiştir. Bu önemli, karizmatik rol için Dustin Hoffman, Tom Hanks, Bill Murray, Ryan O’Neal, Christopher Reeve, Burt Reynolds, Sylvester Stallone, John Travolta ve Jon Voight’un isimleri geçmiş, sonunda John Huston’ın da onayıyla rol, dev aktör Nicholson’ın olmuştur. Aynı şekilde ‘Irene Walker’ rolü için de önceleri Sharon Stone, Kim Basinger ve Kristy McNichol düşünülmüş ama Huston, her ikisini de reddederek rolün Kathleen Turner’a verilmesini sağlamış. Donizetti, Puccini ve Rossini’nin notaları eşliğinde kapkara bir suç filmi yansır perdeye. Soru işaretleriyle yüklü bir aşkın ve tutkunun, sadakat, aileye bağlılık ve iş ahlakıyla çeliştiği noktada geçer öykü. Politika, iş, finans, eğlence dünyası arasında halledilmesi gereken kirli işler üzerine romantik bir suç hikâyesi anlatır bize John Huston. 1941 tarihli ilk filmi “Malta Şahini”ndeki ustalığını, 1985’e oldukça tecrübeli nüanslarla taşımayı başarır. Büyük bir ustanın olgunluk dönemi eseridir bir açıdan “Prizzi’lerin Onuru”. Mizahla iç içe geçen incecik bir gerilim, kapkara bir suç filmini, tutku dolu bir romantizm şölenine dönüştürür bazı anlar. Aşk, bağlılık ve görev kavramları üzerine beklenmedik ters köşe oluşlar çıkar karşımıza. Şaşırırken gülümseriz, duygulanırken bıçak sırtı bir gerilim kaplar yüreğimizi. Düşünürken eğleniriz… Gündüz kiralık katil, geceleri ise sadık ve tutkulu aşıklara dönüşen iki insana verilebilecek en zor görev ne olabilir? Huston, bu sorunun cevabını, gayet iyi bildiği tür sineması kodlarında verirken, kendi imzasının ağırlığını karşılayacak, rengarenk ve zeki detaylar sunar bizlere. Toplam yirmi dört ödül kazanan yapım, Akademi Ödülleri’ne sekiz dalda aday olur ve daha önce Liza Minelli’ye önerilip aktrisin reddettiği Maerosa Prizzi karakterini canlandıran, aynı zamanda John Huston’un kızı olan günümüzün usta aktrisi Anjelica Huston, enfes performansıyla ‘en iyi yardımcı kadın oyuncu’ Oscar’ının sahibi olmayı başarır. ‘En iyi film’, ‘en iyi yönetmen’, ‘en iyi erkek’ ve ‘en iyi kadın oyuncu’ dallarında Altın Küre’yi de kazanmayı başaran kara komedi, unutulmaz finaliyle sinema tarihinin akıldan çıkmayacak karelerinden birini zihne kazıyarak sona erer. 2000 yılında “Romeo Must Die / Romeo Ölmeli” ile yönetmenlik koltuğuna oturan Polonyalı görüntü yönetmeni Andrzej Bartkowiak’ın kırmızı ve siyaha ağırlık verdiği öykünün ruhuna uyumlu kamerası, Huston’ın aklındaki resmi hayata geçirir. Aile, aşk, onur, gurur, sadakat, tutku, zevk ve şehvet… Filmde canlandırdığı ‘Don Carrado Prizzi’ karakteriyle ‘en iyi yardımcı erkek oyuncu’ dalında Oscar’a aday gösterilen ‘tipik’ aktör William Hickey (1927-1997) ile Jack Nicholson’ın hayat verdiği ana karakter Charley Partanna arasında geçen şu diyalog, filmi en iyi özetleyen cümleleri içerir: Don Prizzi: ‘Charley, sen kan üzerine yemin ettin. Senin kanın ve bizim kanımız. Yaşamında yer alan hemen her şeyin önüne koydun ailemizi. Sana asla bozulmaması gereken bu kutsal yemini hatırlatırım.’ Charley Partanna: ‘Ama Irene benim ailem. O benim karım.’ Don Prizzi: ‘Charley, Charley… O sadece birkaç haftadır tanıdığın sıradan bir kadın. Tamam, o senin karın ama biz senin hayatınız.’ John Huston’ın 80’lere damga vuran filmi, sınırları kesin çizgilerle çizilmiş suç dünyasında aşka yer ayrılıp ayrılamayacağını tavizsiz ve ‘gerçekçi bir kesinlikte’ tartışırken, büyülü ve rafine anlar hediye eder bizlere…
MURAT ERŞAHİN (Sinema Dergisi)
|
|
|
 |
|
 |
| |
|
|
MUTLAK GÜÇ (GÜNÜN TV FİLMİ)

ABD başkanına çok yakın arkadaşının karısını ayartıp yatağa atmak yetmiyor, bir de o gece kadını dövmeye kalkıyor. Çıkan kavgayı duyan korumalar odaya giriyorlar ve kadın, başkanı öldürmeden onu vurup etkisiz hale getiriyorlar.
|
| |
|
|
|
 |
| |
|
|
BİR NEVİ 'AY HAREKATI'...

Ayı küçülterek çalma heveslisi kötü bir adamın, hayatına giren üç yetim kızkardeşle iyiliği keşfetmesini anlatan 'Çılgın Hırsız', öyküsünün her bir tarafına serpiştirilmiş onca espri, ince zekâ ürünü, zarifçe ayrıntıyla kaydadeğer bir animasyon. UĞUR VARDAN/RADİKAL |
| |
|
|
|
|
|