Paylaş   
24.02.2019

SESSİZLİĞİN SESİ

/

Karadeniz'in doğusunda küçük, şirin, yemyeşil bir köy... Ve burada, küçükken yaşadığı bir travma nedeniyle konuşma yetisini kaybetmiş genç bir kadın; Sibel... 25 yaşında ve çok uzun yıllardır, yöreye ait eski bir iletişim biçimi olan 'ıslık dili'yle hayatını sürdürüyor. Babasının öğrettiği bu dil, onun güncelle olan en önemli bağı... Sibel, bütün cesaretiyle ayakta durmaya çalışsa da küçük ve kapalı köy çevresi, onu çok uzun zamandır 'öteki'leştirmiş durumda. Genç kadın kendine yönelik bu önyargıları kırmak için eski bir söylencenin peşine düşüyor: Ormanda yaşadığı söylenen devasa bir kurdu avlamak. Üstelik bu söylencenin pratikte bir karşılığı var; vakti zamanında sevdiği adamı kurda kaptıran yaşlı Narin... Ve fakat günün birinde karşısına çıkan bir yabancı (adı Ali), var olan bütün denklemlerin ayarlarıyla oynuyor. Kim kurt kim değil; kim cesur kim korkak, kim yalan kim gerçek: bu yeni durum Sibel için bir tür başkaldırışa dönüşüyor...

Çağla Zencirci-Guillaume Giovanetti ikilisinin imzasını taşıyan 'Sibel', uzun bir festivaller yolculuğunun ardından vizyona çıkıyor. Giresun'un Çanakçı ilçesine bağlı Kuşköy'de çekilen ve özellikle ana karakteri canlandıran Damla Sönmez'in performansıyla dikkat çeken yapım, toplumların bireysel çıkışlara ve özgürlük rüzgârlarına izin vermeyen yapısı üzerine söylencelerden de beslenen ama temel olarak modernist bir çıkış kapısını aralamaya çalışan bir öykü anlatıyor. Babasının muhtar olduğu köyde, ahalinin kendi önyargıları ve gelenekleri doğrultusunda kale almadığı ve hakir gördüğü bir kadının, kendi ayakları üzerinde yükselme çabası ve bunu, bütün toplumu karşısına alarak yapma cesareti üzerine bir film de diyebiliriz 'Sibel' için. Öte yandan Zencirci-Giovanetti ikilisinin yapıtına, festival buluşmaları vesilesiyle izlendiğinde kimileri tarafından 'şematik ve içi doldurulamayan bir öyküye sahip' türünden eleştirilerde bulunuldu ve filmin, özellikle 'Mustang' efektine sahip olduğu, yani Batı'ya kendisine beğendirmek mantığıyla çekildiği dillendirildi. Doğrusu ben kendi adıma bu türden eleştirilerin haklılık payı içerdiği düşüncesinde değilim. Öncelikle 'Sibel', 'Mustang'le kıyaslandığında ayakları yere sağlam basan ve kendi içinde inandırıcılığını, tutarlı bir biçimde inşa eden bir yapım. Zaten filmin asıl derdi ister köy, ister mahalle, ister toplum deyin, genel bir çerçevede öteki olana, farklı olana, kendisine benzemeyene önce tepkisini gösteren, sonra da baskı ağlarını yavaş yavaş ören ve çoğul olmanın verdiği avantajla sıktıkça sıkan, giderek boğan bir modelin tasviri. Ve 'Sibel' bu tasviri, öykü ve sinematografik açıdan yeterli bir inandırıcılık ve atmosferle sunuyor. Evet, bir-iki yerde (özellikle köylü kadınların tepkisi kısmında) ölçü kaçıyor olabilir ama bu sahneleri de öykünün 'gerçeküstücü' yanları olarak kabul etmek mümkün.

Emmanuelle Béart'a benzetmişler

Oyunculuklara gelince... Damla Sönmez, öncelikle performansıyla toplum tarafından ısrarla görmezlikten gelinmeye çalışılan Sibel'i, görünür, hissedilir kılıyor. Genç kızın yavaş yavaş bir başkaldırıya dönüşen çabasını, kendi içindeki dönüşümünü altını kalın çizgilerle çizmeden yumuşak hamlelerle perdeye aksettiriyor. Kimi Batılı eleştirmenlerin bu film dolayısıyla tanıyıp yüzü itibariyle Emmanuelle Béart'a benzettikleri Sönmez, 'Sibel'de kariyerinin en iyi işlerinden birine imza atıyor. Ben Sibel'in babası rolündeki Emin Gürsoy'u da oyunculuk açısından çok başarılı buldum; özellikle bazı sahnelerde karakterinin sessiz öfkesini çok iyi yansıtıyor. Keza kadronun diğer isimleri Erkan Kolçak Köstengil, Elit İşcan ve Meral Çetinkaya da gayet iyiler...

Kendi kaderini kendi tayin eden, dayatılan öğretilere başkaldıran, kişilikli, tutarlı, vicdanlı, hakkaniyetli kadın karakterlere, sağlıklı, dengeli ve çağdaş bir toplum açısından elbette ihtiyacımız var, 'Sibel' bu durumu bize sinema yoluyla hatırlatan bir film. Kaçırmayın derim... UĞUR VARDAN (23.02.2019)

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
177
0
128
0
164
0
125
0