Paylaş   
20.01.2018

ÇARESİZ BİR DERDE DÜŞTÜM!

/

Tony Gatlif, yapıtlarını daha çok İstanbul Film Festivali sayesinde tanıdığımız, sevdiğimiz, üslubuna vâkıf olduğumuz bir yönetmen. Çingene köklerinin yansıması olarak her filminde özgür ruhunun izlerine, karakterlerinin müzikle derin ilişkilerine, aşkı ve tutkuyu her şeyin önüne koyan öykülerine rastlarız. Son adımı 'Aman Doktor'da (ki orijinal ismi 'Djam') da benzer temalarla örülmüş bir serüvenin peşine takılıyoruz.
Kısaca özet şöyle: Midilli'de yaşayan ve delidolu bir kişiliğe sahip olan Djam, üvey babası Kakourgos'un isteği üzerine atıl durumda olan tekneleri için zor bulunan bir parçayı yaptırmak üzere İstanbul'a gider. Burada göçmenlere yardım etmeye çalışan fakat yaşadığı kimi olaylardan dolayı çaresiz durumda olan Avril'le tanışır. Djam, Avril'e kol kanat gerer ve iki genç kız, Yunanistan'a dönmek için harekete geçer.
En son bir tür modern 'Romeo & Juliet' hikâyesi niteliğindeki 'Geronimo'sunu izlediğimiz Gatlif, 'Aman Doktor'da çok iyi bir 'Rebetiko şarkıcısı' olan annesini Paris'te kaybettikten sonra üvey babası Kakourgas'la birlikte Midilli'ye dönen Djam (ve sonradan ona eklenen Avril tabii ki) eşliğinde bir 'Yol filmi'ne imza atıyor. Delişmen Djam, eğlenceli ama gelgitleri çok bir kişilik. Kuşkusuz annesinin de mirası kalan müzik onun bir tür yol göstericisi; eğleniyor, coşuyor, hüzünleniyor. Yol boyunca da iki genç kıza ezgiler eşlik ediyor. Özellikle de Türkçe-Yunanca sözcüklerle bezeli şarkılar... ('Aman Doktor' da bunlardan biri, nitekim dağıtımcı firma, filmin 'Türkçe' ismini şarkıdan yola çıkarak koymuş. 'İstemem Babacığım' da var.)
'Aman Doktor' izlenmesi güzel, o klişe deyimiyle 'İnsanı iyi hissettiren' filmlerden. Djam'ın 'özgür kız' modeliyle uygunluk taşıyan ve öyküye sıkça sızan 'Rebetiko ruhu', ana ve yan karakterlerinin sıra dışılıkları, köksüzlükleri (hatta bir tür vatansızlıkları) ve bütün bu uçlarda gezinme hallerine rağmen neşelerini, hayata olan bağlılıklarını yitirmemeleri, filmi bir anlamda 'Umuda yolculuk' statüsüne sokuyor. Öte yandan can yelekleriyle dolu bir sahne var ki, göçmen dramı hakkında çok şey söylüyor, seyircisinin vicdanına çok şey yüklüyor...
Oyunculuklara gelince: Djam'de Daphne Patakia tutkuyu, küstahlığı, ket vurulmazlığı, ritmi, isyankârlığı, asiliği üzerinde toplayan karakterini o kadar içten, üzerine o kadar oturtmuş bir şekilde oynuyor ki, bazı bölümlerde onu perdede büyülenmiş bir şekilde izliyorsunuz. Keza 'Sürgün'ü, Paris'te ya da Midilli'de fark etmez, her daim içinde hisseden Kakourgos'ta Simon Abkarian da çok çok iyi bir kompozisyon ortaya koyuyor.
Türkiye bölümünde 'Cümbür Cemaat' grubunun da devreye girdiği ve öykünün şenlik havasına katkıda bulunduğu 'Aman Doktor', genlerinde 'rebetiko ruhu'nu taşıyan karakteriyle kaçırılmayacak bir Tony Gatlif filmi... UĞUR VARDAN (HÜRRİYET/20.01.2018)

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
128
0
164
0
125
0