Paylaş   
24.11.2018

´YAZ´LARI SICAK VE İSYANKAR...

/

Farkındayım, neredeyse her hafta aynı girizgâhta dolaşıyorum ama başka çare yok; çünkü ana ekseni 'müzik' olan filmler geçidi durmak bilmiyor. Malum kapıyı 'A Star Is Born' aralamıştı, ardından iki biyografik nitelikteki yapım, 'Müslüm Baba' ve 'Bohemian Rhapsody' geldi, peşi sıra 'Whitney' adlı belgesel buyur etti ve nihayetinde sahneyi 'Yaz' ('Leto') alıyor... Sinema âleminde özellikle bir önceki filmi olan 'Öğrenci'yle ('M'uchenik') tanınan Kirill Serebrennikov imzalı bu haftanın müzikal yolculuğu, Sovyet Rock Tarihi'nde önemli yerleri olan iki büyük yeteneğin, Mayk Naumenko ve Viktor Tsoy'un hayatlarına odaklanıyor.

'Yaz', bu iki ismin mesleki yolculuklarına göz atarken hem masumane bir 'aşk üçgeni'nde geziniyor hem de dönemin politik haletiruhiyesinden pasajlar sunuyor. Tarif edilen yer, 80'lerde giderek özgürlük çığlıklarının daha da yükseldiği bir ortamda, sonu Berlin Duvarı'nın yıkılmasına kadar varan sürecin belki de başlangıcı. Ve film, bu geniş başkaldırı cephesinin 'müzik' ayağında geziniyor. Öykü, genç Viktor Tsoy'un, rock camiası için çoktan efsane konumuna yükselmiş Mayk Naumenko'yla tanışması ve çok geçmeden 'usta'sının kanatları altında yükselmesiyle başlarken, belli bir noktadan sonra romantizm koridorlarına sapıyor. Burada da Naumenko'nun karısı ve çocuğunun annesi Natasha'nın Tsoy'la olan ilişkisini görüyoruz. Bu, tabii ki bir açmaz. Film, üçlü dengeyi ölçülü biçili ve ahlaki yanlarını teslim ederek anlatıyor.

'Batı özentisi' bir müzik
Öte yandan siyah-beyaz çekilen ve kimi anlarında renklenen filminde Kirill Serebrennikov, Rus müzik gruplarının parti gözetimindeki kulüplerde, mekânlarda kitleleriyle buluşmalarını aktarırken yasaklarla, korku ve şüphelerle dolu bir dünyanın resmini de çiziyor. Temel mesele elbette 'rock'n'roll'un Batı özentisi, dejenere bir yapıya sahip olduğu ve toplumun genel gidişatını, düzenini sekteye uğratacak meşgalelerden biri vasfıyla tehlike arz etmesiydi. Lakin devlet yine de bu işin 'yerli' (ve de milli) reflekslerle yapılmasına göz yumuyordu. Söz konusu müziğin icra alanı ise Leningrad'dı ve şehir, tarihsel geleneğini (yani yazı çizi sanatının buluşma noktası) müzikte de gösteriyor, birçok rock grubu sahnelerde arz-ı endam ediyor, konserler izleyenlerle dolup taşarken müdavimler hayranı oldukları sanatçıların ve grupların plaklarına sahip olmak için tatlı telaşların ve arayışların peşine düşüyordu.
Kirill Serebrennikov, döneme ait (iktidarda Brejnev vardı) bütün ana ve ara arterlerin detaylarını yansıttığı 'Yaz'da son derece dinamik bir anlatım ortaya koyuyor, zaman zaman klipvari bir üsluba göz kırpıyor, arada sahaya bir 'aktarıcı' (karakterin ismi 'Pank') sürüyor ve genel çizgileriyle çok başarılı bir filme imza atıyor. Mayk Naumenko rolünde gerçek bir müzisyen olan Roman Bilyk'i, Viktor Tsoy'da Teo Yoo'yu, Natasha'da da Irina Starshenbaum'u çizgi üstü performanslarıyla karşımıza getiren 'Yaz', bir döneme hüzünlü, melankolik bakış, sarsıcı bir ağıt sanki...

Yönetmeni ev hapsinde...
Öte yandan film kuşkusuz Leningrad'da (şimdiki adı Saint Petersburg) geçmesi ve aynı dertler etrafında yüzmesi bakımından da, bu yılın en iyilerinden olan 'Dovlatov'la birinci elden akraba... Ayrıca 'Yaz', seyircisini 'Psycko Killer', 'All the Young Dudes', 'The Passenger' gibi rock klasikleriyle keyifli müzikal yolculuğa çıkarmak; David Bowie, Talking Heads, Iggy Pop, Blondie, The Velvet Underground, Bob Dylan, T. Rex, Led Zeppelin gibi şarkıcı ve gruplar üzerinden yapılan muhabbetlere kulak kabartılmasını sağlamak; 'Zoopark' ve 'Kino' gibi grupların varlığına dikkat çekmek türünden işlevlere (!) de sahip. Serebrennikov'un filmini özellikle 'Almost Famous', 'Velvet Goldmine', '24 Hour Party People' veya 'Backbeat' türü, geçmişte benzer rotaları kullanmış yapımlardan hoşlananlara tavsiye ediyoruz.
Son bir not: 'Yaz' bu yıl ilk kez Cannes'da gösterilirken tiyatro kökenli yönetmeni ev hapsindeydi (hâlâ da öyle). Çünkü Moskova Tiyatrosu üzerinden devlet fonları aracılığıyla zimmetine para geçirmekle suçlanıyordu. Bu suç çoklarına göre, önceki filmi 'Öğrenci'yle Putin yönetimine eleştirilerde bulunmasının ardından icat edilmiş. Benzer şekilde '3 Faces' ('3 Yüz') filmi, bu yıl Cannes'da yarışırken İranlı yönetmeni Cafer Panahi de tıpkı Serebrennikov gibi kendi ülkesinde ev hapsinde tutuluyordu. UĞUR VARDAN (HÜRRİYET/24.11.2018)

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
128
0
164
0
125
0