Paylaş   
24.11.2015

MARIANNE FAITHFULL: ´KORKMAK TERÖRE TESLİM OLMAKTIR´

/

Cemal Reşit Rey Konser Salonu´nda unutulmaz bir konser veren Marianne Faithfull´un bu yıl müzikteki 50. yılı... Yaşadığı büyük aşklarla bir zamanlara damgasını vurmuş, defalarca ölümün kıyısından dönmüş bir efsane, Faithfull. 68 yaşındaki İngiliz müzisyen Faithfull ile, son albümü 'Give My Love To London'dan aşka ve teröre kadar her konuda konuştuk.

- İstanbul'a hoşgeldiniz!
Hoşbulduk, ne güzel bir şehir burası. Her gelişimde daha çok seviyorum.


- Yaşamak için olmasa da güzel olduğu doğru.
Bunu söylemek, Paris'i sevmediğini söylemek gibi. Gerçi son günlerde Paris'te sokağa çıkmak biraz keyifsizdi ama.



- Tahmin edebiliyorum. Yaşananlar için çok üzgünüm.
Ben de çok üzgünüm, hepimiz öyleyiz.


- Bundan bahsetmişken; son albümünüzde ´Sparrows Will Sing (Kırlangıçlar Ötecek)´ adlı umut dolu bir şarkınız var.
Bakalım yeni şarkılarım nasıl olacak. Paris'teki olaylarla ilgili bir şarkı yazmak zorundayım.



´KORKMAK TESLİM OLMAK DEMEK, BEN TESLİM OLMAYACAĞIM´

- Peki bu yaşananlardan sonra, hala o şarkıdaki gibi iyiliğe güveniniz var mı?
Tabii ki var. Hep vardı. Hala insanoğlunun özünde iyi olduğuu düşünüyorum. Kötülük hiçbir zaman kazanmadı. Ne Hitler döneminde ne Stalin ne Lenin döneminde kazandı, kazanmayacak. Kazanacakmış gibi göründü. Çok karanlık zamanlar yaşandı. Ama sonunda kazanan kötülük olmadı.


- Şu an müzisyenlerin çoğu sahneye çıkmaya korkarken siz nasıl seyahat edip turnenize devam etme cesaretini bulabiliyorsunuz?
Başta korktum. Cuma gecesi özellikle çok korkmuştum. Francois (Menajeri ve eski sevgilisi) beni yatıştırdı. Cuma gecesi onu arayıp 'Ben korkuyorum, yanıma gelir misin' dedim. Sonra korkmamam gerektiğini fark ettim çünkü korkusuzluk çok önemli. Korkmak, teröre teslim olmak demek. Ve ben teslim olmayacağım.


- Harikasınız!
Hayır değilim, biliyorsun ben İrlanda'da yaşadım, böyle olmam normal. (Bu acı cevabı anlamayanlar, Wikipedia'yı açıp IRA hakkında okuma yapabilirler.)




'ÖLÜM EN GÜZEL MUTLU SON'

- Hala mutlu sonlara da inanıyor musunuz?
Mutlu sonlar mı? Tabii ki. Ölüm, en güzel mutlu son.


- Of, bu biraz sert oldu.
Evet, sert. O an için sert ama sonrasının harika olduğuna inanıyorum.


- Bütün kadınların aşık olduğu, tarihin en karizmatik erkeklerinin arzuladığı kadın olmak nasıl bir duygu?
Saçmalama, öyle bir şey yok.


- Marianne Faithfull ve The Rolling Stones´un solisti Mick Jagger´ın 1966-1970 yılları arasında yaşadıkları aşk, döneme damgasını vurmuştu. Faithfull o dönem, birkaç Stones şarkısını grupla birlikte kaleme almıştı.


- Bu bir gerçek.
68 yaşındayım, iki yıl içinde 70 olacağım. (Tahtaya vuruyorum)

- Umarım 70'imize gelince sizin gibi oluruz hepimiz.
Bunu söylemek çok tatlı, gerçekten hoşuma gitti. Kendimi güçlü hissetmemi sağladı.


- Son albümünüzde genç müzisyenlerle çalışmaya nasıl karar verdiniz?
Harika bir fikirdi değil mi? Grup şahaneydi. Her zamanki gibi bu fikir de Francois'dan çıktı. O çok iyi bir menajer, çok şanslıyım.


- Fransa'da yaşıyorsunuz, İngiltere hakkında iğneleyeci şarkılar yazıyorsunuz ama son albümünüzde hiç Fransızca şarkı yok, neden?
Haklısın. Yapmam lazım. Yeni albümde yapacağım.



'HERKES SEVGİYİ YAŞAMALI'

- Keith Richards sizin kendinize karşı acımasız olduğunuzu söylemişti.
Haklı. Öyleydim. (Dudaklarını çocuk gibi büzüyor, boynunu büküyor, sesi suçlu bir çocuk gibi çıkıyor) Artık o kadar olmadığımı umuyorum ama gençken çok fenaydım. Kendime karşı alabildiğince zalimdim. Ama yalnız olduğumu sanmıyorum. Hepimiz olmasa da çoğumuz öyle değil miyiz? Özellikle kadınların bunu kendilerine yaptığını düşünüyorum. Kadınlara yapılanlar bizi aşağıya çekiyor.


- 1965'te çıkan ilk albümünüz Come My Way'den son albümünüz Give My Love To London'a değişmeyen şeylerden birinin aşkın bedelini ödemek hakkında söylediğiniz şarkılar olduğunu düşünüyorum.
Come My Way'i çok seviyorum. Aşka karşı tavrım uzun zaman önce değişti. Büyüdüğüm zaman aşka inanmayı bıraktım. Şimdi sadece sevgi için yaşıyorum. Gerçek sevgi ve aşk farklı şeyler.



