Paylaş   
06.02.2019

SARAYIN GÖZDESİ

/

THE FAVOURITE

18. yüzyılın başlarında İngiltere, Fransa ile savaş halindedir ancak bu savaş, Kraliçe Anne´nin tahtta olduğu sarayı ve lüks yaşam tarzını pek de etkilemez. Kraliçenin yakın arkadaşı Lady Sarah, bu dönemde bir yandan sağlığı narin olan kraliçe ve onun değişken ruh haliyle ilgilenirken diğer yandan kraliçe yerine ülkeyi yönetir. Saraya yeni gelen Abigail´in, Lady Sarah´nın yamacında yükselerek kraliçesinin gözdesi olmak ortaya koyduğu meydan okumayı konu ediniyor.

SEANSLAR


YÖNETMEN:
Yorgos Lanthimos



OYUNCULAR:
Olivia Colman
Rachel Weisz
Emma Stone
Nicholas Hoult
Mark Gatiss
Joe Alwyn
James Smith



SENARYO:
Deborah Davis
Tony McNamara



GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ:
Robbie Ryan



MÜZİK:



YAPIM:
2018, İrlanda - ABD - İngiltere


DAĞITIM:
TME Films


SÜRE:
119 dakika



FİLMİN SİTESİ:
Web sitesine gidin





Yazar
- -
ATİLLA DORSAY (t24.com.tr): ´... Erkeklerin kadınlaştığı, kadınların erkekleştiği o çağda, özellikle erkekler o kabarık perukları, abartılmış makyajları, fırıl fırıl giysileriyle komik kaçıyor. Ve cinsellikle eşcinsellik kaçınılmaz biçimde at başı gidiyor, el ele tutuşuyor. Saray yaşamıysa bir alem. Adım başı, oda başı bir oyun oynanıyor ve o gülünç saray ahalisi, türlü-çeşitli hayvancığı, böceği veya kuşu yarıştırarak kumar oynuyor. Sanki bir mutlakiyet Monte Carlo´su; bir kraliyet Las Vegas´ı!.. Fonda ise yine şaşırtıcı bir müzik kullanımı var. Çoğu klasik müzikten derlenmiş. Ama yer yer sadece iki notaya ve sert bir ritme dayalı tekdüze, ama ürkünç bir müzik kullanılıyor: Bir korku filmine yakışan...Ve bu kimi sahnelerin etkisini ciddi biçimde arttırıyor. Özellikle de finalin... Gerçekten de, iki kadın portresinin sayısız tavşan eşliğinde birbirine karıştığı o sahne, filmi aşıp tüm sinema tarihinin en etkileyici sahnelerinden biri olup çıkıyor. Hem görselliği, hem de o görselliğin içinde eriyen anlamıyla. Görmelere seza!..

MEHMET AÇAR (haberturk.com): ´... "Sarayın Gözdesi", özü itibarıyla Lanthimos´un önceki filmlerinden çok kopuk değil. Belki yapı olarak çok farklı ama diğer filmleri gibi, içinde yaşadığımız dünyayı içgüdüler ve anomaliler üzerinden anlamaya çalışan bir hikâye anlatıyor... Lanthimos, sözgelimi "Köpek Dişi"nde olduğu gibi iktidarı bir tür hastalık ve anomali olarak görüyor. Saraydaki yaşam da bu anomalinin uzantısı olarak aşırılıklar ve bayağılıklarla dolu... Tarihsel gerçeklik ya da dönemin iktidar ilişkileri üzerine kayda değer bir şey söylemeyen Lanthimos için monarşi, her şeyi çürüten hastalıklı bir iktidarın simgesi... "Sarayın Gözdesi", tarihsel gerçeklere sadık kalmayan bir film... Sarah ve Abigail´in hasta kraliçenin gözdesi olma konusunda girdikleri rekabet dışında hikâyenin çoğu kurmaca... Kraliçe Anne´in hayatı boyunca yakın bir ilişki sürdürdüğü eşi de filmde tümüyle pas geçilmiş. Kaybettiği bebekler için çektiği acı doğru ama tavşanlar hayal ürünü... Gerçeklerden kopuk olması rahatsız edici olsa da "Sarayın Gözdesi"nin kendi içinde tutarlı bir film olduğu kesin. Sonuçta, Lanthimos tarihsel gerçekliği değil, hayal edilmiş bir hikâyeyi getiriyor karşımıza. Ve bu, gerçekten seyre değer, iyi bir hikâye...´

