Paylaş   
6.01.2019

DOĞRU HAYAT YANLIŞ BEDENLE YAŞANIR MI?

/

Ergenlik malum, herkes için büyük bir yüktür; meşakkatli bir dönemin sonunda huzura gidilen yolun kapısının açıldığı düşünülür hep. Lakin haftanın yenilerinden 'Kız'ın ('Girl') kahramanı Lara için söz konusu dönem, yaşıtlarından çok daha sarsıcı, acılı ve psikolojik açıdan derin yaralarla örülü bir sürecin ifadesidir. Çünkü Lukas Dhont'un yönettiği film, erkek vücudunda doğan ama hayatını kadın olarak devam ettirmek isteyen Lara'nın hikâyesini anlatıyor. 15 yaşında, Belçika'nın en iyi bale akademisinde sevdiği sanat dalında tutunmak için mücadele gösteren bu genç, aynı zamanda cinsiyet değiştirme ameliyatı için beklemektedir.

Bir nevi 'Siyah Kuğu'

Dhont'un Angelo Tijssens'le birlikte kaleme aldığı senaryodan çekilen yapım, öykü bazında iki damardan ilerliyor; ilk arterde Lara'nın ameliyat öncesi meseleyi sakin karşılayan tavrını, onu anlayan ve yönelimini gerçekleştirmesi için yardımcı olan babasıyla ilişkilerini, akılcı, aynı zamanda doğru duygusal tepkilerle süreci yönlendiren doktoruyla psikiyatrının çabalarını görüyoruz. Yolun karşı tarafında ise bu genç trans bireyin akademideki çabasına tanıklık ediyoruz. Öykünün bu cephesi kuşkusuz daha zorlu ve yıpratıcı; çünkü Lara hem mesleki açıdan ayakta kalma ve kendisini gösterme sınavından geçiyor hem de soyunma odasını paylaşmalarına izin verilen kız öğrenciler arasında psikolojik gelgitlerin hedefi oluyor. Bu durum onu giderek bir 'Siyah Kuğu'ya dönüştürüyor.

'Kız' aynı zamanda bir tecridin de öyküsü. Lara, hoşgörülü bir babaya ve kendisine destek veren tıp insanlarına rağmen asıl hesaplaşmayı okul ortamında yaşıyor (özellikle de sınıf arkadaşlarının birinin doğum günü partisinde). Ve bütün bu sürecin sonunda erkeklik organı giderek kendisine bir an önce kurtulması gereken bir yük gibi geliyor.

Dhont'un dengeli, detaylara hâkim ve ana karakterinin yaşadığı psikolojik tahribatları seyircinin ruhunda ve kalbinde hissettiren anlatımının yanı sıra incelikli senaryo, 'Kız'ı sade ama son derece çarpıcı bir filme dönüştürüyor. Özellikle hazmı zor finali de etkileyici bir sekans olarak zihinlerde yer edecek türden ki bir İngiliz eleştirmen, bu aşamada filmin Haneke topraklarına girdiğini yazmış!


İlham kaynağı bir gazete haberi...

Meselenin arka planına göz atarsak; yönetmen Dhont, 2009 yılında bir gazete haberinde mücadelesinin farkına vardığı Nora Monsecour'un öyküsünü sinema uyarlamayı kafasına koymuş. Uzun bir çabadan sonra hayalini gerçeğe dönüştürürken başrol oyuncusunu arama süreci de zorlu geçmiş. Nihayetinde seçmelerde ilk kez gördüğünde, diğer senarist Tijssens ve yapımcısı Dirk Impens'le göz göze gelip birbirlerine, "İşte bu" bakışı attıkları Victor Polster'de karar kılmışlar. Aynı zamanda 'Royal Ballet School Antwerp'te öğrenimini sürdüren Polster, Lara'da muhteşem oynuyor. Keza ortaya koyduğu performansla geçen yıl Cannes'da, 'Belirli Bir Bakış' bölümünde 'En İyi Oyuncu' ödülüne uzandı.

Bir yanıyla birkaç yıl önce izlediğimiz 'Danimarkalı Kız'la akrabalıklar taşıyan 'Kız', ana karakterinin açmazlarını ve hissiyatını seyirciye geçirmeyi başaran özel bir film. Kaçırmayın derim... UĞUR VARDAN (HÜRRİYET/05.01.2019)

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
177
0
128
0
164
0
125
0