'AŞKIN ROMANTİZMLE ALAKASI YOK'

- Gerçek sevgi ne?
Çok büyük bir şey. Arkadaşlarınızdan, çevrenizdeki insanlardan tüm dünyaya genişleyen, yayılan kocaman bir şey. Benim amacım bunu yaşamak. Herkesin de bunu yaşamasını istiyorum.

- Tamam, sonuç olarak aşklarınızın bedelini ödediğinizi düşünüyor musunuz?
Hala romantik aşktan söz ediyorsun! Romantik aşk daniskanın önde gideni! Hala inanıyorsun buna değil mi? Buna inanmaya devam edersen, hayatının sonuna kadar acı çekmeye devam edersin.


- İyi o zaman artık şarkılarınızı dinlemekten de vazgeçmem lazım.
Şunun farkına var, benim şarkılarım değişti. Artık aşk şarkıları yazamıyorum. Aslında önceden de yazamazdım. Tek yapabildiğim şey aşk bittiği zamanki acıyla baş etme şarkıları yazmak. Ha, o acıyla ne kadar baş edebildiğimi de bilmiyorum. Sen kaç yaşındasın sevgilim?


- Ne? 36 mı? Artık bunları aşman lazım! Off böyle devam edersek, bir sigara içmem gerekecek. Tamam dur, aşkın çok güzel bir şey olduğunu hayal meyal hatırlıyorum. Vücudunun kimyası değişiyor. Zaten o yüzden öyle hissediyorsun. Bunun fizyolojik bir açıklaması var yani öyle peri masallarıyla falan, romantizmle alakası yok.



- Eski şarkılarınızı dinlediğinizde ne hissediyorsunuz?
Dinlemiyorum ki!

- Radyoda falan denk gelmiyor musunuz?
Hayır radyo dinlemiyorum, televizyon izlemiyorum.


- Son bir sorum var, günümüzde hani çok fazla 'star' var ya.
Var mı?


- Yani canım, herkes star ama kimse sizin jenerasyondaki gibi değil.
Ben çok şanslıydım. Müzik adına muazzam bir dönemde yaşadım. 20, 50'ler de iyiymiş. Aslında 50'lerde de müzik çok iyiymiş. Ama 60'lar dönemi olağanüstü. 70'ler de fena değil ve sonra aşağı düşmeye başlıyor. Hala daha tek tük yetenekli isim var. Yetenekli kadın var.

- Çok teşekkür ederim!
Ben teşekkür ederim. Gayet iyi altından kalktın bu röportajın. Bir de aşkı kafana takma, her şeyin üstesinden gelirsin, belli.



´AŞKI UNUT´
Röportajımız burada bitse de sohbetimiz bitmedi. Bulunduğumuz otelin bahçesine çıktık, başbaşa. Kibriti vardı, aldım, sigarasını yaktım. Hava rüzgarlıydı, kibriti kovboy gibi çaktığımı söyledi. Ben de 'Bu aşırı sürreal bir an, Marianne Faithfull'un sigarasını yaktım, tabii ki kovboy gibi olacağım' dedim. O hala daha aşırı flörtöz ve kadınsı oyunlarla dolu sesiyle 'Oh, beni şımartıyorsun' dedi. Sigarasından derin bir nefes aldı. 'Aşık mısın?' diye sordu. 'Hayır değilim, çok uzun zamandır kimseye aşık değilim' dedim. 'Anlıyorum ama özlüyorsun değil mi? Aşık olmayı özlüyor insan. Ben de özlüyordum, sonra geçti. Gerçek sevgiyi yaşamayı öğrendim. Ben çok zor biriyim, çok.' 'Hepimiz zor değil miyiz' diye sorarak sözünü kesmek zorunda hissettim çünkü gerçekten üzülerek anlatıyordu. Resmen kadın kadına dertleşiyorduk. 'Herkes zor ama ben daha zorum' dedi mahçup bir ifadeyle ve devam etti, 'Gençken daha da zordum. İlgi ve şevkat göstermeyip hep benimle ilgilenilmesini istiyordum. Şimdi bunu aşmaya çalışıyorum' dedi. Biraz daha devam ettik ama buradan sonrasını anlatamayacağım çünkü gerçekten karşılıklı bir dertleşmeydi ve anlatarak saygısızlık etmek istemiyorum. Fakat tekrar tekrar 'Aşkı unut' dediğini söyleyebilirim. For Wanting You şarkısında 'Bu gördükleriniz yara değil, sadece pas' diyerek boğazımıza çözülmez düğümler atan kadın, Girl On A Motorcycle filminde çırılçıplak güzelliği ile dünyanın tüm çirkinliklerine bir tokat olabilen kadın söyledi bunu. Tıpkı fotoğraflarındaki gibi sigarasının dumanını üfleyerek. çevresi çizgilerle dolmuş dudakları ve Kurtuluş'taki bakımlı bir teyzenin ellerinden farksız, güçsüz, zarif elleriyle. 70 yaşıma geldiğimde arkadaşlarımın, kardeşlerimin çocuklarına anlatacağım bir hikaye işte. 'Aşkı unut.' (HEJA BOZYEL/HÜRRİYET-23.11.2015) ÖZGÜN HABERE GİDİN

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

127
0
114
0
129
0
144
0
146
0
157
0
158
0