Paylaş   
06.12.2017

SUBURBICON

/

Uygun fiyatlı evleri, bakımlı bahçeleriyle Suburbicon, ailelerin huzur içinde yaşadığı bir mahalledir. Zenci bir ailenin gelişiyle rahatsız edici, ırkçı olaylar başlar. 1950'li yıllarda geçen neo-noir türündeki filmde, sakin ve sıradan insanların yaşadığı, huzurlu bir banliyö mahallesi Suburbicon'da yaşayan Gardner Lodge'un trajik bir olay sonrası mahallenin ihanet, aldatma ve şiddet dolu gizemli bölgelerini keşfe çıkarak bir kâbusun içine sürüklenmesi anlatılıyor.

SEANSLAR


YÖNETMEN:
George Clooney



OYUNCULAR:
Matt Damon
Oscar Isaac
Julianne Moore
Noah Jupe
Glenn Fleshler


SENARYO:
George Clooney
Ethan Coen
Joel Coen
Grant Heslov


GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ:
Robert Elswit


MÜZİK:
Alexandre Desplat



YAPIM:
2017, ABD - İngiltere


DAĞITIM:
Bir Film


SÜRE:
105 dakika



FİLMİN SİTESİ:
Web sitesine gidin






Video Galerisi
Yazar
- -
ATİLLA DORSAY (t24.com.tr): ´... IMDB´de baktım, özellikle Amerikan sinema yazarları filmi hiç sevmemiş gözüküyorlar. Baş nedenleri iki ana temanın hiç kaynaşmaması ve ırkçılık eleştirisinin çok arkada kalması. Bu doğru. Ama filmi tümüyle mahkum etmeye yeterli değil. En azından kara-film yanının başarısı açık. Ancak ABD dışından gelenler filmi hayli sevmiş. Özellikle de Fransızlar. Acaba niye? Bir Fransız yazarın görüşü belki buna açıklık getirebilir. Şöyle diyor: "Film ABD´nin yalnızca belli bir dönemine değil, Trump Amerika´sına da ışık tutuyor. Irkçılık, öteki´nden korku, yolundan çıkmış bir ahlakın ve sapkınlığın savunulması". Acaba en saygın ABD´li eleştirmenlerin bile bu filmi aşırı biçimde mahkum etmesi, bilinçaltlarına sızmış çağdışı bir milliyetçilikten kaynaklanmasın?´

MEHMET AÇAR (HABERTÜRK): ´... Bütün mahalle kendi halinde yaşayan sakin bir ailenin hayatını cehenneme çevirmek için elinden geleni yaparken, komşu evde yaşanan suçları görmüyor. Diğer bir deyişle, beyazların ırkçı yaygarası, Lodge Ailesi´nde olup bitenleri görünmez kılarak kötülüğü maskeliyor. Filmin tam da bunu anlatmak için çekildiğini düşünüyorum. Finalde bir mahalle sakininin olayların bütün suçunu Afrikalı aileye atması tesadüf değil. Özellikle bu ayrıntı, Trump taraftarlarının her şey için göçmenleri, siyahları suçlayan ayrımcı tavırlarını akla getiriyor ve filmin günümüz Amerika´sında olup bitenlerle ilgisini gösteriyor. Hikâye olarak fazla hesaplı ve tatmin edici olmaktan uzak bir film bu... İlk bölümdeki gizem, filmin lehine çalışmıyor. Baba-oğul ilişkisinin finalde geldiği nokta ise olayları daha karanlık kılmaktan ziyade filmi soğuklaştırıp duygusuzlaştırıyor... Politik içeriği ne kadar güçlü olursa olsun, hikâye seyirciyi kuşatamıyor. Ama "Suburbicon" ın, yönetmen George Clooney´nin ironik yaklaşımı ve tüm oyuncularıyla belirli bir seviyeyi tutturmakta zorlanmadığını belirtelim. Robert Elswit´in bol güneşli banliyö bahçeleriyle iç mekânların karanlığını karşı karşıya getiren görüntüleri de akılda kalıcı.´

