Paylaş   
17.06.2017

BİZİ AYIRAN ´DUVAR´

/

Yönetmenlik uğraşına 'Swingers' ve 'Go' gibi bağımsız karakterli yapımlarla 'Merhaba' dedikten sonra Robert Ludlum'ın daha önce 'TV filmi' formatında sinemaya uyarlanmış romanını yeniden ve sağlam bir rejiyle perdeye taşımıştı Doug Liman. Bizde 'Geçmişi Olmayan Adam' çevirisiyle vizyona giren film (ki orijinal ismi 'The Bourne Identity'ydi), adeta ünlü klasik 'Akbabanın Üç Günü'nün şimdiki zaman uzantısıydı. 'Jason Bourne üçlemesi'nin ilk adımı olan bu yapım, Liman'daki potansiyeli de açığa çıkarıyordu. Sonrasında 'Mr. & Mrs. Smith', 'Fair Game', 'Edge of Tomorrow' gibi yapıtlara da imza attı ama 'The Bourne Identity' çizgisini yakalayamadı.
Amerikalı yönetmen-yapımcı bu kez 'Sniper: Duvar' adlı (orijinal ismi 'The Wall') son yapıtıyla huzurlarımızda. Adı üzerinden öyküsüne metaforik anlamlar ve göndermeler katılan yapım, Irak'ta Amerikan işgaliyle başlayan süreçte 'resmi' olarak savaşın bittiğinin duyurulduğu bir zaman diliminde geçiyor.
Konuyu özetlersek: İnşası tamamlanmamış bir boru hattının çevresinde bir grup ceset var ve olay yerine sonradan intikal eden iki çavuş; Allen Isaac ve Shane Matthews, etrafı kolaçan etmekle görevliler. Lakin 22 saatlik bekleyiş canlarını sıkmış durumda ve "Eğer etrafta bir 'Spiner' ('keskin nişancı') olsa hamle yapardı" düşüncesiyle yerlerini terk ediyorlar. Çok geçmeden onları bekleyen bir çift gözün olduğunu anlıyorlar. İkisi de vuruluyor, Matthews açık alanda hareketsizce yatarken Isaac de ölümcül bir bekleyişin parçasına dönüşüyor.

Shakespeare'den Edgar Allan Poe'ya...
Senaryosunu Dwain Worrell'in kaleme aldığı 'Sniper: Duvar' genel olarak bir atmosfer filmi. Yıkılmış bir yapının ayakta kalmış son duvarımsı kalıntısında, yaralı halde bekleyen bir asker, nereden geleceği belirsiz kurşun ya da kurşunlara karşı koymaya çalışırken az ötede arkadaşı yerde yatıyor. Onun akıbeti de meçhul; ağır yaralı mı ölmüş mü, bilmiyor. Bu gerilimli ortamı ve nereye savrulacağı belirsiz bekleyişi, 'sniper'la kurulan telsiz bağlantısı bir nebze kırıyor. Yüzünü hiç görmediği bir tür celladı, sürekli onu ve işgalci ABD zihniyetini sorguluyor; öte yandan muhabbetlere Shakespeare'den Edgar Allan Poe'ya uzanan bir düzey hâkim oluyor!
'Sniper: Duvar', -kapıyı ilk aralayan olması bakımından önce onun adını analım- Spielberg'ün 'Duel'i türü bir gerilim hattının üzerinde yükseliyor. Ana karakter, film boyunca karşı tarafı görmeden bir sese karşı mücadele ediyor. Filmi, öncüllerinden ayıran yan ise diyaloglardan yükselen siyasal ve sosyolojik 'atışmalar'. Sniper'ın işgalciliğe yaptığı iğnelemeler, sığınılan duvarın hem ölüme engel olan yanı hem de kültürel açıdan Doğu-Batı ikilemine yaptığı vurgu. Üstelik bu duvarın, işgal sırasında yıkılan bir okula ait olduğu düşünülürse...
Liman'ın filmi, belki noktalara kadar gerilimini sürdürmesi bakımından ilgi çekici. Diyaloglar da, günümüz dünyasındaki meselelere vurgu yaparak yer yer gönül çeliyor ama genel olarak filmin çok da çarpıcı olduğunu söylemek pek mümkün değil. Üç karakterli (Allen Isaac'te Aaron Taylor-Johnson, Shane Matthews'ta John Cena ve Juba lakaplı, birçok Amerikan askerinin hayatına kıymış namlı 'spiner'ın sesinde Laith Nakli olmak üzere), az masraflı (helikopter kiralamaya biraz para gitmiş olabilir!) filmde Liman, teknik kabiliyetlerini alabildiğince konuşturmuş ama ondan daha iyisini bekliyorduk doğrusu...UĞUR VARDAN (HÜRRİYET/17.06.2017)

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
128
0
164
0