Paylaş   
16.12.2018

BİR ZAMANLAR MEKSİKA´DA...

/

70'ler, Mexico City... Başkentin hatırı sayılı mahallelerinden 'Roma'da yaşayan bir aile; doktor baba Antonio sürekli 'iş gezisinde' (ama gerekçesi Kusturica'nın anlattığı öyküdekinden farklı), anne Sofia ise biri kız üçü erkek dört çocuğuyla ev içi düzeni sağlamaya çalışırken en büyük desteği hizmetçileri Cleo'dan alıyor...

Alfonso Cuaron'un son filmi 'Roma', işte temel olarak bu kısa özette gezinen otobiyografik bir hesaplaşma, hatırlatma çabası... Siyah-beyaz çekilmiş film, ülke tarihinin kaotik dönemlerinden birinde küçük bir burjuva ailenin yaşadığı 'sıkıntılara', gündelik hayatın işleyişine ve sonrasında da bu aile üyelerinin (hizmetçi Cleo da dahil) sokakla, sosyal ve siyasi gelişmelerle kesişme noktalarına odaklanıyor.

Cuaron'un 'Amarcord'u...
Cuaron çocukluğundan ve anılarından çekip çıkardığı ayrıntılarla, detaylarla ördüğü filminde bir anlamda kendi 'Amarcord'unu çekmiş. Öyküsünü perdeye taşıdığı bu topluluk bizatihi ailesi, Cleo da hizmetçileri... Fransızlar, "İlk filmler genellikle sıkıcı olur, çünkü yönetmenler kendi hayatlarını anlatırlar" der. Cuaron bugüne kadar 'Y Tu Mama Tambien' (2001), 'Children of Men' (2006), 'Harry Potter ve Azkaban Tutsağı' (2004) ve (son olarak) 'Gravity' (2013) gibi yapıtlara imza atmış deneyimli bir yönetmen; dolayısıyla kendi hayatını anlatma hamlesine 57 yaşında soyunduğuna göre ortada Fransızların bahsettiği türden bir 'sıkıcılık' yok... Lakin film belli bir noktaya kadar çok gevşek ve kendi sınırları içinde yayıla yayıla ilerliyor. Bu aşamalarda kamera ve öykü daha çok aile bireylerinin tekrarlarla dolu hayatlarına, Cleo'nun başlarda evde aynı işi paylaştığı diğer hizmetçi Adela'yla sosyalleşme çabalarına kulak kabartıyor. Bu bölümlerde Cleo'nun Fermin adlı gençle olan ilişkisi, buluşma yerleri olan sinema salonları, sonrasında hamileliği vs. ön planda. Aile cephesinde ise aslında kendi evinde bir tür misafir gibi takılan baba Antonio'nun "Bu köpek de her tarafı pisletiyor" türünden otoritesini (!) hatırlatan uyarılarını, görev yeri adresi olarak Quebec'i göstererek sahneden çekilişini ve de aileyi kendi başına bırakma aşamalarını izliyoruz.

'Corpus Christi Katliamı'...
'Roma' birçok eleştirmene göre 'yılın filmi', çoklarına göre de bir başyapıt. Beni bu yargılarla buluşturmayan gerekçe ise Cuaron'un yaklaşık bir buçuk saat kadar öyküyü alabildiğine yayması ve kendi çocukluk günlerine olan sadakati, sevdası ve romantize etme çabasıyla asıl yüreğimizi çarpacak bölümlerle seyircisini geç buluşturması. Evet, bazen böyle olur; öykünün parçaları fazla dağıtılır ve sonrasında çok çabuk, etkili bir biçimde toparlanır. 'Roma'da da benim için asıl güzellikler ve derinlikler büyük mobilya dükkânında, kameranın üstten geniş planda Meksika'nın kanlı tarihine 'Corpus Cristi Katliamı' olarak geçen resmi ve sivil polislerin para militer güçlerle birleşerek eğitim fonları üzerine gösteri yapan solcu öğrencileri katlettikleri günden kareyi (kareleri) gösterdiği anda başladı. Ki 10 Haziran 1971 tarihli bu faşist saldırıda 42 öğrenci hayatını kaybetmişti. Cuaron bu sekansı baştan sona mükemmel çekmiş (hele ki bu bölümün finalinde Cleo'nun kendi hayatına ilişkin şahit olduğu bir olay var ki, söz konusu karakterle birlikte seyirciyi de büyük bir şaşkınlığın içine çekiyor. Bir de doğum sahnesinden bahsetmem lazım; insanın yüreğine o kadar derinden ve çarpıcı bir şekilde işliyor ki...

Trump'a inat!
'Roma', çocukluk günlerinde geçmesi bakımından 'Amarcord'u akla getirdiği kadar şimdiki zamanın içinden 'Yeni Gerçekçilik'e de selam yolluyor. Kimi Amerikalı eleştirmenler bu açıdan filmin Vittorio De Sica ve Satyajit Ray gibi isimleri hatırlattığına dair yorumlarda bulunmuşlar. Bense bu konuda da şu şerhi düşmek istiyorum: Cuaron'un filmi, özellikle ilk bölümleri itibariyle 'Yeni Gerçekçilik' manzaraları sunsa da sanki böyle olmak için özel olarak uğraşmış, dolayısıyla bu haliyle dersine çalışmış bir öğrencinin elinden çıkmış hissi veriyor. Bu tür refleksler bakımından 'Roma'nın, Nuri Bilge Ceylan sinemasıyla da örtüştüğü kanısındayım.
Kimi sahnelerinde, ülke 'Kirli Savaş' adı verilen dönemi yaşarken burjuvaların av partilerindeki 'hoşça zaman' geçirmelerine de uğrayan Cuaron'un bu son adımının Oscar'ın ana dallarında aday olması muhtemel. 'En İyi Film', 'En İyi Yönetmen' ve 'En İyi Görüntü Yönetmeni'nin yanı sıra ailenin her anlamda (fiziksel ve ruhsal) dağınıklığını toparlayan Cleo'da karşımıza gelen ve ilk sinema deneyiminde harikalar yaratan Yalitza Aparicio'nun da 'En İyi Kadın Oyuncu'da aday olması büyük bir olasılık. Filmin Akademi tarafından ödüllendirilmesi elbette (geçen yıl 'Coco' adlı animasyonda olduğu gibi) Trump'ın 'Duvar' eksenli Meksika politikalarına da bir cevap niteliği taşıyacak.
Son olarak yönetmeni Cuaron'un "Beni yetiştiren iki kadın ve onları terk eden adamla ilgili" şeklinde tanımladığı 'Roma'yı kesinlikle kaçırmayın derim... UĞUR VARDAN (HÜRRİYET/15.12.2018)

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
177
0
128
0
164
0
125
0