Paylaş   
18.01.2018

HAKARET

/

L´INSULTE

Lübnan'lı araba tamircisi Tony'nin hamile eşi Shirine'le çok sade bir hayatı vardır. Sokaklarındaki altyapı çalışmalarından Lübnan'a göç etmiş Filistinli ustabaşı Yasser'in şirketi sorumludur. Yasser, Tony'nin balkonundaki giderin akıttığını fark edip tamir etmek ister. Ancak Tony O'nu evine almamakta kararlıdır. Yasser dışarıdan da olsa gideri onarır. Bu olay üzerine aralarındaki husumet bir kamuoyu davasına döner.

SEANSLAR


YÖNETMEN:
Ziad Doueiri


OYUNCULAR:
Adel Karam
Kamel El Basha
Camille Salameh
Diamand Bou Abboud
Rita Hayek


SENARYO:
Joelle Touma
Ziad Doueiri


GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ:
Tommaso Fiorilli


MÜZİK:
Éric Neveux


YAPIM:
2017, Lübnan - Belçika - Fransa - ABD - Kıbrıs


DAĞITIM:
Filmartı


SÜRE:
112 dakika



FİLMİN SİTESİ:
Web sitesine gidin





Video Galerisi
Yazar
- -
ATİLLA DORSAY (t24.com.tr): ´... Film sokak sahneleri ve kalabalıkların katıldığı çekimlerle günümüz Lübnan´ından etkileyici bir manzara sunuyor. Bunda yönetmenin kamerayla kişisel ilişkisinin de rolü var. Öte yandan filmde önemli bir yer tutan mahkeme sahneleri de son derece ilginç. Bu bölümlerde, bir yandan bize yakın bir ülkede adalet mekanizmasının ve yargı sürecinin nasıl özenli, ikna edici ve olabildiğince adalet dağıtıcı biçimde yürüdüğü görülüyor. O kadın yargıç, o usta Hristiyan avukat. Ve de Müslüman emekçiyi savunan genç kadının aslında o usta avukatın kızı olduğunun ortaya çıkması. Yani karşı karşıya bir baba-kız!...Ama bu ikisinin de mesleki performansını katiyen etkilemiyor!.... Böylece bu sahneler bu konuda usta olan Amerikan sinemasını hatırlatıyor. Diyelim ki 12 Öfkeli Adam, Beklenmeyen Şahit, Nurnberg duruşmaları ya da Rüzgarın Mirası. Veya yakında göreceğimiz Fatih Akın filmi Paramparça. Hakaret kolayca bu zirvelerin yanı başında yer alabilir. Kaçırmayın...´

MEHMET AÇAR (HABERTÜRK): ´... Mahkeme sahnelerinde Amerikan sinemasının sularına fazla girilmesi ve ülkenin karıştığı bölümde filmin kendi tarzının dışına çıkması, biraz abartılı bir hal alması da aklıma takılan sorunlar. Ne var ki, "Hakaret"te hepsini geri plana iten samimi bir yan olduğunu düşünüyorum. Yönetmen Ziad Doueiri, Lübnan´daki sorunların çözümünün kolay olmadığını dürüstçe ortaya koyarken, empati ve eşitlik duygusunun altını incelikle çiziyor. "Hakaret", Lübnan ya da Ortadoğu´daki hassasiyetleri ve sorunların derinliğini bence iyi anlatan filmlerden biri... Ayrıca sadece hikâyesi değil, oyuncuları, anlatımı ve kurgusuyla da sağlam bir film.´

KEREM AKÇA (POSTA): ´... Fransa´da TV işleriyle geçinen görüntü yönetmeni Tommaso Fiorili ile kurgucu Dominique Marcombe (Doueiri´nin Batı Beyrut´u, Hücum´u hariç), el-omuz kamerasından gelen çiğ gerçekçiliğe bel bağlıyorlar. Elbette ´mahkeme filmi´ artık hantal bir alt tür. Ama sinemaya "Batı Beyrut" ("West Beirut", 1998), "Lila ve Düşleri" ("Lia Dit Ça", 2004) gibi iki fena kotarılmamış ve samimi girişle belli bir seviyenin sözünü veren Doueiri´nin son iki filminde ´tutarlılık´ ve ´dürüstlük´ adına olgun hamleler göremiyoruz. Aksine burada Hıristiyanlıkla Müslümanlığın çatışması, anlık öfke, şiddet ve adalet sistemi sorunsalı üzerinden ´etkileyici cümle´nin kovalandığı dramatik yapı çok formül ve kitabi duruyor. Böylesi Ortadoğu meseleleri Batı´ya oryantalist bir ´soru işareti´ olarak sunuldukça Lübnan sinemasının kendi kimliğini oturtması her geçen gün daha da zorlaşacaktır.´

