Paylaş   
14.05.2017

KILIÇ İKTİDARDAN KESKİNDİR

/

Sinemaya Luc Besson'vari etkili bir giriş yaptıktan sonra sıradan işlere yönelen, arada sırada da ilk dönem çizgisinde yapıtlar üreten Guy Ritchie, son çalışması 'Kral Arthur: Kılıç Efsanesi'nde ('King Arthur: Legend of the Sword') ait olduğu toprakların 'Robin Hood'la birlikte en bilinen figürüne el atıyor. Film, defalarca işlenmiş bir konuya farklı bir bakış getirmek adına amcası Vortigern'in ihanetine uğrayan Kral Uther Pendragon'ın oğlu Arthur'u genelevde büyüyen ve hayatın meşakkatli yollarında bir tür mafya şefine dönüşmüş bir karakter olarak tasvir ediyor. Lakin kehanet günün birinde gerçekleşiyor ve malum kılıç 'Excalibur'u yerinden oynatarak isteksiz olduğu bir göreve (halkını kurtarmak ve tahta yeniden oturmak) soyunuyor.
'Kral Arthur: Kılıç Efsanesi'ni bol bilgisayar efektli, kurgusu hızlı (yer yer klip tadında) bir tarihsel aksiyon olarak tanımlamak mümkün. Öykü Shakespeare (özellikle 'Macbeth' ve 'Hamlet', ki bir İngiliz eleştirmen 'Aslan Kral'dan da bahsetmiş), Arthur'un küçük bir çocukken saraydan kaçışı da Hz. Musa tadı taşıyor. Diyaloglar ve kimi sahneler ise Ritchie'nin ilk adımı 'Lock, Stock and Two Smoking Barrels' havasında (ve tabii Tarantino'vari bir esinti de var).
Bu Merlin'siz (yerine güzel kadın büyücü 'The Mage' kadroda!) Arthur hikâyesi, görselliğiyle idare eden, hoşça vakit geçirten türden bir aksiyon. Malum, bu yolu 'Yüzüklerin Efendisi' açtı, sonrasında 'Game of Thrones' meseleyi dizi dünyasına taşıdı, artık salonlar ve ekranlar türevlerden ve uzak akrabalardan geçilmiyor.


Beckham Beyler de buradaymış!
Oyunculuklara gelince; en son 'Kayıp Şehir Z'de izlediğimiz Charlie Hunnam, Arthur'da idare ediyor, filmin kötü adamı Vortigern'de Jude Law, Shakespeare karakteriyle Tarantino tiplemesi arası bir portre çiziyor. Eric Bana, 'Kral Uther'de karşımıza gelirken David Beckham da 'façalı yüzü'yle 'maksat hoşluk olsun' kabilinden şöyle bir gözüküyor.
Sinemasever olarak filmin gezindiği sulara daha önce Boorman klasiği 'Excalibur' ya da romantik esintili 'First Knight' gibi yapımlarla uğramış, en son 2004 tarihli Antoine Fuqua imzalı 'King Arthur'u izlemiştik. Guy Ritchie'nin sarkastik gibi görünen öyküsünün asıl uçlara uzanan örneğini ise 'Monty Python and the Holy Grail', 42 yıl önce, 1975'te gerçekleştirmişti.
Sonuç? 'Kral Arthur: Kılıç Efsanesi', Ritchie'nin 'Gladyatör'ü olmuş. Elbette bu haftanın bir diğer İngilizi, büyük usta Ridley Scott'ın yapıtının eline su dökemez, orası ayrı... UĞUR VARDAN (HÜRRİYET/13.05.2017)

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
128
0
164
0