Paylaş   
17.12.2016

SINIFLAR FARKLI, KADERLER AYNI MI?

/

Hayatı bir evin çeperleri dahilinde geçen, yatalak kaynanasına bakan, kocası tarafından dışarı çıkması pek istenmeyen Elmas... Seks onun için acı veren bir görevden öte bir şey değildir. Tek özgürlüğü ise gizli gizli içtiği sigaradır. Şehnaz ise büyük kentli ama küçük bir taşra kasabasında görev yapan bir psikiyatr... Çoğu sosyolojik vaka niteliğinde hastalarıyla geçen günlerin bitiminde, hafta sonu İstanbul'a kocasının yanına, huzur dolu (!) evine gidiyor. Seks ise onun için bir zevk...
Konusunu yukarıda özetlediğimiz Yeşim Ustaoğlu imzalı 'Tereddüt'te işte bu sınıfları, kökenleri, eğitimleri, konumları farklı iki kadının yolları bir şekilde kesişiyor... Yönetmen, senaryosunu da kendisinin kaleme aldığı bu son filminde kadın meselesini sosyolojik ve psikolojik yönleriyle ele almaya çalışmış. Şehnaz ve Elmas, adeta Türkiye'nin iki yüzü. Hikâyenin aktığı yerde, bir anlamda durumlar eşitleniyor ve öykü bizi, "Sınıfsal farklılıklar olsa da kaderler aynı" noktasına taşıyor.
'Tereddüt' reji bakımından sorunsuz bir film. Keza görüntü yönetmeni Michael Hammon'ın hem açık mekânlarda (özellikle Şehnaz'ın öyküsünde karşımıza gelen ve uzaktan uzağa Özcan Alper'in 'Sonbahar'ına selam yollayan dalgalı sahneler) hem de kapalı mekânlarda (Elmas'ın depresif hayatından kesitler sunan bölümler) yakaladığı kadrajlar estetik açıdan olduğu kadar öykünün dertlerine yaptığı görsel destekle de kayda değer.
Ama iş senaryoya gelince 'Tereddüt'ün tereddütlü yanlarının kıyıya vurduğu kanısındayım. Öncelikle Şehnaz karakteri arkaik, sonrasında da öykünün kendi mantığı içinde inandırıcılıktan uzak. Arkaik; çünkü çizilen portre, çevresi, kocasıyla ilişkileri, diyalogları ve refleksleriyle 80 sonrasının bunalımlı entelektüel çevrelere ait tiplemelerine benziyor.

Cesur tavrı takdire değer
Öte yandan farklı kültürel kodlardan hareket etseler de kaderleri aynı iki kadın meselesi de tartışmalı; çünkü filmde çizilen Şehnaz karakterinin böylesi bir çizgiye gelmesinin ideolojik ya da sınıfsal gerekçesi pek sağlam değil. Şehnaz, kocası Cem'in onu cinsel obje olarak kullanmasına, bir sonraki adımda erkek egemen zihniyetin tahakkümüne niye izin veriyor; bunun sınıfsal bir temeli yok ki. Film, kişisel bir tercihi, toplumsal bir katmanın genel refleksi gibi sunuyor. Üstelik Şehnaz bütün bunları psikiyatr kimliğiyle yapıyor. Zaten inandırıcılığın azaldığı noktalardan biri de bu; yöredeki bütün problemli vakalarda şefkatini, bilgisini ve uzlaşma yeteneğini ortaya koyan bir psikiyatr, iş kendi hayatına gelince başarılı olamıyor (durumu 'Terzi kendi söküğünü dikemez'le açıklamak da mümkün ama filmin içinde bu mesele inandırıcı durmuyor).
Oyunculuklara gelince... Şehnaz'ı canlandıran Funda Eryiğit de, Ecem Uzun da bence sinemamızın umut ışıklarından, oyunculukları da gayet iyi; sadece Eryiğit'in karakteri yukarıda belirttiğim nedenlerden ötürü problemli. Uzun ise özellikle psikanaliz sahnesinde (teknik ismi 'Monodrama seansı'ymış) döktürüyor.
Sonuç? Kimi sinema yazarı arkadaşlarımın altını çizdiği gibi 'Tereddüt'ün cesur tavrı takdire değer ama bence senaryoda problemler var. Kuşkusuz ilgi gösterilmesi gereken bir film, "İzleyin, kararınızı kendiniz verin" derim. UĞUR VARDAN (HÜRRİYET/17.12.2016)

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
128
0
164
0
125
0