Paylaş   
15.10.2017

BAĞRINA ´TAŞ´ BASANLAR...

/

Anne, baba ve bir kız... Öte yandan yıllar önce kaybettikleri ve umutla dönüşünü bekledikleri oğulları... Günün birinde yaşadıkları köy evinin kapısında genç bir adamı yerde yatar halde bulurlar. Anne (Emete), yaklaşık 20 yıldır kayıp olan oğlunun (Hasan) geri döndüğünü düşünür ve bu inancına, herkesi ortak olmaya çağırır. Çünkü evine alıp baktıkları kişinin gözleri aynı Hasan gibidir. Çünkü köyün tepesindeki bir tür adak yeri görünümündeki 'Duvar' da bu durumun müjdesini önceden vermiştir.
Baba (Ekber) kolay kolay ikna olmaz, ağabeyini hayal meyal hatırlayan kız kardeşte (Suna) de benzer kuşkular vardır. Köylü ise Ekber'in, babasının ölümünden bu yana sakladığını düşündüğü bir hazine planının peşindedir. Hasan sandıkları kişiyle birlikte ortaya çıkan 'Memur' da köydeki bütün taşların...
'İki Dil Bir Bavul'un iki yönetmeninden biri olan Orhan Eskiköy (diğeri Özgür Doğan'dı), artık sinemasal yürüyüşünü 'solo' sürdürüyor. Yukarıda konusunu özetlediğimiz 'Taş' da bu solo yürüyüşün ilk kurgusal adımı. Filmin en belirgin özelliği bize sunduğu atmosfer. Bu noktada Eskiköy'ün maharetinin, reji başarısının altını çizmek lazım.

Bizim Anna Magnani'miz
Küçük bir köy ölçeğinde, bir toplum panoraması çizen (bu açıdan 'Taş', Emin Alper'in 'Tepenin Ardında'sıyla yakın akraba görünüyor) yapım, inançlar üzerinden gelişen bir öyküye göz kırpıyor. Malum, 'Duvarlar' tarih boyunca insanlığın önünde bazen engel, bazen bir güvenlik kaynağı olagelmiştir. Bazen de inançların, itirafların, kişisel dökümlerin ifade alanları. Eskiköy'ün filmi, meselenin bu ikinci kısmıyla sıkı bağlar kuruyor.
Öykü, gizemlerle dolu yanlarıyla ilerlerken ve neredeyse polisiye bir tada bürünürken siyah-beyaz görüntüler ve son derece estetik kadrajlar (bu noktada görüntü yönetmeni Türksoy Gölebeyi'nin ismini analım), etkili bir atmosferin yaratılmasına imkân sağlıyor. Arka plandaki politik okumadaysa çocuklarını sisteme kurban eden ebeveynlerin dramını bulabilirsiniz. Oyunculuklar da gayet tatminkâr. Anne Emete'de karşımıza gelen Jale Arıkan'ın bizim sinemamızın Anna Magnani'si olma yönünde ilerlediğini düşünüyorum. Muhammet Uzuner de bazı kadrajlar itibariyle Dostoyevski adeta!
Filme dönersek; sanki metaforlar bir noktadan sonra ser verip sır vermez hale bürünüyor ve savunma yapan takımlar misali, film kapandıkça kapandıkça kapanıyor. Bu da şiirsel anlatımı öykü düzleminde zorluyor. Lakin yine izlenmeye, kulak kabartmaya değer bir çalışma 'Taş'. UĞUR VARDAN (HÜRRİYET/14.10.2017)

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
128
0
164
0