ŞENAY AYDEMİR (gazeteduvar.com.tr): ´... "Hakaret", Ortadoğu´da yersiz yurtsuz bırakılmış halklar ve Müslüman olmayan topluluklarla temas ederken onlarca yılın birikmiş kötü hatıralarının, geçmişin hayaletlerinin hala ortalıkta dolaşmaya devam ettiğini dikkate almamız gerektiğini fısıldıyor seyircisine. Yönetmen 1998´de "Batı Beyrut" ile anlattığı iç savaşta açılan yaraların, bugün hala kabuk bağlayamadığını gösteriyor "Hakaret"te bir bakıma.
Film mahkemede geçen son bölümde biraz didaktik bir dil tutturmaya, geçmişin acılarını sıralarken sinema dilini ihmal etmeye başlasa da çarpıcı bir etki bırakıyor. Üstelik yalnızca Lübnan, Filistin, Suriye, Irak için değil Türkiye´ye de söylüyor sözünü. Böyle bir hikayeyi, filmdeki karakterleri Türk-Kürt; Ermeni- Kürt; Türk- Ermeni kombinasyonlarıyla yeniden kurgulayıp onlarca benzer hikaye üretebiliriz çünkü!´

NİL KURAL (MİLLİYET): ´... Geçen yıl Venedik Film Festivali´nin ana yarışmasında yarışan ve senaryosuyla takdiri hak eden "Hakaret / L´insulte", Ziad Doueiri´nin imzasını taşıyan Lübnan yapımı bir film. Hikaye Beyrut´ta geçiyor ve Lübnanlı bir Hristiyan ile bir Filistin göçmeninin küçük bir meseleden başlayan geriliminin toplumsal ayrışma nedeniyle geldiği ileri noktayı konu ediniyor. Film, iki insan üzerinden Lübnan tarihinin ve toplumunun portresini çıkarırken Venedik Film Festivali´nden Kamel El Basha´ya En İyi Erkek Oyuncu Ödülü getiren oyunculukları ve senaryosuyla izleyiciyi etkisi altına alıyor. İnsani bir bakışı hiç kaybetmeyen film, estetik ve yönetmenlik seçimleriyle heyecan yaratmasa da konusunu izleyicisine yansıtmadaki yetkinlikle ilgiyi hak ediyor.

CÜNEYT CEBENOYAN (BİRGÜN): ´... Film iki tarafı da anlamaya çalışan bir tutum almaya çalışıyor ve öyle yapmayı başarmış gibi de gözüküyor ilk başta. Ben filmi coşkuyla alkışladım. Barıştan ve karşılıklı anlayıştan yana güçlü bir mesaj verdiğini düşündüm. Fakat sonra filmin tortusunu, yani filmden bana ne kaldığını sorguladığımda bir eşitsizlik olduğunu fark ettim. Film, Tony´nin Filistinlilere yönelik ırkçılığa varan öfkesinin nedenlerini açıklarken tarihsel belgeleri, filmleri seyirciye gösteriyordu. Böylece kendisine solcu diyen kimi nasyonalist Filistinli örgütlerin, Hıristiyan köylerinde katliamlar yaptıklarını gözlerimizle görüyorduk. Böylece şu çok haklı soruyu sormamızı da sağlıyordu. Mağdurluk cinayet işlemeyi meşru kılar mı? Fakat film, iki tarafın da hikâyesini anlattığı iddiasındaydı. O zaman Nasser´in hikâyesini niye görsel olarak görmedik? Filistinlilerin uğradığı çok daha büyük katliamlar (Şabra ve Şatila mesela) neden aynı belgelerle gösterilmedi sorusu meşruluk kazanıyor... Filmin yönetmeni ve senaristlerinden biri olan Ziad Doueiri film sonrası yaptığı açıklamada hikâyenin kendi başından geçen bir tartışmadan esinlendiğini söyledi. Doueiri, Filistinliler hakkında ırkçı bir söz söylemiş (Şaron keşke soyunuzu kurutsaydı!) ve iş büyümüş. Doğrusu Doueiri´yi dürüstlüğü için takdir ettim. Ama böylesine ırkçı bir ifade kullanmış olmasını da yadırgadım. Doueiri, sonuçta ırkçılığını bir yere kadar dizginleyebilmiş ve filminde Filistinliye, Hıristiyan´a açtığı alanı açmamış. Ciddi sorunlarına rağmen "Hakaret" güçlü bir film ve seyredilmeli.´

UĞUR VARDAN (HÜRRİYET): ´... Doueiri´nin Joelle Touma´yla kaleme aldığı senaryo, değişen dengeleri ve küçük bir taşın suda yarattığı koca dalgaları, Ortadoğu´nun kendine özgü doğası içinde bize son derece incelikli ve basitçe aktarıyor. Ayrıca klasik iyi-kötü şablonların uzağındaki insani refleksleri ve psikolojileri son derece gerçekçi çizilmiş karakterler de öyküyü inandırıcı kılıyor. Metin, iki tarafa da hakkaniyetli bir şekilde yaklaşıyor; bu tavrın, dengeci davranmak için değil, seyircisine empati yapma fırsatı tanımak için olduğu o kadar aşikâr ki... Performanslara göz atarsak: Tony Hanna´da Adel Karam çok iyi oynuyor ama bence filmin asıl yıldızı Yasser rolündeki Kamel El Basha. Yapımcı, oyun yazarı, tiyatro yönetmeni gibi unvanlara da sahip Filistinli sanatçı, ilk uzun metrajında muhteşem oynuyor. Nitekim çabası son Venedik Film Festivali jürisi tarafından ´En İyi Erkek Oyuncu´ ödülü verilmek suretiyle taçlandırıldı. Sonuç? Oscar yarışında ne yapar bilinmez ama ´Hakaret´, derdini güçlü duygular ve performanslar eşliğinde aktaran bir yapım...´
Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
128
0
164
0
125
0