Paylaş   
14.01.2019

BABALAR VE OĞULLAR...

/

70'lerin ortasından günümüze... 40 yılı aşkın bir süredir bir mitin peşinden sürükleniyor bokssever sinemaseverler... Yoksul bir amatör eldivenin dünya şampiyonluğuna uzanışının destansı öyküsü, 1977'de 'En İyi Film', 'En İyi Yönetmen' ve 'En İyi Kurgu' dallarında Oscar'a uzanırken sonrasında Rocky Balbao'nun sporculuk kariyeri uzatıldıkça uzatıldı. Nihayetinde seri, altıncı filmle son noktayı koydu derken, yeni dallar filizlendirildi ve ana karakterin ezeli rakiplerinden Apollo'nun oğlu Adonis'in üzerinden bambaşka bir gelecek inşa edildi. Bir başka deyişle 2015'teki ilk adım ('Creed'), başka bir güzergâhın rotasını oluşturdu. Bu haftadan itibaren salonlarımıza uğrayan 'Creed II: Efsane Yükseliyor' yine eski defterler ve hesaplar üzerinden şimdiki zamanı oluşturmaya çalışıyor.

Ruslar yine karikatürize!
Yönetmenliğini Steven Caple Jr.'ın üstlendiği film "Apollo'nun oğlu olur da Ivan Drago'nun olmaz mı?" sorusunun cevabı adeta. Ve bu yanıyla da 'Rocky IV'ün rövanşı niteliğinde. Konu özetle şu: Adonis Johnson'ın karşısına aniden çıkan ve babasının trajedisinin izlerini silmek için çabalayan Viktor Drago, siyahi eldivene meydan okur. Film, bir anlamda iki maçlı eleminasyon sistemine dayalı final heyecanının görsel ifadesi. Bütün bu süreçte Rocky Balbao'nun tekrar Adonis'e hocalık (mentörlük) yapmasını, boks filmlerinin en temel meselesi olan düşme ve tekrar ayağa kalkma mücadelesini, ana karakterin hayatındaki mutluluk arayışını, baba olma sevincini ve asıl olarak kendisine ebeveynlik yapamadan hayatını kaybeden Apollo Creed'in intikamını alma çabasını izliyoruz.
'Creed II: Efsane Yükseliyor', zaman zaman karşı tarafa (Drago'lara yani) da bakıyor ve belki de film bu aşamalarda daha gerçekçi ve psikolojik açıdan daha derin bir yapıya bürünüyor.
Öne çıkan kimi altı çizilmesi gereken ayrıntılara gelince: Çöldeki hazırlık safhası ilginçti mesela, Amerikalı bir eleştirmenin de vurguladığı gibi bu bölümlerde 'Mad Max: Fury Road' tadı yakalıyoruz. Brigitte Nielsen'i kadroya dahil etmek de 'şık bir hareket' olmuş. Boks sahnelerine gelince; özellikle de Rusya'da maç görsel açıdan son derece iyi çekilmiş. Lakin filmin belli noktalarda rahatsız edici yanları var; o da 'Soğuk Savaş' zamanının izlerini sürmesi. Bilhassa Rusya'da destan yazmaya niyetli Amerikalı formülü, demode kalıyor. Ama Trump-Putin denklemi ve içinden geçtiğimiz dönemin arkaik reflekslere olan ilgisi düşünüldüğünde pek de şaşırtıcı durmuyor. Rus tarafının, özellikle baba-oğul Drago'ların yüzeysel çizilmiş karakterleri, işi karikatür boyutuna taşıyor.
Adonis'te Michael B. Jordan, sevgilisi Bianca'da da Tessa Thompson ikna edici performanslar ortaya koyarken Rocky'de Sylvester Stallone ise meslek hayatının en bildik karakterine bir kez daha hayat veriyor. Ben karikatürize haline rağmen Ivan Drago'da trajedisini yansıtmada özel bir ışıltı sunan Dolph Lundgren'i (yaşlanınca Sergey Bubka'ya benzemiş!) de çok beğendim.
Sonuç? Öykü Freudyen öğelerle besleniyor görünse de aslında klasik Amerikancı özellikleriyle daha fazla öne çıkıyor. İşin görsellik kısmına gelince de film etkileyici kadrajlar ve boksa ait çarpıcı bir atmosfer sunmayı başarıyor. UĞUR VARDAN (HÜRRİYET/12.01.2019)

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
177
0
128
0
164
0
125
0