ŞENAY AYDEMİR (gazeteduvar.com.tr): ´... Filmin bir türlü çerçevesini genişletememesi Coen Kardeşlerin neden çekmekten vazgeçtikleri hakkında da ipucu veriyor diyebiliriz! Çünkü tam olmamış bir senaryo var belli ki ortada. Film, açılışta seyirciye vaat ettiklerini çok kısa süre sonra unutuyor. Afro-Amerikan aileyi atıl bir noktaya itip mağduriyet gösterisi yaparken, onların karşısındakileri de ´güruh´ olarak etiketleyip bırakıyor. Lodge ailesinin iç trajedisine fazla gömüldüğü için de hikayenin filme de adını veren banliyöde geçiyor olmasının bir anlamı kalmıyor, çünkü karakterlerin dünyası ile banliyö hayatı arasındaki ilişki tam olarak kurulamıyor. George Clooney "bir Coen Kardeşler filmi olmasın" diye uğraştıkça film de ne olacağına karar veremiyor sanki. Evet, seyircinin sıkılmayacağı, temposuyla dikkatleri toplamayı başaran bir film "Suburbicon". Ancak hem seyirciyi şaşırtmak için kurulan tuzaklar kendisini erken belli ettiği için hem de karakterlerini iyi tanımlasa bile çevreyi tanımlamada yetersiz kaldığı için vasat olmaktan kurtulamıyor.´

KEREM AKÇA (POSTA): ´... Polis şiddetinin de, kendi kendini yeniden inşa eden aile kurumunun da, masum insanın kellesinin peşine düşüldüğü aile ahlakının da devreye girebildiği sistem çok sarsıcı. Afro-Amerikalılar çıkış arıyor. Bunun melankolik tarafı da ´Coenler usulü bir Clooney filmi´ni doğuruyor. "Suburbicon", Clooney´nin yönetmenlik koltuğundaki en iyi filmi. Baştan sona iyi planlanmış, karakter yaratımlarıyla Isaac´ten Monroe´ya kadar ironi depolaması yapan bir Coenesk dünya tasvir ediliyor. Her şeyden önce de bütün çatışmalar yukarıdan kameranın aldığı ´money shot´ (prodüksiyonun görkemini gösteren üst açı) ile bitecek final sekansı için sanki. Klasik cinayet, aile içi katliam melankolik ve fotokopi hale geldiği noktada Matt Damon da nefes alıyor. Coenler´in kariyerinde de yeri olan ´kara komedi distopyası´ çarpıcı sonuçlar veriyor. Elbette "Suburbicon", "Pleasantville"den önce çekilseydi daha kalıcı olabilirdi.´

NİL KURAL (MİLLİYET): ´... Coen Biraderler´in senaryosunu yazdığı, kayda değer bir yönetmenlik tecrübesine sahip Amerikan sistemini eleştiren muhalif aktörlerden George Clooney´nin yönetmenliğini üstlendiği "Suburbicon", kağıt üzerinde işleyecek bir proje. Aralarında Matt Damon ve Julianne Moore´un olduğu oyuncu kadrosu da dünya prömiyerini bu yılki Venedik Film Festivali´nin ana yarışmasında yapan filme dair iyi işaretler. En azından ortalama bir Coen Biraderler filminin seviyesinin izleyicileri beklemesi umulabilir. Ancak Clooney dönem atmosferi, oyunculuk performansları ve yapım şartları açısından belli bir düzeyi tutturan filmin tonunu bir türlü ayarlayamıyor. Film, sert ve şoke edici olmakla absürdleşebilen bir siyasi taşlama arasında bocalarken çok fazla şey söylemek istedikçe didaktikliğe saplanıyor, yolunu bulamıyor. Kariyerini banliyöler üzerinden Amerikan sistemini eleştiren Todd Solondz gibi yönetmenlerin varlığı da göz ardı edilemezken "Suburbicon", sık işlenen bu konuya kayda değer bir katkı sağlayamıyor.´

UĞUR VARDAN (HÜRRİYET): ´... Kamera arkasına George Clooney´nin geçtiği ´Suburbicon´ın senaryosunu yönetmenin yanı sıra Coen Kardeşler ve Grant Heslov kaleme almış. Filmin genel havası, olay ve esrar örgüsü bizi ´Fargo´ya götürüyor. Matt Damon´ın canlandırdığı Gardner Lodge´un hırsı ve ihtirasları sonucu raydan çıkması, art arda gelen cinayetler, aileyi tehdit eden katiller derken film bittiğinde, kendinizi aynı suda bir kez daha yıkanmış gibi hissedebilirsiniz. Ama bu durum sizi ´Suburbicon´ı izlemekten alıkoymasın derim. Ayrıca öykünün ´ırkçılık´ meselesine yaptığı vurgu da bence kayda değer...´

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
128
0
164
0