OLKAN ÖZYURT (SABAH): ´... Fakat Sarayın Gözdesi´nin tek derdi kadınlar arasındaki mücadele değil. Nihayetinde bu bir kara komedi. Lanthimos esas olarak o ihtişamlı İngiliz kraliyet dünyasını hicvediyor. Filmin senaryosunu yazmamış olsa da kendine has kara mizahla meseleye bakıyor.
Bir yandan saray dünyasının görkemli halinin insanları nasıl yozlaştırdığını anlatırken diğer yandan o görkemin aslında bir bayağılık üzerine nasıl inşa edildiğini gösteriyor. Özellikle kamera tercihleriyle görsel olarak yaptığı bu vurguları, müzik kullanımı ve kurguyla da belirgin hale getiriyor.
Ama tüm bu hicvetme ve görkemin arkasındaki bayalık eleştirisinin işlevlik kazandığı yer oyunculuklar. Lanthimos´un esas alkışı hak eden başarısı da burada. Olivia Colman, Emma Stone, Rachel Weisz müthiş bir uyum içerisinde, bilinçli bir şekilde ve gayet ciddiyetle sarkastik bir oyunculuk sergiliyor. Colman, En İyi Kadın Oyuncu dalında, diğerleri ise Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Oscar´a aday ama pekala hem Stone hem Weisz de en iyi kadın kategorisine aday olabilirmiş...´

ŞENAY AYDEMİR (EVRENSEL): ´... Lánthimos, dar mekanları, klostrofobik ortamları seven bir yönetmen. "Köpek Dişi" ve "Kutsal Geyiğin Ölümü"nde ev, "The Lobster"ın uzunca bir bölümünde ise bunaltıcı bir ormanı mekan yapmıştı hikayelerine. Ama hepsi kendi tasarladığı mekanlar olduğu için tek düze, mat renklerle bezeli ve sadeydiler. Oysa bir sarayın ev sahipliği yaptığı bu filmin mekanları onun için yeni bir alan. Oldukça görkemli bir mimari, duvarlarda resimler ve işlemeler, abartılı mobilyalar ve gösterişle kostümlerle her metrekaresi dolu dolu bir mekan bu kez hikayenin ev sahibi konumunda. Lánthimos, yalnızca karakterlerini değil mekanı da abartarak, absürtleştirerek ironik dilini tutarlı hale getiriyor. Bir röportajında zamanın kısıtlı olmasından dolayı kamerayı sürekli hareketli kullanmak ve geniş açılarda (hatta balıkgözü) çalışmak zorunda kaldığını belirtse de nihayetinde ´zorunlukluk´tan da olsa bulduğu bu estetik çözümün işlevsel olduğunu belirtmek gerek. "Sarayın Gözdesi", Abigail´in düştüğü bok çukuru, Saray´ın çamurla imtihanı, Kraliçenin çürüyen bedeni üzerinden Aristokrasinin şatafatlı görüntüsünün ardındaki gerçeği iktidar ve çevresindekiler üzerinden anlatıyor hiç kuşkusuz...´

NİL KURAL (MİLLİYET): ´... Lanthimos sinemasına yabancı olmayanlar yönetmenin zalim mizahının böyle bir hikâyede nasıl yeşerdiğini, sivri diyalogların eğlencesini tahmin edebilir. Buna oyuncuların da birbirleriyle yarışan başarıda performanslarla bu saray entrikası içinde en az yönetmen kadar eğlendiğini eklemek gerek. Yönetmen, müziğinden çarpık kadrajlara abartılı giyimlere saraydaki kadın rekabetinin zekasını ve iktidar oyununu nefes aldırmadan sunuyor. Lanthimos´un insanlara karşı takındığı alaycı bakış, İngiltere sarayı gibi bir ortamda yönetmenin sinemasının zirvelerinden birine dönüşüyor.´
UĞUR VARDAN (HÜRRİYET): ´... Tarihsel veriler bu üç kadın karakter arasında öyküde anlatılan türden siyasi dengeler ağı olduğunu söylüyor ama Lanthimos´un filmi ´serbest uyarlama´yla meselenin perde arkasını lezbiyen ilişkilerle açıklıyor. Kraliçe´nin hayatındaki en öncelikli meşguliyet ise sahip olduğu 17 tavşan ve bu sevimli yarenler, kaybettiği çocuklarını temsil ediyor. Ben filmde en çok bu metaforu beğendim. Anne´in "Bazı yaralar kapanmıyor. Bende böylesi yaralardan çok var" şeklindeki açıklamasını da filmin sinik mizahı içinde yüreğimize çarpan en vurucu cümlelerden biri olarak kaydettim.
Sonuç? Benim için Lanthimos´un en iyi filmi hâlâ ´The Lobster´, ´Sarayın Gözdesi´ ise görsel albanisi ve tarihsel ihtişamı içinde izlenmesi zevkli bir yapım ama çok da özel bir yeri tarif etmiyor. Mesela sinemasal zihnimiz aynı sularda yüzüp daha derine inen Stephen Frears´ın ´Tehlikeli İlişkiler´ini (´Dangerous Liasions´) de hatırlatıyor. Ayrıca kadınlar üzerinden bir hikâye anlatırken ´İskoç Kraliçesi Mary´ türünden sosyolojik bir bakışa yeltenmiyor (her filmden aynı perspektifleri beklemeye hakkımız yok ama yine de benzer sulara dalındığında bu konuda neler söylüyor türünden bir hissiyatın peşine düşüyoruz). Sonuç? İzlenmesi keyifli, oyunculuk performansları güçlü ve ´Oscar gecesi´ adı fazlaca anılacak bir yapım var karşımızda; bu özellikleriyle de görülmeyi hak ediyor.´

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
177
0
128
0
164
0
125
0