Paylaş   
16.02.2019

´SÜPER´LER DİNLENSİN, SAHNE SIRASI ´SİBER KAHRAMAN´DA

/





üper' kahramanların solo ve koro şeklinde beyazperdeye akını devam ededursun arada bir 'siber' kahramanlara da ihtiyaç duyuluyor elbet. Haftanın büyük stüdyo yapımı niteliğindeki 'Alita: Savaş Meleği' ('Alita: Battle Angel'), James Cameron'ın çok uzun yıllardır çekmeyi düşündüğü bir projeydi. Lakin karşımıza gelen filmde kendisini yapımcı ve senarist olarak görüyoruz, yönetmenlik koltuğuna oturan isimse Robert Rodriguez.
Önce kısaca konu diyelim: Yıl 2563. Gezegen yine bir büyük felaketin ardından yeni bir kast sistemiyle ayrışmış; yoksullar ve emekçiler 'Demir Şehir' adlı bir yapı adası içinde hayatını sürdürürken yönetici sınıf da 'Zalem' adlı, gökyüzünde seyreden uyduvari bir yerleşimde yerini almıştır (Yani her zaman olduğu gibi halkına üstten bakan bir yapı vardır).
Siber doktoru Dyson Ido, günün birinde eski bir çöplükte hâlâ hayat belirtisi gösteren genç kız suretindeki bir 'cyborg' bulur. Ameliyatla onu ayağa kaldırır ve vefat eden kızı Alita'nın ismini verir. Alita, nerede olduğunu bilmediği bir evrende yeni bir yaşamın parçasına dönüşse de kimi gelişmeler eski kimliğini ona hatırlatacaktır. Genç kız sert, zeki ve savaşçıdır, çok geçmeden de sistemin kötülerine karşı mücadeleye girişmek zorunda kalacaktır.

'Pinokyo'dan 'Blade Runner'a
Yukito Kishiro'nun 'Gunnm' adlı manga serisinden yola çıkarak James Cameron ve Laeta Kalogridis'in kaleme aldığı senaryodan çekilen 'Alita: Savaş Meleği', çok tanıdık bir distopik öykü anlatıyor. Filmin gezindiği yerler, meseleler, karakterler fikir düzeyinde fazla eski, fazla bildik. Dr. Ido'nun dokunuşları kuşkusuz bize hemen 'Pinokyo'yu ve Geppetto'yu hatırlatıyor. 'Siber' karakter Scarlett Johansson'lu 'Ghost in the Shell'i, Zalem adlı uydu Matt Damon'lı 'Elysium'u, Alita'nın kısa bir eğitimle katıldığı ölümcül 'Motorball yarışları', 'Rollerball'u, öykünün genel havası yakın zaman önce izlediğimiz 'Ready Player One', kent dokusu 'Blade Runner'ı akla getiriyor. Bu denli çağrışımlar içinde film belki orijinal olamıyor (ki böyle bir iddiası var mı, onu da bilmiyoruz) ama seyircisini, iki saat iki dakikalık bir serüvenin parçası haline getiriyor.

İri gözlü Alita...
Bilgisayar destekli onca sahne, aksiyon bölümleri, klişe kötü karakterler, suça bulaşmış gençlik ve çok da inandırıcı olmayan bir cyborg-insan aşkı (Alita-Hugo)... 'Alita: Savaş Meleği', bir serinin ilk adımı niteliğinde (ki finali itibariyle de 'devamı gelecek' hissini veriyor). Kuşkusuz Robert Rodriguez'in kariyerindeki önceki çizgi roman uyarlamaları ('Sin City' ve 'Sin City: A Dame to Kill For') daha derin, sert, karanlık ve yetişkinlere seslenen bir dünya sunuyordu. 'Alita: Savaş Meleği', bu iki filmin yanında naif ve yüzeysel duruyor. Ama belli ölçülerde seyir zevki sunduğu kesin.
Oyunculuklara gelince: Alita'da Rosa Salazar'ın yüzü kullanılmış. Bilgisayar teknolojisiyle iyice abartılan bu yüz, özellikle iri gözleri itibariyle Margaret Keane'in resimlerindeki figürleri andırıyor ki, bu ünlü ressamın öyküsünü anlatan 'Big Eyes' adlı filmde üçkâğıtçı kocası Walter Keane'i, Alita'nın 'Geppetto'su Dyson Ido'da izlediğimiz Christoph Waltz canlandırıyordu. Malum Viyana doğumlu Waltz'ın portföyündeki en iyi roller genellikle kötücül karakterlerden geldi; Dr. Ido'da sırıtmıyor belki ama sanki karanlığın tarafında yer alsa daha etkileyici bir kompozisyon sunarmış gibi. Hikâyenin kötü adamı Vector'de Mahershala Ali karikatürize bir portre çiziyor, Dr. Ido'nun eski karısı Chiren'de ise Jennifer Connelly filmin en az inandırıcı karakterine hayat veriyor (niye karanlık tarafa geçmiş, öykünün kendi mantığı içinde bile pek de ikna edemiyor). Bu arada kötülüğün asıl tarifi finaldeki sürpriz isimden geliyor.
Sonuç? Tanıdık öykü, tanıdık karakterler, tanıdık atmosfer ve tasarımlar ama yine de izlenmesi belli ölçülerde keyifli bir çalışma olmuş 'Alita: Savaş Meleği'.
UĞUR VARDAN (HÜRRİYET/16.02.2019)

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
177
0
128
0
164
0
125
0