Paylaş   
24.06.2017

AH ŞU ´METAL´İST DÜNYA...

/

Madem bir serinin beşinci adımıyla karşı karşıyayız, önce 'çıkan kısmın özeti' diyelim: Efendim, vakti zamanında uzaydan devasa robotlar gelmiştir ve bunların çoğu TIR suretinde, bazıları da spor araba formundadır. İnsanların tarafında yer alanlara 'Autobots', derdi Dünya'yı ele geçirmek olanlara ise 'Decepticons' denmektedir. Yönetmenliği Michael Bay'in üstlendiği 'Transformers' serisinde bana sorarsanız, ilk üç film sıradandı. Bir önceki hamle olan 'Kayıp Çağ'da kartlar yeniden dağıtılmış ve öykü yeni karakterlerle 'yola devam' demişti. Bence dördüncü film, serinin en iyisiydi.
Bu hafta salonlarımıza uğrayan yeni adım 'Transformers 5: Son Şövalye' ('Transformers 5: The Last Knight') ise öyküsünü yenilenen rota üzerine kuruyor. Seride bayrağı Sam Witwicky'den (Shia LaBeouf canlandırıyordu) devralan 'dâhi mühendis' Cade Yeager, artık sistem tarafından 'asi' kabul edilen 'Autobot'larla 'firari' hayatı sürerken kimi gelişmeler ona, 'Seçilmiş kişi' olduğunu hatırlatıyor. Kurtarıcı konumundaki Optimus Prime ise gezegenine gidip yaratıcısı Quintessa'yla karşılaşıyor ve onun etkisine girerek bambaşka dertlerle ve 'Nemesis Prime' adıyla Dünya'ya geri dönüyor. Anlaşılıyor ki yer küre bir kez daha büyük bir tehdit altındadır ve Yeager, 'Autobot'ların yanı sıra yolunun kesiştiği İngiliz karakterlerle (kadın tarih profesörü Vivien Wembley ve Sir Edmund Burton) saldırıya karşı mücadeleye başlıyor.

Stonehenge ve uzaylı mihraklar
Senaryosunu Art Marcum, Matt Holloway ve Ken Nolan üçlüsünün kaleme aldığı 'Transformers 5', çok uzun (149 dakika) ve metin, dallanıp budaklandıkça odak kayıyor (hoş bir serideki her adım enikonu bu tür sürelere sahipti ama ben kendi adıma sadece dördüncü filmde sıkılmamıştım). Durduk yerde köklerini 'Kral Arthur' efsanesine kadar uzatan ve her şeyin kaynağını 'Büyücü Merlin'e bağlayan öykü (ki bence filmin sinematografik anlamda en güzel bölümü burasıydı), sonrasında yatağını Amerika'dan Britanya'ya taşıyor. Bu manevranın nedeni aslında sonradan anlaşılıyor; işin içine İngiliz hicvini ve aristokrasisini katmak. Nitekim bu refleks, Anthony Hopkins'in canlandırdığı Sir Burton tiplemesinde karşılığını buluyor. Ayrıca ünlü 'Stonehenge'i de uzaylılara bağlamak ince ve zekice olmuş. David Cameron'ı hatırlatan İngiliz Başbakanı'nın Downing Street'te ti'ye alınması bölümü iyiydi.
Ama filmin bütün erdemi de neredeyse bu kadar. Gerisi son zamanlarda izlediğimiz 'gürültülü' aksiyonların bildik formülleri ve de klişeleri: 'Uzaylı mihraklar'ın hedefindeki yaşlı gezegen, yok olmaya doğru giden insanlık, bu şamata içinde bile espri yapmayı sürdüren ara karakterler (ki, iyi ki varlar), bir miktar romantizm, çocuk kahraman ve işin içinde 'Metaller' (!) olduğu için de takımda yer almaya uygun, ilham kaynağı 'Star Wars'taki 'R2-D2 ve C-3PO' ikilisi olan komik bir minik robot vs.
Performanslara gelince: Tesadüf eseri son iki filmi bu hafta aynı anda vizyona giren Mark Wahlberg, 'Tranformers 5'te Tom Cruise ve Matt Damon'la birlikte "Yaş ilerlese de kaslarımızı göstermekten imtina etmeyelim" ekolünün üyesi olmayı sürdürdüğünü hatırlatıyor.

Enfes bir Merlin performansı
Öte yandan 'Westworld'de 'Robot işi'ne fazlasıyla bulaşan Anthony Hopkins'in böylesi bir filmde oynamaması zaten ayıp olurdu! Stanley Tucci, 'Sevimli ve üçkâğıtçı Merlin'de enfes bir iz bırakıyor. Lau-
ra Haddock ise 'seksi profesör' Vivian'da serinin önceki seksisi Megan Fox'un yerini doldurmaya çalışıyor.
Sonuç? Bir sonraki adımın ipuçlarını da sunan 'Transformers 5', yukarıda da altını çizdiğim gibi birkaç ince ve zevkli ayrıntının dışında uzun ve dağınık. Öte yandan film, öykü düzeyinde çekici olmayınca bizim gibi belli bir yaştaki eleştirmenler için de etki bakımından geride, çok fazla gürültüden başka bir iz bırakmıyor. UĞUR VARDAN (HÜRRİYET/24.06.2017)

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
128
0
164
0