Paylaş   
12.11.2017

VE ŞENER ŞEN DE ´BİBER GAZI´ YER...

/

Orhan Veli'den mülhem 'İşimiz gücümüz budur bizim'; yönetmenleri sınıflar, tasnif eder, onların kendi yapıtlarına yüklemedikleri anlamları yükler, belki odaklarını kaydırır, başka yerlere taşır, belki de yanlış saptamalarda bulunuruz. Ne yazık ki doğamız böyledir! Bir eleştirmen olarak ben de 'Yavuz Turgul sineması'nın kahramanlarını değişen zamana, moderniteye, çürüyen sisteme ayak uyduramayan, nihai noktada kaybetmeye mahkûm bireyler olarak görürüm. Bu açıdan son filmi 'Yol Ayrımı', start alırken ana kahramanını sistemin göbeğinden (üst düzey bir işadamı) seçmesi bakımından geride kalan filmlerden farklı bir girizgâha sahip ama öykü kıyıdan az biraz açıldığında yine kendi bildik sularına kavuşuyor...

Önce kısaca hikâye diyelim: Sevgisiz bir patrondur Mazhar Kozanlı. Kendi mekanik dünyasında sürekli işletmesini büyütecek projeler peşinde koşar. Sadece kendisini değil, şirketin dişlileri arasına kattığı çocuklarını da bu sistemin ana unsurlarına dönüştürmüştür. Hoşgörüsüzdür, acımasızdır; hakkını arayan işçileri, pilavına taş karıştırdığını düşündüğü aşçısını hemen kapı önüne koyar. Ve fakat geçirdiği ağır bir trafik kazasının ardından hayata bambaşka bir kişilikle döner. Artık iyiliksever, sevgi dolu, paylaşımcı bir adamdır. Ve bu 'yeni hayat'ında ileri bir adım atar ve şirketteki yüzde 60'lık kendi payını çalışanlarla paylaşmaya, onları işletmeye ortak etmeye karar verir. Bu hamle, Mazhar'ın başta annesi Firdevs olmak üzere yardımcısı Besim ve çocukları Barlas'la Defne arasındaki mesafelerin daha da açılmasına neden olur...




'Bilemiyorum Altan!'

'Yol Ayrımı', bir dönüşümün, geçirdiği kazayla insanlığı yerine gelen bir adamın öyküsü. Film bir yanıyla Frank Capra tadı, öte yanıyla 'Yurttaş Kane' çağrışımları sunuyor. Ama temel olarak yaşadığı travma sonucu bastırdığı duygularla, o güne kadar kaçırdığı anlarla, yaşamadığı günlerle, ertelediği mutlulukla tanışan, geçmişteki hayatıyla ve bir anlamda günahlarıyla yüzleşen bir kişiliğin portresine soyunuyor. Bu yüzleşmede kendisine ayna tutan kişilerin başında ise Mekteb-i Sultânî'den okul arkadaşı Altan geliyor. Altan, Mazhar gibi karınca olmaktansa ağustosböceği kimliğini seçmiş, şiirlerle, şarkılarla, 'neyle meyle' ve tabii ki aşkla yolunu çizmiş bir şahsiyettir. Öte yandan 'yeni hayat'ın mihenk taşlarından biri de işyerindeki sisteme başkaldıran Emine adlı emekçidir. Mazhar, vicdani bir refleksle genç kadının hayatını önce dışarıdan gözler, sonra da müdahil olur... Bu arada bisiklet tutkusu da ('Bisiklet Hırsızları' eşliğinde!) travma sonrası bilinçaltından fırlayan ve kıyıya vuran bir çocukluk özlemi olarak dikkat çeker.

Yavuz Turgul, bu hikâyeyi 150 dakikalık süresine rağmen sıkılmadan izleyeceğiniz bir üslupla anlatıyor. Senaryo kuşkusuz yine bir ana karakter üzerinden ilerliyor ama kimi ara karakterler de devreye girerek öyküye ve gidişata katkıda bulunuyor, renk katıyorlar (özellikle Altan, Emine ve Firdevs). Hikâyeyi genel olarak büyük burjuva eleştirisi olarak da nitelemek mümkün, Mazhar'ın dönüşümü ve paylaşımcılığı açısından "Hâlâ, şimdi sosyalizm" olarak da...




Gülten Akın, Cevat Çapan, Hasan Ali Toptaş ve 'Anlar'...

Performanslara gelince: Şener Şen her zamanki çizgisinde. Kariyerinde 'Faşo Ağa' ('Kibar Feyzo') ve 'Züğürt Ağa' gibi adımlar bulunan bir oyuncu için Mazhar Kozanlı karakteri bir anlamda 'Şehirli ağa'nın hikâyesinin ifadesi. Ayrıca bu film, Şen adına sinema serüveninde ilk kez 'Biber gazı' yediği ve günümüz Türkiye'sinin tadına baktığı (!) yapım olarak da tarihe geçecek sanırım. 'Yol Ayrımı'nın bence asıl altını çizdikleri ise Rutkay Aziz'in, karakteri üzerinden öyküye neşe ve heyecan katan oyunculuğu, Nihal Yalçın'ın sanki 'Antabus'taki dinamizminin devamı niteliğindeki performansı ve iki yıl önce 'Çırak'ta çizdiği portreyle de dikkatleri çeken yılların tiyatrocusu Çiğdem Selışık'ın özel dokunuşu olmuş. Filmin en güzel yanlarından biri de diyaloglarda, görüntülerde Gülten Akın'ın, Cevat Çapan'ın şiirlerine, Hasan Ali Toptaş'ın kitabına, Leyla Navaro'nun kitabında yer alan 'Anlar' dizelerine rastlamamız.

Peki eksiklikler? Basın gösterimi sonrası filme ilişkin yöneltilen eleştirilerin başında 'TV dizisi' havasında olduğuna dair vurgu yapıldı. Doğrusu pek dizi izlemeyen biri olarak kendi adıma ben böyle bir duyguya kapılmadım. Bence eleştirilebilecek en önemli nokta, bazı yerlerde filmin kendisini fazla açıklaması; bu yüzden de didaktik görünmesiydi. Bir de pilavdan taş çıkması ve köpeğe araba çarpması sahneleri, filmin dingin akışı içinde çok da oturmuyor gibiydi.

Sonuç? 'Yol Ayrımı', kendinizi öyküsüne kaptırdığınızda akıp giden ve kimi yerlerinde, fark etmeden inceden inceye gözyaşlarınızı da teslim alan bir yapım olmuş. Kaçırmayın derim. UĞUR VARDAN (HÜRRİYET/11.11.2017)

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
128
0
164
0