Paylaş   
3.03.2019

SANA BU ÇAĞDA YER YOK Kİ LAZZARO...

/

İtalyan sinemasının geçen yıl sahaya sürdüğü iki önemli yapımdan 'Dogman'i yakın bir zaman önce izlemiştik, şimdi sahne sırası 'Mutlu Lazzaro'da ('Lazzaro felice'). Alice Rohr-wacher imzalı film, ülke kırsalında adeta geçmiş zamana mahkûm olarak yaşayan insanların öyküsünü anlatıyor. 80'li yıllar; 'Inviolata' adlı küçük yerleşmede bir grup köylü, yerel tütün tüccarı Markiz Alfonsina de Luna adına çalışmaktadır. Bütün emeklerini sömüren bu sistemde, para kazanmayı bırakın, her ay var olan borçlarına yenileri eklenmektedir. Bu topluluk içinde yer alan genç Lazzaro ise adeta bir melektir. Herkese yardım eder, en güç işlere koyulur, hiçbir zaman sesini çıkarmaz, verilen her görevin üstesinden gelir... Aslında denklem basittir: Sistem köylüleri, köylüler de Lazzaro'yu ezer. Lakin o ezecek kimseyi bulmaz, bulmak da istemez...
Inviolata'daki rutin bu şablonda ilerlerken yöreye gelen Markiz'in oğlu Tancredi, zengin ve şımarık bir ergen kimliğinin yaşadığı uyumsuzluğu atlatma aşamasında, kendisine yâren olarak karşısında Lazzaro'yu bulur... Genç ve saf köylü, bu burjuva çocuğu için etraftaki nefes alma noktasıdır adeta. Lazzaro, patronun oğluyla kendi 'gizli' sığınağını paylaşırken Tancredi kendince 'şeytani' bir planı uygulamaya sokar. Sığınakta saklanırken annesine gönderdiği mektupta kaçırıldığını ve fidye olarak 1 milyon liret istendiğini yazar... Bu durum köyü ayağa kaldırır ve ahali Markiz'in oğlunu aramaya koyulur. Derken...

'Aziz' misali...
2014'te Cannes'da Nuri Bilge Ceylan, 'Kış Uykusu'yla 'Altın Palmiye'ye uzanırken Rohrwacher, 'The Wonders'la 'Jüri Büyük Ödülü'nü almıştı. İtalyan yönetmen, yukarıda konusunu özetlemeye çalıştığımız son çalışmasıyla ise geçen yıl Cannes'da bu kez 'En İyi Senaryo' ödülünün sahibi oldu. 'Mutlu Lazzaro', bir anlamda tam ortasından ikiye ayrılmış bir öykü anlatıyor. İlk bölümde dış dünyadan yalıtılmış, ortaçağ yöntemleriyle idare edilen, bir derebeyinin boyunduruğu altında bir nevi kölelikle hayatlarını sürdüren bir insan topluluğun gündelik hayatından kesitler izliyoruz. Lazzaro ise sistemden bağımsız; iyi niyetin, masumiyetin temsilcisi. Kurulu düzende ise işleyiş bildik; bir yöneten (sömüren) var, dinin temsilcisi rahip de sömürenin yanında... Lazzaro adını aldığını sandığımız kişi (Lazarus) gibi bir anlamda bir 'aziz' ama öte yandan ait olduğu bir din yok...
İkinci yarıda ise devletin bu yüzyıllar ötesinden kalma köhne kölelik sisteminin boyunduruğundan kurtarıp 'özgürleştirdiği' köylülerin şehir hayatı içindeki yaşantılarına tanıklık ediyoruz. Peki modernizmin onlara çizdiği yeni rol nedir? Tabii ki kentin varoşlarında barınmak ve hırsızlık yapmak... Lazzaro ise bu yeni hayata da her zamanki iyimserliğiyle katılırken öykünün 'İtalyan katı gerçekçiliği' içindeki fantastik yanı bu bölümde kıyıya vuruyor.

'Forrest Gump'tan 'Chance Gardener'a...

Alice Rohrwacher, 'Mutlu Lazzaro'da öncelikle ait olduğu coğrafyanın öncü isimlerinden devralınan mirasa sahip çıkıyor. İlk bölümdeki pastoral ve emek yoğun köy tasviri Taviani Kardeşler'den Ermanno Olmi'ye uzanan bir yelpazede seyrediyor. Lakin ikinci yarıda yönetmenin dokunuşu devreye giriyor ve film, edebiyattaki karşılığını daha çok Gabriel Garcia Marquez romanlarında bulan 'Büyülü gerçekçilik' sularına dahil oluyor. Lazzaro, sinemadaki referansları 'Forrest Gump' ya da 'Being There'in (bizde 'Merhaba Dünya' adıyla oynamıştı) ana karakteri Chance Gardener gibi duran bir portre. Ama Rohrwacher onun saflığını, masumiyetini, eski ve yeni sistemlerdeki yerini bir 'Aziz' gibi tarif ediyor. Hatta yanağına vurana öbür yanağını uzatan bir çizgiye taşıyor.
Performanslara gelince: Adriano Tardiolo'nun Lazzaro'da muhteşem oynuyor. Rohrwacher'in "Hayalimdeki Lazzaro'nun ta kendisiydi" şeklinde tanımladığı amatör oyuncu, bütün film boyunca gözlerinden ve yüzünden hiç eksilmeyen saflık ve temizlikle adeta insanlığın vicdanı gibi hareket ediyor. Tancredi'nin gençliğinde Gürcü kökenli Luca Chikovani, yetişkinliğinde ise Tommaso Ragno'yu izliyoruz. İki oyuncu da çok başarılı portrelere imza atıyor. Bu arada Markiz Alfonsina de Luna'da da 'Kürdan Joe', 'Hayat Güzeldir' gibi filmlerden hatırladığımız, Roberto Benigni'nin gerçek hayattaki eşi Nicoletta Braschi'yi izliyoruz. Ana karakterlerden Antonia'yı ise yönetmenin kız kardeşi Alba Rohrwacher ('Aç Kurtlar', 'İsmail'in Hayaletleri' vs.) canlandırıyor.
İlk bölümü itibariyle İtalya'da 80'lerde yaşanmış bir olaya sırtını dayayan, genel çizgileriyle de insanlığın ahlaki ve sosyoekonomik çürümüşlüğünün tasvirine son derece zarif, ince ve gerçeküstücü dokunuşlarla soyunan 'Mutlu Lazzaro', şimdiden bu yılın en iyi filmlerinden biri olarak kayıtlara geçiyor. Kesinlikle kaçırmayın... UĞUR VARDAN (HÜRRİYET/02.03.2019)

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
177
0
128
0
164
0
125
0