Paylaş   
22.07.2017

´CEHENNEM, CEHENNEM´ DEDİKLERİ...

/

Terrence Malick'in 'anti-militarist' başyapıtı 'İnce Kırmızı Hat'taki ('The Thin Red Line') çok karakterli yapı içinde en çok öne çıkan isim olan 'Er Witt' (Jim Caviezel canlandırıyordu), cehennemi ortamda bir tür delilik haliyle kendi cennetini yaratmıştı. Onun kayıtsızlığını, çizgiyi geçme halini ve ruhiyatını yüzünden okuyabilirdiniz. 'Dunkirk'ün son derece huzur veren başlangıç sahnesinde Nazilerin gökten yağan 'Teslim olun' çağrısı içeren el ilanlarının ardından başlayan yoğun ateşte, arkadaşlarını birer birer kaybeden Tommy'nin suretinde de Witt'in sakinliğini ve 'Kıyamet' tasviri içindeki iç huzurunun yansımalarını bulmak mümkün. Chris-
topher Nolan'ın bu son filmi ilk yarım saatinde (belki 45 dakika da denilebilir) sanki Malick'in başyapıtıyla aynı ruh ve beden koridorlarında dolaşıyor gibi. Lakin filmin adını aldığı 'Dunkirk Tahliyesi' (ya da bilinen tarihsel adıyla 'Domino Operasyonu') gerçek olaylara dayandığı için Nolan, Malick'in kurgusal hareket etme alanından ayrılıyor ve İngiltere tarihi için kâğıt üzerinde 'yenilgi' ama genel resim içinde 'zafer' olarak adlandırılan sürece 'gerçekçilik' bağlamında odaklanıyor.
Tarihi veriler meseleye ilişkin şunları söylüyor: İkinci Dünya Savaşı'nın başında Fransa'nın Dunkirk kıyılarında Büyük Britanya, Fransa ve Belçika ordularından oluşan yaklaşık 400 bin kişilik askeri topluluk, Nazilerin hedefindeydi. 26 Mayıs-3 Haziran 1940 tarihleri arasında gerçekleştirilen dokuz günlük operasyonla 338.226 asker kurtarıldı, 68.111 asker de ölü, kayıp ve esir olarak tarihe geçti. Winston Churchill, ünlü deklarasyonunda "Tahliyeyle zafer kazanılmaz" diyordu ama bu hamle savaşın seyrini değiştirmiş, 'Müttefikler'e dayanma ve dayanışma gücü aşılamıştı. Peki avantajlı taraf olan Naziler niye bu tahliyeye izin vermişti? 'Dur' emri Hitler'den gelmişti ama kimi tarihçiler Himmler'in, kimileri de Amiral Gerd von Rundstedt'in bu emri verdirdiğini söylüyor. Almanlar tahliyenin kısa zamanda gerçekleştirileceğine inanmamışlar ve tanklarını, havadan kolayca hareket ederek yok edecekleri 'düşman' için sahaya sürmemişlerdi.



Aksiyona ağırlık verince...
Christopher Nolan ise bu tarihsel vakayı kendince bir destana dönüştürmüş. Kuşkusuz Nolan'ın filmi Hollywood'un epik yapımlarından ayrılıyor ama naçizane kanaatim, yönetmenin üç cepheye (kara, hava ve yardıma gelen sivil bir bot) ayırarak anlattığı ve kimi zaman atlamalarıyla ('Memento' ve 'Inception'ın yanında bunlar nedir ki!) süslediği 'Dunkirk'ün 'başyapıt' unvanıyla buluşamadığı. Bunu şunun için söylüyorum; başta İngilizler (gerçi onları bir nebze anlamak mümkün ama) olmak üzere Anglosakson âleminin eleştirmen tayfası filmi çoktan 'Başyapıt' ilan etti. Evet, ses tasarımı, görüntü yönetmenliği (Hoyte Van Hoytema) ve özellikle müzik (Hans Zimmer) mükemmel ama 'Dunkirk'ün problemi şu: Kurduğu ve bize yaşattığı cehennemi atmosfer başlarda çok etkileyici, sarsıcı ama bir süre sonra büyü bozuluyor ve hikâye uzadıkça etki azalıyor. Çünkü felsefe ve anti-militarizm bir noktadan sonra kenara çekiliyor ve Nolan, özellikle havada geçen İngiliz ve Alman uçaklarının 'it dalaşları'yla aksiyona yükleniyor.

Madem 'Batman'in ayarlarıyla oynadın
Bu bir 'suç' değil elbet (üstelik tarihsel gerçekliklere sahip bir meseleye el atmışsınız) ama yönetmenin tercihleri, 'Dunkirk'ü bana kalırsa ('modern zamanlar'dan örnek veriyorum) 'Kırmızı İnce Hat', 'Atalarımızın Bayrakları', 'Iwo Jima'dan Mektuplar' gibi yapıtlardan ayrı bir ligin temsilcisi konumuna getiriyor. Hatta bende bıraktığı etki açısından 'Atonement'ın hüznünü bile bulamadım. Ayrıca örtülü bir biçimde kendisini hissettiren 'Kahramanlık' tonları da, 'Batman mitoloji'nin ayarlarıyla oynayan bir yönetmenin prim tanıyacağı bir şey olmamalıydı. Ama baştaki çarpıcı atmosferin yanı sıra film boyunca karşımıza çıkan kimi kadrajlar (Hieronymus Bosch düzeyinde olmasa da!) görsel açıdan son derece etkileyici.
Oyunculuklara gelince kuşkusuz bu tür filmlerin genel yazgısı 'Dunkirk'e de uğruyor; herkesin oyunda kalma süresi çok az. Bu ahval ve şerait altında birtakım gençlerle (Fionn Whitehead, Damien Bonnard, Harry Styles, Aneurin Barnard, Barry Keoghan, Tom Glynn-Carney vs.) tecrübelilerin (Kenneth Branagh, Mark Rylence, Tom Hardy, Cillian Murphy, James D'Arcy) uyumu gayet başarılı bir şekilde sağlanmış.
Sonuç? Düşmanın (Naziler) bir sahnedeki siluetleri hariç hiç gösterilmediği bu İkinci Dünya Savaşı draması kuşkusuz iyi bir film ama yönetmeninin tercihleri ve bazı bölümlerde altı kalın çizgilerle önümüze koyduğu "Bakın burası çok önemli" şeklindeki görsel-işitsel hamleleri, 'Dunkirk'ü benim açımdan 'Başyapıt' statüsünden uzaklaştırıyor. Bunlar tabii ki eleştirmen dertleri, nihayetinde 'Dunkirk' mutlaka görülmesi gereken bir yapım, kaçırmayın (özellikle de IMAX ekranlarda izleyin)... UĞUR VARDAN (HÜRRİYET/22.07.2017)

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
128
0
164
0