Paylaş   
07.04.2012

´KÜÇÜK BÜTÇELİ FİLMLER BÜYÜK ÖZGÜRLÜK TANIYOR´

/

Ümit Ünal, Ulusal Yarışma seçkisinde yer alan Nar'da, 9 ve Ara filmlerindeki gibi tek mekânda geçen film biçimine geri dönüyor. O küçücük mekânın içine adaleti, inançları, haksızlığı, fantastik öğeleri, sürprizli bir senaryoyu, intikamı ve değişimi sığdırıyor. Nar, 8 Nisan Pazar günü saat 13.30'da Atlas Sineması'nda gösteriliyor.


- 9, Ara ve Nar filmleriniz bir üçleme oluşturuyor. Üçünün de tek mekânda geçmesi bütçesel zorluklara dayanıyordu ama bu üç film tematik ve içsel bir ortaklığa da kavuştu mu sizin için?
9, "Madem paramız yok, o halde parasız nasıl yapabiliriz?" fikrinden yola çıktı. Bu fikri Ara'da tekrar canlandırdım. Geçen sene ise Nar'da buna geri döndüm. "Bütçeyi nasıl kısabilirim?" sorusu önemliydi. Bunların arasındaki diğer ortaklıklar ise zamanla ortaya çıktı. Önceden tasarlanmış bir şey değildi. Oyuncusundan mekânına kadar mümkün olan her şeyden vazgeçen, fazla olanı atan bu üslup benzerliği, tematik bir bütünlük de getirdi. Oyuncular az sayıdaydı ama film güçlü oyunculuğa, hikâyeye ve senaryodaki sürprizlere yaslanıyordu.

- Hikâye açısından bakarsak, Ara'da sizden ve sizin yakın çevrenizden gözlemler olduğu, karakterlerin böylece ortaya çıktığı okunabiliyor. Nar'da bu anlamda sizi harekete geçiren kişisel bir anı ya da mesele var mı?
Hikâyeler yıllarca gözlemlediğin binlerce şeyin birleşmesiyle ortaya çıkıyor. Hiç size dair değilmiş gibi görünen bir film de çok otobiyografik özellikler taşıyabilir. Anlat İstanbul'daki travestilerin evi, İstanbul'a ilk geldiğimde oturduğum evdi, oradaki Mimi karakteri komşumuzdu. Nar'daki aşk ilişkisi yaşadığım ilişkilere benziyor, tüm karakterler tanıdığım birilerine benziyor ya da tanıdığım birkaç kişinin toplamı. Ancak Nar'ın genel meselesi kafamı hep meşgul eden bir meseleydi. Adalet duygusunun kaybolması ve insanların haksızlığa uğradıklarını hissederek yaşamaları. Bu son 10 yıldır üzerine düşündüğüm bir konu.

- Adalet meselesi 9'da da vardı.
Evet, bu anlamda üç filmin başka bir ortaklığı daha var. Kapalı bir mekândan bütün bir ülkeye bakmaya çalışıyorlar ve üçünün de toplumsal mesajları var. Nar'da diğerlerinde olduğu kadar açık değil, gizlenmiş durumda. 9, üçü içinde en apaçık bir şekilde bu mesajı gösteren film. Nar ise bir çeşit numara yaparak, daha gizemli ve mistik bir filmmiş gibi başlıyor. Orhan Pamuk Saf ve Düşünceli Romancı kitabında da bundan söz ediyor. Romanın bir merkezi varsa, onun ilk başta görünmeyen bir şey olması lazım, diyor. İşte tam da buna benzer bir şey yapmaya çalıştım Nar'da.

- Birey odaklı hikâye anlatırken toplumla ilgili bir meseleye açılıyorsunuz ama daha da büyük pencerede tüm bunlar bir sistem sorunu değil mi? İzlemeyenler için filmin konusunu açık etmeden soralım: Nar özelinde konuşursak sağlık hukukuyla, devletin sağlıkta güvenceyi sağlayamamasına dair dertleriniz de var mı?
Bana, hikâye için, sıradan bir insanın intikam almasını gerektirecek bir durum gerekiyordu. Mühim olan haksız bir durum ve son derece masum bir kurban yaratmaktı. Benim derdim, tıp skandallarını ortaya çıkarmak değildi. Bu konuda da büyük bir araştırma yapmadım ama gazetelerde yanlış tedaviyle, yanlış ameliyatla sakat kalan, ölen kişilere dair haberler dikkatimi çekiyordu. Bu konunun gazeteye intikal edebilmesi için hukuki bir sürecinin olması gerekiyordu. Nar'daki hikâyede ise bu bile olamamış. Mağdur aile bir şekilde ikna edilmiş. Basına bile yansıyamamış sorunları. İnsanlar, televizyonda kayıp kızını arıyor, işkence eden kocasını anlatıyor. Tüm bunlar beni çok etkiliyor. Ancak gittiğim hemen hemen her gösterimde illa ki tıp dünyasından birileri "neden böyle bir konu işlediniz?" diye soruyor. Filmdeki karakter doktor değil de, bir savcı ya da hâkim de olabilirdi. Geçenlerde gazetede okudum, bir milletvekilinin oğlu bir kadına çarpmış, kadın ölmüş ve kadın bir şekilde suçlu bulunmuş. Bu kadının akrabaları, konuyu orada kapatmayı da seçmeyebilirdi. Bu da benim filmimin hikâyesi olabilirdi.

- Küçük bütçeli bir film sizi daha mı kısıtlıyor, daha mı özgürleştiriyor peki?
Küçük bütçeli filmler, insana büyük bir özgürlük tanıyor. Yaptıklarınız içinize siniyor, her şeyin hesabını verebiliyorsunuz. Büyük bütçeli filmlerde, filme para koyan kişiler bu parayı geri almanın da hesabını yaptığı için, ister istemez yaratıcı noktalara da müdahil olmaya başlıyorlar. "O müzik değil, şu müzik kullanılsın, ses öyle değil, böyle olsun" gibi. Bu durumda ister istemez bazı şeyler elinizden kaçmaya başlıyor. Sanırım büyük yönetmenler, bütçeler büyüdüğü zaman dahi aynı kontrolü sağlayabilen insanlar. Ben, büyük bütçelerle çalıştığım zaman kontrolü kaçırdığımı düşündüm. Nar'daki yapımcım Türker Korkmaz, yaratıcı anlamda bana hiç karışmadı. Kare kare filmdeki her şeyin hesabını verebilirim. Eğer beceremediysem, bu yapımcının değil benim kabahatimdir.

- Tek mekân filmlerine seyirci olarak da düşkün müsünüz?
Geçen sene, festivalin "Film Gibi 30 Yıl" seçkisi için David Mamet'in yazdığı, Stuart Gordon'un yönettiği Edmond filmini seçmiştim. Yine David Mamet'in yazdığı Glengarry Glen Ross filmini de çok severim. Tek mekân demeyelim de az mekân diyelim. Bu kapalı mekânların içinde sinema duygusu yaratabilmek çok önemli bence.

- Peki, sinemada eşcinsel kimliklerin temsiline dair fikirleriniz neler?
Genellikle eşcinsel karakterler ya karikatürize bir şekilde çizilir ya da olumsuz karakterdirler. Olumsuz olmalarının sebebi de gey olmalarıdır, gey oldukları için başlarına kötü şeyler gelmiştir. Ben, eşcinsel karakterlerde çatışmayı başka bir yere koyuyorum, çatışma sebeplerinin eşcinsellikleriyle bir ilgisi olmuyor.

- Nar'ı çekeli hayli zaman geçti. Şimdi, nasıl değerlendiriyorsunuz filminizi, bir öz eleştiri yaparsanız?
Kendi yaptığım işlere objektif olarak bakabilen biriyim. Kötü bir şey yaptığım zaman bunu görebiliyorum. Gölgesizler'in bana batan çok yeri var. Kaptan Feza tam bir iş kazasıdır. Anlat İstanbul'un eksik ve güzel yanlarını fark edebiliyorum. Ancak 9, Ara ve Nar benim içime sinen işlerimdir. Yapmak istediğimi yaptım. Elbette daha çok paramız ve zamanımız olsaydı çok daha iyi olabilirdi ama içime siniyor şu anda da.

- Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde daha önce yarıştınız ve ödüller de kazandınız. Bugün yarışmak nasıl bir his?
İlk filmim 9, En İyi Film ödülünü almıştı. Anlat İstanbul En İyi Film seçildi. Ara, Jüri Özel Ödülü aldı. Pek çok oyuncumuz da En İyi Erkek ya da Kadın oyuncu ödüllerini aldı. Bu festivalin en önemli özelliği, Türkiye'nin gerçekten uluslararası olabilen tek festivali olması. Antalya, aslında yerli sinema için önemli, tarihsel geçmişiyle de. Filminizin İstanbul Film Festivali'nde ilk gösterimini yapmak, yabancı eleştirmenlere, dağıtımcılara ulaşmak adına da çok önemli.
CEYDA AŞAR

Diğer Haber Başlıkları
Yorumlar

115
0
139
0
120
0
162
0
151
0
121
0
122
0
128
0
164
0